HARAMLARI KANIKSAMAK

Somuncu Baba

"Haramlara bulaşmak mikrop kapmaya benzer. İnsan bunun tedavisine gitmediğinde vücudu hasta olabilir. Buna rağmen tedavi yoluna bakmazsa bedenine büyük zarar verebilir¸ belki ölümüne bile sebep olabilir. Bu nedenle hastalığın ilk başlangıcında erken teşhis ile tedaviye başlamak son derece önemlidir."

İnsanın dinî hassasiyetleri dini ne kadar yaşadığıyla orantılıdır. Mü'min kişi¸ haramlardan azami derecede kaçınıp helallerle yoluna devam etmeye çalışırsa¸ dinî hassasiyetleri sürekli artar; Allahu Teâlâ'yı gerçek anlamda daha çok sevmeye başlar; Kur'an ve sünnetin ona gösterdiği yol yaşam çizgisi olur. Öyle olur ki¸ şüpheli şeylere bulaşmak bile kendisine ağır gelir; bir harama düşecek olduğunda¸ bunun olumsuz rüzgarı bedenini kasıp kavurur¸ kalbi galeyana gelir ve beynini hafakanlar basar; "Nasıl oldu da bunu işledim" diyerek üzüntüden kendisini yiyecek hale gelir; rabbine yönelir; nefsine uyarak amel defterine haram yazdırdığı için gözyaşı döker; pişmanlığını dile getirir: bir daha yapmamak yönündeki azmini ortaya koyar:


"Ancak tövbe edip hali düzeltip hakkı söyleyenler başkadır. Ben tövbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim."[1]


Kulluk bilinci kalplerinde yer tutmuş olan bu insanların çok güzel bir özelliği vardır: İbadetlerden müthiş haz alırlar: gönülden isteyerek ve arzulayarak yaptıkları için kulluk görevleri onların üzerinde bir yük değildir; bir ibadeti bitirdikten sonra diğer ibadeti gözlerler; "Vakti gelse de onu da eda etsem." diye düşünürler. Namazları sürekli camilerde kılmaya gayret edenlerde bunu görürüz; daha ezan okunmadan abdestlerini alırlar ve camiye gitmek için hazırlıklarını yaparlar; kendilerini camiye gitmeye endekslemişlerdir. Sabah namazı için kalkıp mescidin yolunu tutmak onlar için büyük bir keyiftir; Allah'ın evine gidemediklerinde ise içlerinde bir şeyin eksik kaldığını hissederler¸ huzursuz olurlar:


"Âhiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama âhirette bir payı bulunmaz."[2]


Bu insanlar kul hakkına dikkat ederler; başkalarının hukukunu ihlal etmemeye titizlenirler; andıkları kişinin duyması durumunda rahatsız olacağı sözleri gıyabında söylemezler; köyde yaşıyorlarsa yan komşunun bağına bahçesine zarar vermezler; arazilerin sınırlarıyla oynamazlar. Esnaf iseler tartıda hile yapmazlarİ müşterinin fiyatlardan haberdar olmamasından yararlanarak malı fâhiş fiyatla satmazlar. Hayvancılık yapıyorlarsa Kurban Bayramı öncesinde suni yöntemlerle hayvanı semiz göstermeye ve bu yolla daha fazla para kazanmaya gayret etmezler. Keza sattıkları ürüne aynı cinsten ucuz ürün veya başka bir şey katarak kısa yoldan zengin olma yoluna girmezler. Bunları ve benzeri yanlış işleri yaparak başkalarının haklarına tecavüz etmezler. Çünkü diğer insanlar görmese bile kendilerini bir görenin olduğunu mutlaka bilirler:


"Bizleri aldatan bizden değildir."[3]


 


Hassasiyetler Körelmeye Başlayınca


 


İşin güzel tarafı¸ bunları yapmaktan kaçınırken sadece cehennem korkusuyla kötü fiilden uzak durmazlar. Şöyle ki¸ Allahu Teâlâ kul hakkı yiyenleri cehennemle korkutmasaydı ve hatta cehennem diye bir azap yeri olmasaydı bile bu yanlışların içine yine de düşmezlerdi. Çünkü İslâm'ın insana kazandırdığı güzel ahlak bu işleri yapmalarına engel olurdu. Vicdanları ve imanları böylesi hak ihlallerinin içine düşmelerine mâni olurdu.


