HALVETÎ-CELVETÎ MÜNASEBETİ

Somuncu Baba

“Mahmud Hüdayî ve Abdülmecid Sivasî'nin I. Ahmed Han'a yönelik birlikte
hareket ettikleri noktalardan bir tanesi de hiçbir beklenti içerisine girmeden¸
padişaha¸ gördükleri yanlışlıkları bildirmeleri¸ Kur'ân ve Sünnet'in gösterdiği
istikamete onu sevk etmeleridir.”

Birçok tasavvufî oluşum nefsi ıslah yöntemine vurgu yapan isimlerle anılmıştır. Örneğin¸ Melamî denilince Hakk'ın rızasından başka hiçbir şeyi umursamadan nefsi ıslaha çalışan dervişler;[i] Halvetî denilince nefsi ıslah için halvete diğerlerinden daha fazla önem veren sûfîler[ii] ve Celvetî denilince de halkın arasına karışarak toplumu ve nefsi ıslah etmeye uğraşan mana önderleri akla gelir.[iii] Bunlar içerisinde Halvet ve Celvet anlayışları üzerine kurulan oluşumlar arasındaki ilişki öteden beri dikkatimi çekmiştir. Bu iki kavram birbirlerinin zıddı olarak kabul edilmektedir.[iv] Ancak bu iki kavrama dayanarak tasavvufî sistemlerini geliştiren sûfîlerin amaç ve gaye birlikteliği bu iki tarikatın birçok önderini çeşitli vesilelerle bir araya getirmiştir. Bu alanda verilecek birçok örnek olmakla birlikte¸ bu iki anlayışın temsilcileri arasında münasebetleri son derece güçlü olan iki yol üzerinde durmak istiyorum: Halvetî yolunun Şemsiyye/Sivâsiyye kolu¸ Celvetiyye'nin Hüdayî kolu.


Bir Sefer İle Başlayan Dostluk:


Eğri Seferi¸ Şemseddin Sivasî¸ Aziz Mahmûd Hüdayî


III. Mehmed Han imparatorluğun çeşitli huzursuzlukla mücadele ettiği bir dönemde devletin başına geçmiştir ve karakteristik özellikleri nedeniyle bazı sıkıntılar yaşamıştır.[v] O¸ devletin kötü gidişatına dur demek için Avusturya üzerine bir sefer düzenlemeye karar vermiş ve bu sefere bizzat kendisi de katılmıştır. Osmanlının kaybettiği yükseliş ivmesini tekrar kazandırması yönüyle son derece önemli olan bu sefere¸ padişah¸ Sivas'ta yaşayan manevî mertebeler sahibi Şemsi Sivâsî'nin (ö.1006/1597) de katılmasını da istemiştir.[vi] Şemseddin Sivasî¸ Eğri Seferi'ne[vii] katılmak üzere İstanbul'u teşrif edince padişah¸ Aziz Mahmud Hüdayî'den (ö.1038/1628) onu karşılaması istemiş¸ Hüdayî de onu İstanbul'un girişinde karşılamıştır. Şemseddin Sivasî'nin elini öpen Hüdayî¸ on üç gün tekkesinde mihmandarlık yapmıştır. Şemseddin Sivasî ile bu süre zarfında uzun uzun sohbet etme imkânı bulan Mahmud Hüdayî¸ ona¸ “Efendim¸ siz ömrünüz boyunca büyük cihad/nefs mücadelesi ile meşgul oldunuz. Bedeniniz çok zayıf küçük cihada/savaş meydanına katılmasanız.” der ve Şemseddin Sivasî¸ Mahmud Hüdayî'ye: “Ömrümüz büyük cihad ile geçti. Allahü Teâl⸠küçük cihadı bu yaşta bize nasip etti. Bu emri de yerine getirmek gerekir.” diyerek bu konudaki net tavrını ortaya koyar. Bu cevap karşısında Hüdayî¸ Şemseddin Efendi'nin büyüklüğünü bir kez daha anlar. Yapılan sohbetlerde taraflar birbirlerini o denli etkilerler ki¸ Şemseddin Sivasî¸ sohbetin sonunda Mahmud Hüdayi'ye döner ve onu şu sözlerle taltif eder: “Evladım! Siz yegânesiniz¸ bundan sonra inşallah fazlalaşırsınız.”[viii] Halvetî yolunun büyüklerinden olan Şemseddin Sivasî ile Celvetî yolunun kameri olan Mahmud Hüdayî'nin bu birlikteliği sonraki süreçte Şemseddin Sivasî'nin yeğeni ve halifesi Abdülmecid Sivasî ile Mahmud Hüdayî arasındaki muhabbettin ateşini de fitilleyecektir…


Sultan Ahmed Camii¸ Abdülmecid Sivasî ve Aziz Mahmûd Hüdayî


III. Mehmed Han¸ Şemseddin Sivasî'ye olan vefa borcunu yeğeni ve halifesi Abdülmecid Sivasî'yi İstanbul'a davet ederek ödemek ister. Abdülmecid Efendi¸ bu daveti kabul eder ve İstanbul'da irşat faaliyetlerine başlar. Kısa bir süre sonra I. Ahmed tahta çıkar ve adına bir cami yaptırmak ister. Burası meşhur Sultan Ahmed Camii'dir… Caminin temel atma töreninde Aziz Mahmud Hüdayî ve Abdülmecid Sivasî'nin yanı sıra meşayihten bazıları davet edilmiş¸ bu iki isim törende dua ettikten sonra Mahmud Hüdayi caminin Pazar Abdülmecid Sivasî de Cuma vaizliğine getirilmiştir. Caminin açılışında ilk Cuma vaazını da yine Abdülmecid Sivasî yapmış¸ ilk hutbeyi de Mahmud Hüdayî okumuştur.[ix]


