HASET EDEREK YAŞAMAK

Somuncu Baba

Mutlu insan kendi hayatını yaşayabilendir. Elindeki nimetlere şükretmesini bilen¸ başkalarını kendisine ölçü almayandır. Kendisinden daha iyi durumda olanlara haset etmeyen¸ başkaları bir musibete uğradığında bundan keyif almayandır. Allah'ın herkese ihsanda bulunmasını talep eden¸ başkaları için her zaman iyilik düşünendir. Velhasıl iyi kalplidir.

Mutlu insan kendi hayatını yaşayabilendir. Elindeki nimetlere şükretmesini bilen¸ başkalarını kendisine ölçü almayandır. Kendisinden daha iyi durumda olanlara haset etmeyen¸ başkaları bir musibete uğradığında bundan keyif almayandır. Allah'ın herkese ihsanda bulunmasını talep eden¸ başkaları için her zaman iyilik düşünendir. Velhasıl iyi kalplidir.


Başkalarını kendisine ölçü alan¸ onların elde ettiklerini elde etmeye çalışan¸ kıskanan ve haset eden¸ hep bende olsun başkalarında olmasın diyenlere gelince… İşte bunlar hayatı kendilerine zehir edenlerdir. Diğer insanların başarılarını hazmedemeyenlerdir. Kendi hayatlarını yaşayamayanlardır. Böylesi insanlara baktığımızda şöyle bir tabloyla karşılaşırız:


Kendi başarılarından haz almaz


İnsan sürekli olarak etrafındaki kişileri takip ettiğinde kendi başarılarından keyif almaz. Çünkü her zaman açtır. Müthiş bir doyumsuzluk içindedir. Kanaat duygusu körelmiştir. İçinde bulunduğu nimetlere¸ elde ettiklerine şükretmez. Pek çok insanın onun sahip olduklarından yoksun olduğunu aklına getirmez. Hep daha fazlasını ister. Çünkü gözü başkalarında olduğundan kendi kazandıkları ona yetmez. Etrafındaki kişilerin kazandıklarını da elde etmek ister. Her zaman en çoğunu kendisinin elde etmesini arzular. Elindekileri başkalarıyla kıyasladığından elde ettiği gözünü doyurmaz. Hele başkası da onun gibi bir başarı elde etmişse kendi başarısı hiç gözüne gelmez. Hatta kendi başarı ona elem bile verir. Neden daha fazla kazanamadım diye hayıflanır.


Mutsuzdur


Başkalarını takip eden insan hırsından ve tamahından ötürü her zaman huzursuzdur. Gülerken bile mutsuzdur. Zihni birilerinde olduğundan hiçbir şey onu gerçek anlamda keyiflendirmez. Mutsuzluğunu evine de taşır. Başını yastığa koyduğunda rahat uyuyamaz. Sürekli planlar yapar. Geceleri kâbuslar görür¸ sayıklar. Silkinerek yataktan fırladığı çok olur. Sabahleyin çoğu kez yorgun olarak kalkar.


Böylesi insanların en mutsuz oldukları an kendilerini kıyasladıkları kişileri gördükleri anlardır. İşte o anda normal düşünme duygularını kaybederler. Moralleri tamamen bozulur. Kıskandığı kişi aynı iş yerinde onun önündeyse¸ ona daha çok değer veriliyorsa¸ daha başarılıysa bunu asla hazzedemez. Onun başarıları veya kazandığı itibar bir ok gibi yüreğine saplanır. Aynı havayı teneffüs ettiği ortam dünyada yaşadığı cehennem gibidir.  Bu yüzden haset ettiği kişiyi gözünün görmemesi için çırpınır durur.


Her zaman düşüncelidir


Haset ediciler zihinleri sürekli meşgul olduğundan dolayı her zaman dalgındırlar. Hırs ve aç gözlülük¸ başkalarının önünü kesme düşüncesi onları hâkimiyeti altına aldığından kendilerini bu düşüncelerden kurtaramazlar. Hem önlerindeki işe hem de haset ettikleri kişiye odaklandıklarından dolayı bedenleri iki ağır düşünceyi aynı anda taşıyamaz ve bunu dışarı yansıtırlar. Sizinle konuşurken dalıp giderler. Sanki dünyanın tüm sorunlarını çözme görevi kendisine verilmiş gibidirler. O yüzden de onlarla oturup konuşmaktan hoşnut olmazsınız. Ağzınızın tadıyla bir sohbet edemezsiniz. Bedenen yanınızda olmasına rağmen aklı başka alanlarda gezindiğinden dolayı bir konuşmayı doğru düzgün tamamlayamazsınız. Sizinle konuşur görünmesi canınızı sıkar ve bir an önce yanından kalkmak istersiniz.