Helal ile harama son derece dikkat eden böylesi insanlar¸ çevrelerinin etkisiyle dinî hassasiyetleri ve kulluğa düşkünlükleri gevşemeye başladığında¸ ilk başlarda haramlara düşmek onlara son derece ağır gelir. Ancak bu şekilde devam etmeyi sürdürdüklerinde artık yavaş yavaş haramlar helallerin yerini almaya ve hassasiyetler körelmeye başlar. Artık yeni bir yaşam tarzına doğru yelken açmış durumdadırlar. Bir müddet sonra işledikleri haramlar yüreklerinde hafiften sızıntılar hissettirir gibi olur ama yeni yaşamları onları bir kere kavramış ve yakalamıştır. Kurtulması çok zordur. Bu yaşamı sürdüre sürdüre sonunda farklı bir insan olup çıkarlar. Artık helal haram çizgisi geçmişte kalmış birer hatıra mesâbesindedir.


Bunu derken¸ dinimizi Allah'ın murad ettiği şekilde yaşamamızın ne kadar zorlaştığını hepimiz biliyoruz. Günlük hayatımızı kontrol ettiğimizde¸ haramlara düşmemize ve bunlara alışmamıza neden olacak pek çok tuzağın önümüze çıktığını görüyoruz. Meselâ Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ peş peşe sürdürülmeyen harama bakışın Allah katında affedildiğini beyan etmektedir:


“Ya Ali! Bakışı diğer bakışın peşine takma. Zira senin lehine olacak (günah olmayan) birincisidir¸ ikincisi değildir.”[4]


Oysa insan¸ internette veya başka bir yerde¸ önüne çıkan haram görüntüye bakmamak için sayfayı değiştirdiğinde yeni açılan sayfada daha kötü bir görüntü ile karşılaşır; haramlar içinde gezinmek durumunda kalır; bir müddet sonra günümüz iletişim araçlarından da vazgeçemediği için gezindiği sayfalarda mıhlanıp kalır; artık gözümüz gördüklerimize alışmaya başlar ve bu durum sıradanlaşır. Tabii bu arada¸ Allah'ın harama bakmaktan sakındıran buyruğunu sanki hiç okumamış gibi davranır:


"Mü'min erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler¸ mahrem yerlerini korusunlar. Bu¸ onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır."[5]


İnsanın haramlara alışmasında bulunduğu çevrenin de büyük etkisi vardır. Kendisini kontrol altında tutan iyi bir halkada yaşamını ve arkadaşlıklarını sürdürürse onlardan müspet yönde etkilenir. Konuşmalar tamamen Allah'ın razı olacağı bir eksen üzerinde yapıldığı için de kalbini karartacak sözler dilinden düşmez¸ kulakları bunları dinlemez. İnsanların birbirlerini hayır yönünde etkilediği etkileşim sonucunda mü'minin hassasiyetleri güçlenir. Bu nedenle her geçen gün kulluğu daha iyi yaşar. Çünkü iyi arkadaşlar onu kendilerine benzetirler:


"Allah'ın kulları içinde öyle kimseler vardır ki onlar nebî ve şehit değillerdir. Fakat kıyamet gününde Allahu Teâlâ'nın kendilerine bahşettiği lütuf ve makamlardan dolayı nebî ve şehitler onlara gıpta ederler… Onlar aralarında bir akrabalık veya alış veriş olmadığı halde sırf Allah'tan bir ruh (Kur'an) ile  Allah'ın muhabbeti ve rızâsı için birbirlerini sevenlerdir. Vallahi onların yüzü (o gün) nur gibi parlamakta ve kendileri de nurdan minberler üzerinde oturmaktadır. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar¸ insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler."[6] Hz. Peygamber (s.a.v.) böyle buyurduktan sonra şu âyeti okudu: "Bilesiniz ki¸ Allah'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de."[7]


Tersi söz konusu olduğunda ise¸ bulunduğu iyi olmayan ortamda konuşulan konular ya gereksiz ya da Allahu Teâlâ'nın asla razı olmayacağı muhtevâ içeren lakırdılardır:


"Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o¸ rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler."[8]