I. Ahmed Han¸ A. Sivasî¸ M. Hüdayî¸ Bir Menkıbe ve Sonuç


Mahmud Hüdayî'nin atının ardından yürüyen I. Ahmed Han¸ Abdülmecid Sivasî'ye de “Pederim” diye hitap ederek onlara olan sevgisini göstermiştir. Mahmud Hüdayî ve Abdülmecid Sivasî'nin I. Ahmed Han'a yönelik birlikte hareket ettikleri noktalardan bir tanesi de hiçbir beklenti içerisine girmeden¸ padişaha¸ gördükleri yanlışlıkları bildirmeleri¸ Kur'ân ve Sünnet'in gösterdiği istikamete onu sevk etmeleridir.[x]


Anlatılanlara göre¸ Sultan I. Ahmed¸ Hüdayî'ye bir hediye göndermiş¸ o da bunu kabul etmeyerek iade etmişti. Padişah bu sefer aynı hediyeyi Abdülmecid Efendi'ye göndermiş¸ o kabul edince¸ ‘Bu hediyeyi Hüdayî'ye gönderdiğim halde kabul buyurmadılar' demişti. Abdülmecid Sivasî de¸ ‘Hüdayî bir ankadır ki¸ lâşeye tenezzül etmez.” cevabını vermişti. Birkaç gün sonra Hüdayî ile karşılaşan padişah¸ ‘Hediyeyi Sivasî Efendi kabul etti.' deyince¸ Hüdayî¸ ‘Padişahım¸ Şeyh Abdülmecid Sivasî bir deryadır ki¸ deryaya bir katre pislik masiva düşmekle derya kirlenmez.' diyerek cevap vermişti.[xi]

İki farklı yöntemle de olsa nefisleri ıslah etmek için gayret gösteren bu büyük insanlar her türlü farklılık ve benlik duygularından sıyrılıp saygı ve sevgi üzerine kurulmuş bir anlayışla hayata yön vermeyi bizlere tembih etmektedirler. Dayanışma ve vefalı olmanın önemini fiili olarak gösteren bu büyük insanlardan ayrılığı ve vefasızlığı ile gün geçtikçe yalnızlaşan günümüz insanın alacak çok dersi olduğu şüphesizdir. Alınacak derslerle mutlu¸ birlikte ve huzur içerisinde yaşayacağımız nice yarınlara kavuşmak dileği ile…




[i] Ali Bolat¸ Bir Tasavvufî Okul Olarak Melâmetîlik¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2003¸ s.169-221; Selçuk Eraydın¸ Tasavvuf ve Tarikatlar¸ MÜİFV Yay.¸ İstanbul¸ 2001¸ s.420-421.



[ii] Süleyman Uludağ¸ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü¸ Kabalcı Yay.¸ İstanbul 2003¸ s.156; Ethem Cebecioğlu¸ Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü¸ Anka yay.¸ İstanbul 2005¸ s.249.



[iii] Uludağ¸ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü¸ s.86; Cebecioğlu¸ Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü¸ s.121.



[iv] Bursevî¸ Halvetiyye ile Celvetiyye arasındaki zahirî farkın cim'in noktasının yer değiştirmesinden ibaret olduğunu söylemiştir. O¸ halvetin fena¸ celvetin baka anlamına geldiğini savunmuştur. İsmail Hakkı Bursevî¸ Silsile-i Tarîk-i Celvetî¸ İstanbul Haydarpaşa Hastanesi Matbaası¸ 1291¸ s.64.



[v] İ. Hakkı Uzunçarşılı¸ Osmanlı  Tarihi¸ c.III¸ s.115.



[vi] Muhammed Nazmi¸ Hediyyetü'l-İhvan¸ vr.70b.



[vii] Eğri Seferi hakkında bkz; Fatih Çınar¸ ‘İki Fetih¸ İki Fatih (Mehmed)¸ İki Şems'¸ Somuncu Baba¸  Sayı:79¸ Mayıs 2007¸ s.58–61.



[viii] Nazmî¸ Hediyye¸ vr.72a.



[ix] H. Kamil Yılmaz¸ Aziz Mahmud Hüdayî¸ Hayatı¸ Eserleri¸ Tarikatı¸ Erkam Yay. İstanbul 1999¸ s.69; Cengiz Gündoğdu¸ Bir Türk Mutasavvıfı: Abdülmecid Sivasî¸ Hayatı¸ Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri¸ KB Yay.¸ Ankara 2000¸ 62-64.



[x] Yılmaz¸ Aziz Mahmud Hüdayî¸ s.63; Gündoğdu¸ Abdülmecid Sivasî¸ s.71.



[xi] Hüseyin Vassaf¸ Sefine-i Evliya¸ Hazırlayanlar: Mehmet Akkuş- Ali Yılmaz¸ Kitabevi¸ İstanbul 2006¸ c.III¸ s.480.

Sayfayı Paylaş