Kalbi yorgundur


İnsanların genç yaşlarda çeşitli hastalıklara mübtelâ olmalarının veya kalp krizi geçirerek vefat etmelerinin pek çok nedeni vardır. Ancak stres insan ömrünü yiyip bitiren hususların başında gelmektedir. Başkalarının hayatını ve elde ettiklerini kendisine ölçü alan kişi¸ kalbine bu şekilde dayanamayacağı kadar yük yüklemiştir. Bedenine merhameti olmayan biridir¸ kalbinin düşmanıdır. Etrafına o kadar çok odaklanmıştır ki¸ kalbi sıkıntı üstüne sıkıntı¸ acı üstüne acı yüklenir. Bazı zamanlar üzerine olan baskı o kadar fazla olur ki¸ rahatsızlıklar başlar. Sahibinin kendisini düzeltmesi için düzensiz çarpıntılar sergiler. Bazen uyarının dozunu artırarak krize girer. Uyarıları anlayacak kadar izan sahibi olan kişi kendisini bundan sonra toplar ama hâlâ durumunun farkında olmayan için yapacak bir şey yoktur. Çok kısa bir süre vücudunu yere serecek kuvvetli bir krizle dünyası değişiverir.


Buradan şunu anlıyoruz: Haset eden kişi en büyük zararı kendisine vermektedir. Büyük ihtimalle haset ettiği kişinin onun bu düşüncelerinden haberi bile yoktur¸ varsa da umursamaz. Ama bir insanı kendisi için problem edinmiş olan insan bu problemi sürekli olarak içinde taşıdığı için acısını her zaman kendisi çeker. Ne acıdır¸ tamah ettiği kişi hayatını yaşarken¸ o beri tarafta hayatı kendisine zehir etmekle meşguldür. Dolayısıyla hasetten en büyük darbeyi her zaman için hasetçi yer.


Harama helale dikkat etmez


Başkalarının başarısını çekemeyen ve onların elde ettiklerinden daha fazlasına sahip olmak isteyen insanda haram helal titizliği zayıflar ve bir müddet sonra kaybolur. Gözünü bürüyen hırs Allah korkusunu geri plana iter. Bütün hedefi elde etmek istediğini kapmak¸ kaybetmesini istediği kişinin zarar etmesini sağlamak olduğundan artık önünde helal haram diye bir çizgi kalmaz. Amaçlarını gerçekleştirmek için her türlü yolu denemeye başlar. Haset ettiği kişinin ardından onu küçültücü¸ tahkir edici¸ alay edici konuşmalar yapmak vazgeçemeyeceği bir huy olur. Bundan hırs dolu bir zevk alır. Bunun yanında yarıştığı kişinin önüne çeşitli engeller çıkarmak için çabalar. Bütün çabalarına rağmen başarılı olamazsa iftira atmak da dâhil olmak üzere her yolu dener. Hatta fırsatını bulursa bizzat onun bedenine veya malına zarar vermek için vesileler kollar. Bir kere gözünü hırs bürümüştür. Hedefine erişmeden onu durduracak bir şey yoktur.


Âyette “Haset ettiğinde¸ haset edenlerin şerrinden… sabahın Rabbine sığınırım.”[1] buyrulmasının hikmetlerinden biri budur. Zira kindar ve kıskanç kişi bir kişiyi kendisine problem edindiğinde ona bizzat zarar vermek için de uğraşır. İşin kötüsü¸ bu zararın nereden geleceğini tahmin edemezsiniz. Çünkü sizin için planları olan kişi her fırsatı kollamaktadır.


Bakışları zararlıdır


Başkalarının elindeki güzelliklere her zaman haset ile tamah eden insanlarda müthiş bir çekememezlik olduğundan bakışları saplantılıdır. İnsanı rahatsız edicidir. Böylesi gözleri gördüğünüzde onların içten olmadığını hemen anlarsınız. Yüzlerini kaplayan sözde sevecenliğe kanmazsınız. Zira dışarı yansıtmaya çalıştıkları memnuniyet soğuktur¸ yapmacıktır. Ne kadar gizleseler de çekemezlikleri kendisini ele verir.


Bu insanlar başkalarına kilitlenmiş bir yaşam sürdüklerinden dolayı gözleri sürekli başkalarının ve onların sahip oldukları üzerindedir. Bu nedenle de nazarları çok güçlüdür. Kendilerini odaklayarak baktıklarından dolayı bakışlarının olumsuzluğu insan üzerinde etkili olur. Buna maruz kalan kişi rahatsızlanır¸ etkisi altına alır. Böyle bir durum yaşadığınızda üzerinizdeki anormalliğin o kişiyle görüşmeden sonra oluştuğunu hemen anlarsınız. Bu insanların nazarlarından korunmak için görüşmeyi olabildiğince azaltmak ve onunla konuşurken mevzuyu sizin üzerinizden başka alanlara çekerek dikkatini dağıtmak son derece yararlı olacaktır. İlgili âyetleri okuyarak dua etmek de son derece faydalıdır.