Allah'ı anmaksızın çok konuşmayın. Allah'ın zikri dışında çok söz söylemek¸ kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanların ise¸ Allah'tan en uzak kimseler olduğu kesindir.[9]


 


Kime Yakınsan Onun Gibisin


 


Bunun yanında bu tür arkadaşlıklarda insanın haram fiillere düşmesi her an muhtemeldir. Zira insanın kalbini kontrol eden Allah korkusu olmadığı takdirde bu sonuç kaçınılmazdır. Zaten kişinin beraber olduğu böylesi kişilerde Allah korkusu yoktur. Zevklerinin tatmini her şeyin önündedir. Helal ve harama dikkat eden kişi böylesi bir topluluk içinde bulunduğu zaman ise onların tesiri altında kalır¸ yavaş yavaş değişmeye başlar. İlk başlarda çizgi dışına çıkmakta zorlanır ve onların yaptıklarına katılmak istemez¸ ancak birlikte bulunmanın bir karşılığı vardır. O da bunun gereği olarak yavaş yavaş onlardan biri olmaya başlar ve bir süre sonra sanki geçmişini yaşamamış bir insan olup çıkar. Harama alışan bu insan artık yaptıklarından huzursuz olmamaya başlar. Böyle olunca da tevbe etmek gibi bir endişe de taşımaz. Ta ki kendisini uyarıp nerede durması gerektiğini hatırlatacak iyi bir insan karşısına çıkana kadar. Veyahutta adeta çarpılarak silkinmesine ve kendisine gelmesine¸ dünyaya ne için geldiğini hatırlamasına vesile olacak etkileyici bir olayla karşılaşmasına dek.


"Salih bir kimse veya kötü bir kimse ile oturanının misâli¸ misk satan kimse veya körükçü ile oturana benzer. Şöyle ki: Misk satandan ya satın alırsın ya da güzel kokusu üzerine siner. Demircinin körüğü ise¸ seni veya elbiseni yakar veyahutta kötü kokusu üzerine siner."[10]


"Kişi sevdikleri ile beraberdir."[11]


"Kişi dostunun dini üzeredir. O halde herkes kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin."[12]


Şunu bilmek durumundayız: Helal çizgiye dikkat etmek insanı Allah'a yaklaştırır. Yaklaştıkça insanın yaratıcısına olan sevgisi kat be kat artar. Kulluktan aldığı lezzet sürekli çoğalır. Tersini yaptığında¸ haramlara bulaşmaya başladığında ise Allah'tan uzaklaşmaya ve küfre doğru yaklaşmaya başlar. Bu şekilde sürdürdüğü hayatı boyunca belki küfre düşmez¸ ancak Allah'tan sürekli uzaklaşmak suretiyle küfre oldukça yakınlaşır. Yaşantısına bakıldığında da Müslümanlığın hiçbir alameti üzerinde görülmez. Müslüman denmesi için bin şahide ihtiyaç duyulur.


Bu nedenle haramlara bulaşmak mikrop kapmaya benzer. İnsan bunun tedavisine gitmediğinde vücudu hasta olabilir. Buna rağmen tedavi yoluna bakmazsa bedenine büyük zarar verebilir¸ belki ölümüne bile sebep olabilir. Bu nedenle hastalığın ilk başlangıcında erken teşhis ile tedaviye başlamak son derece önemlidir. Aynı şekilde haramlara bir şekilde kenarından da olsa bulaşan bir insanın hemen gerekenleri yapmaya başlaması gerekir. Eğer tedaviye başlamazsa haram hastalığının bütün vücudunu kuşatmasından korkulur:


"İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve ondan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar¸ daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Çoğu yoldan çıkmış kimselerdir."[13]


 


 


 






[1] 2/Bakara¸ 160



[2] 42/Şûr⸠20



[3] İbn Mâce¸ 2216



[4] Ebû Dâvûd¸ 1837



[5] 24/Nûr¸ 30



[6] 10/Yûnus¸ 62



[7] Ebû Dâvûd¸ 3060



[8] 39/Zumer¸ 22



[9] Tirmizî¸ 2411



[10] Buhârî¸ 1959



[11] Tayâlisî¸ 1167



[12] Tirmizî¸ 2300



[13] 57/Hadîd¸ 16

Sayfayı Paylaş