HAZRET-İ MUHAMMED (S.A.V.)'DEN GÜNÜMÜZE MUKADDES EMANETLER: HAZRET-İ PEYGAMBER (S.A.V.)'İN KABİR TOPRAĞI

Somuncu Baba

“Hazret-i Muhammed (s.a.v.)'in kab­rinden tamir sırasında dökülen toprak­lara “Gubâr-ı Şerîf denmektedir. İstanbul'da Topkapı Sarayı Müzesi Hırka-i Saâdet Dairesi'de 17 cm. yüksekliğindeki beyaz cam sürahi içerisinde bulunmaktadır.”

Hazret-i Peygamber (s.a.v.)¸ Hazret-i Âişe (r.a.nhâ.)'ye ait odala­rında vefat etmiş ve aynı yere defnedilmişti. Daha sonra Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) ve Hazret-i Ömer (r.a.) da bura­ya defnedildiler. Hazret-i Hasan (r.a.) Medine'de vefat ettiği zaman vasiyeti üzere kardeşi Hazret-i Hüseyin (r.a.) tara­fından ilk önce Hücre-i Saâdet'e götürül­dü. Hazret-i Hasan (r.a.)'ın buraya defnedi­leceğini sanan bazı kimseler itiraz ettiler. Büyüyen tartışmalar¸ araya girenler tara­fından yatıştırıldı ve cenaze Bakî Kabristanı'na götürüldü. Bir daha böyle hadiseler yaşanmaması için de Hücre-i Saâdet'in kapısı örülerek tamamen kapatıldı. Ömer bin Abdülaziz tarafından bu oda­nın etrafına Kâbe'ye benzememesi için beşgen şeklinde bir oda daha yapıldı ve ona da kapı yeri bırakılmadı. Daha sonra­ki asırlarda perde ile örtülen bu odanın dışı parmaklık ile çevrildi. Ziyaretçiler Kabr-i Saâdet'i parmaklık dışından ziyaret etmekte¸ parmaklığın içine ise yalnızca hademeleri girebilmekteydiler. Kabr-i Saâdet'in olduğu asıl Hücre-i Saâdet'e gir­mek ise mümkün değildir. Fakat Hazret-i Hasan'ın vefatından beri birkaç kez ta­mir için Hücre-i Saâdet'e girilmek mecbu­riyetinde kalınmış¸ tamirattan sonra du­varlar tekrar örülmüştür. Hatıratlarda Hücre-i Saâdet içindeki kabirlerin kırmızı renkli kum ile kaplandığı belirtilmektedir. Yakut ve zümrütle süslenmiş altın mah­fazadaki küçük şişeler içinde korunan iri taneli bir miktar kırmızı kum¸ tamirler sıra­sında Kabr-i Saâdet'ten alınmıştır.


 


Gubâr-i Şerîf


  Hazret-i Muhammed (s.a.v.)'in kab­rinden tamir sırasında dökülen toprak­lara “Gubâr-ı Şerîf denmektedir. İstanbul'da Topkapı Sarayı Müzesi Hırka-i Saâdet Dairesi'de 17 cm. yüksekliğindeki beyaz cam sürahi içerisinde bulunmaktadır. Yanında bulunan vesikada ise buraya ge­liş hikâyesi şöyle anlatılmaktadır:


“Harem-i Melâikhıdem-i Hazret-i Nebevî derûnunda Hücre-i Muattarâ zemîninin döşeme mermerlerini tamir ve icabına göre bazı­larının tecdîdi husûsuna nezâret olunması abd-i âcizlerine ihâle ve ta'mîre bed' olunduğunun üçüncü günü Kisve-i Şerîfe çamurdan mugayyir olmamak içün bir mikdar zeminden ref'i esnâsında Kisve-i Saâdet derûnunda mermerden masnû' cidâr-ı şerîfin kıyâmında iki aded seng-i şerîf mahallinden oynamış olduğundan kezâlik ta'mî­ri savb-ı dâiyâneme ihâle ve bu ahkarları kemâl-i ta'zîm ü tekrîm ile ol seng-i mübâreki kal' ve taslîh icün arkasında mevcûd hâk-i ıtır-nâk-i mübârekin bir mikdârını tuhûr idüp mea't-ta'zîm ü tebcîl ahz ve ta'tîr ve tebhîr ile hıfz ve ahcâr-ı mübârekenin çamurunu gülyağı ve gül suyu ve sâir revâyıh-ı tayyibe ile ba'de'l i'mâl mahalline muhkem vaz idüp vâcibü't-ta'zîm olan türâb-ı serîf-i mezkûr dahi Hırka-i Saâdet nezdinde hıfz buyrulmak üzere Der-saâdet'e götürülmüş ol­duğu… Medîne-i Münevvere'de Tarîkat-i Aliyye-i Mısriyye Meşâyihinden Mehmed Emin Efendi”


Bundan başka Mukaddes Emânet­ler arasında müteaddit defalarda ge­tirilmiş Kabr-i Şerîfe ait pek çok tozlar vardır ki¸ Cevher-i Saâdet ismiyle anı­lırlar. Cevher-i Saâdet'ler Peygamber Efendimizin kabrini çevreleyen odanın dışına asılı perdenin değiştirilmesi sırasında toplanırdı. Çoğu zaman otuz-kırk yılda bir değiştirilen perdelerin yenilenmesi sırasında Harem-i Şerîf hademele­rinden en yaşlı ve sâlih olanlar görev alırdı. Perde ile duvar arasında biriken ve yıl­larca Hazret-i Rasûlullah (s.a.v.)'a komşuluk yapan tozlar¸ Peygamber âşıkları naza­rında çok kıymetliydi. Hizmetkârları tarafından muayyen zamanlarda Hücre-i Saâdet'e girilerek süpürülen tozlar da zâyi edilmezdi.