Allah bu halden hoşnut değildir


Her insan şöyle veya böyle bir takım günahlar işleyebilir. Hatta amellerimizde bile noksanlıklar olabilir. Allah'ın geniş rahmetine sığınarak eksiklerimizin mazur görülmesini¸ günahlarımızın bağışlanmasını talep ederiz. Dolayısıyla günah işlememiş bir insan tasavvur edilemez. Ancak Allah Teâlâ'nın ameller kadar önem verdiği çok önemli bir husus daha bulunmaktadır. O da kalp temizliğidir¸ iyi niyetli olmaktır¸ fesat olmamaktır. Dolayısıyla kalbi temiz olmayan kişi ibadetlerini yerine getirmeye devam etse bile Allah'ın istediği kulluğu gerçekleştiremiyor demektir. Nitekim âyette şöyle buyrulmaktadır: “O gün ne mal fayda verir ne de evlat! Ancak Allah'a temiz bir kalp ile gelenler müstesna.”[2] Bir diğer âyette de sahibimiz şöyle ferman etmektedir: “Kendini arıtan saadete ermiştir. Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.[3] Buradan şunu anlamaktayız: İnsanın bir takım hataları olabilir ancak içinden bunlara pişmanlık duymalıdır. Bunun yanında¸ iyi niyetli olmalıdır. Kalbi fesat yuvası olmamalıdır. Başkalarının kuyularını kazma planları yapmamalıdır. Çevresindekilere karşı güzel duygular beslemelidir. Bu şekilde olmadığı takdirde kalbinde taşıdığı kötü duygular âhirette en çok sıkıntı çekeceği hususlar olacaktır.


Haset hastalığının ilacı


Kıskançlık gerçekten de büyük bir problemdir ve insanların çok önemli bir kesimi bundan muzdariptir. Nitekim nice insan nefsinin hasedi ve tamahı ardından hem dünyasını hem de âhiretini hebâ etmiştir. Hapishanelerde çürüyen mahkûmların önemli bir kısmı bu yüzden içeridedir. İnsan neden bu düşünceden kurtulamaz diye sorulacak olursa¸ buradaki temel sorunun Allah korkusunun ve hale rıza gösterme duygusunun azlığı olduğunu görürüz. Allah korkusu taşıyan bir insanın başkalarının kötülüğünü istemesi düşünülemez. Acziyetini düşünerek sadece kendi hatalarını düzeltmek üzerine odaklanır¸ başkalarıyla uğraşmaz.


Müslümanın iki temel ilkesinin olması gerekmektedir: Birincisi¸ yaşadığımız hayatı kendi içimizde güzelleştirmek zorundayız. Elimizdeki nimetlere hamd edip halimize razı olmak durumundayız. Elimizdekiyle mutlu olamazsak hayatı kendimize zindan ederiz¸ mutlu olamayız. İkincisi: Başkalarını kendimize ölçü almamalıyız. Sadece kendi hayatımızı yaşamalıyız. Birilerini kendi hayatımızın orta yerine koyup onlara göre yaşam sürmemeliyiz. Zira böyle bir hayat bizim yaşantımız olmaktan çıkar. Başkalarına endeksli bir ömür olur. O nedenle Hz. Peygamber (s.a.v)'in buyurduğu gibi¸ bu illetten kurtulmak için istiğfar etmeli[4]  ve başkalarını takipten vazgeçmeliyiz.


Eğer illa da haset edeceksek işte bunun ölçüsü: “Haset sadece şu iki kişiye yapılabilir: İlki Allah'ın Kur'an ilmi verdiği kişidir. Bu kişi¸ gecenin saatlerinde¸ gündüzün (muayyen) zamanlarında Kur'an okur. Onu kıskanan kim­se de: 'Keşke şu adama verilen Kur'an nimeti gibi bana verilmiş olsaydı da onun gibi ben de amel etseydim' der. Diğeri de Allah'ın mal verdiği kişidir. Bu kişi de¸ malını hak yolunda harcar. Onu¸ kıs­kanan kimse de: ‘Keşke şuna verildiği gibi bana da mal verilseydi de¸ ben de onun yaptığı gibi hak yolda harcama yapsaydım.' der.”[5]






[1] 113/Felak¸ 1-5



[2] 26/Şuar⸠87-89



[3] 91/Şems: 9-10



[4] Beyhakî¸ 10/232



[5] Buhârî¸ 4638

Sayfayı Paylaş