Has Oda'daki Cevher-i Saâdet'lerden bir mikdârının üzerinde şu yazı bulunmak­tadır: “Hazret-i Fahr-i Âlem Sallallahü Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri­nin Kabr-i Şerîfinin üzerinden bin ikiyüz elli beş târîhi cülûs-ı hümâyûnda Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin izn-i şerîfleriyle bir zât girüp ahz eylediği Cevher-i Saâdet'tir. Elli yedi senesinde Ravza-i Mutahhare'de fakîre hediyye eylemişdir. Ahz eyleyen zat¸ ‘heman işbu Cevher-i Saâdet kimsede yokdur¸ kadrini bilüp hıfz oluna' (dedi). Rabbim şefaatleriyle cümlemizi mesrur buyursun. Âmîn¸ bi-hurmet-i Tâhâ ve Yâsîn. el-Fakîr eşŞeyh Muhammed Nûrî¸ Türbedâr-ı Yahyâ Efendi Kuddise Sırruhü'l-Azîz”


Büyükçe bir şişe üzerindeki kayıtta da¸ “Rasûl-i Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem Hazretleri'nin merkad-i şerîfleri gaslolunan su bulunmaktadır. İçinde olan suyu mahvolup tûtiyâ-yı dîde-i ümmet-i rûsiyahkârân olan Gubârı bâkî kalmışdır. Pek hıfz ideler. Esb etmeyeler.” denilerek Kabr-i Saâdet'in yıkandığı su olduğu¸ zamanla döküldüğü için yüzü kara ümmetin gözlerine sürme olan tozlarının kaldığı belirtilmektedir.


Osmanlı döneminde Hücre-i Saâdet Rabîulevvel ayının dokuzunda¸ Receb'in yir­mi birinde ve Zilkade'nin on sekizinde olmak üzere yılda üç kere yıkanırdı. Bu te­mizlik sırasında Hücre-i Saâdet'in Bâb-ı Şâmî isimli kapısı açılır¸ vazifeli ağalar üç bö­lüğe ayrılır¸ bir bölüğü bıçak şeklinde demirlerle kazırlar¸ bir bölüğü hurma dalından süpürgeler ve su ile yıkarlar¸ bir bölüğü de büyük süngerler ile silerlerdi. Her bölük birbiri ardınca bu işleri sırayla yaparken bir ağızdan ve yüksek sesle “Lâ ilahe illallah¸ Muhammedü'r-Rasûlullah” diye zikrederlerdi. Dışarıda bulunan ziyaretçiler de bu sı­rada salât ü selâm ile meşgul olurlardı. Bu manzara caminin içinde öyle bir hal meydana getirirdi ki herkesin vücûduna titreme gelir gözyaşları sel gibi akardı. Hazret-i Peygamber Efendimizin Kabr-i Şerîflerinden hâsıl olan suyu dışarıda bekleşen âşıklar şerbet gibi içerler¸ bu su ayrıca ağalar tarafından hatırlı kimselere hediye edilirdi.


Hırka-i Saâdet Dairesi'nde hurma dalından pek basit tarzda yapılmış küçük süpürgeler de bulunmaktadır ki¸ üzerinde kayıt olmamasına rağmen Hücre-i Saâdet'in yahut Kâbe'nin temizliğinden kaldıkları düşünülebilir.


 


Medine'nin Şifalı Toprağı


 


Ashâbdan Sâbit ibni Kays ibni Şemmâs (r.a.) hastalandığı zaman Rasulullah (s.a.v.) dua etmiş¸ Medine'deki Buthan vâdîsinden toprak getirtip üzerine su döke­rek nefes etmiş¸ suyu hastanın üzerine serpmişti. Hazret-i Âişe (r.a.)'den ge­len bir rivayete göre de yara veya çıban gibi rahatsızlıklardan muzdarip olan kişi­ler için Rasulullah (s.a.v.)¸ tükürüğünü sürdüğü şehâdet parmağını toprağa bular ve “Allah'ın ismiyle. Arzımızın toprağı¸ bazımızın tükürüğü¸ Rabbimizin izniyle şifa ola­caktır.” diyerek yaraya sürerdi. Tıbb-ı Nebevî üzerinde çalışan bir kısım âlimler¸ bu hadislerden yola çıkarak¸ Medine gibi sıcak iklimlerde güneşin harâretiyle dezen­fekte olmuş temiz toprağın yaraları kurutup iyileştirmekteki tesiri üzerinde dur­muşlar; bir kısım âlimler de bazımızın tükürüğü ile Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in tü­kürüğünün¸ arzımızın toprağı ile Medine toprağının kastedildiğini¸ Rasûlullah (s.a.v.)'ın bunları vesile ederek Allah'ın ismiyle şifa taleb ettiğini belirtmişlerdir.


Rasûlullah (s.a.v.)'ın şifa için dua ederek kullandığı vadinin toprağından Mukad­des Emânetler Dairesi'nde de bir miktar muhafaza edilmektedir. Kalıplarla tablet şekline getirilen toprakların üzerinde¸ “Allah'ın ismiyle; Arzımızın toprağı¸ bazımızın tükürüğü¸ Rabbimizin izniyle şifa olacaktır.” duası yazılıdır. (Bkz: Hilmi AYDIN¸ Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler¸  İstanbul¸ 2004.)

Sayfayı Paylaş