HACCA GİDEMEMENİN BURUKLUĞU

Somuncu Baba

İnsan bütün hayatı boyunca hayaller kurar. Ailesiyle ilgili planları vardır: Çocuklarını okutacaktır¸ evlendirecektir¸ başını sokacağı bir evin sahibi olacaktır¸ ayaklarını yerden kesecek bir arabaya binecektir. Kendisiyle ilgili de hedefleri vardır: Emeklilik günlerini nasıl ve nerede geçireceğinin hesaplarını yapar. Gündelik yaşamının bir kısmını mutlak surette hayallere ayırır. Ne de olsa insan hayalleriyle yaşar.

Kurulan hayaller elbette sadece dünyevî boyutla sınırlı değildir. İnsan Rabbine kulluk etmek yolunda da kendisine planlar yapar. Ülkemizde ve dünyada Müslüman

İnsan bütün hayatı boyunca hayaller kurar. Ailesiyle ilgili planları vardır: Çocuklarını okutacaktır¸ evlendirecektir¸ başını sokacağı bir evin sahibi olacaktır¸ ayaklarını yerden kesecek bir arabaya binecektir. Kendisiyle ilgili de hedefleri vardır: Emeklilik günlerini nasıl ve nerede geçireceğinin hesaplarını yapar. Gündelik yaşamının bir kısmını mutlak surette hayallere ayırır. Ne de olsa insan hayalleriyle yaşar.


Kurulan hayaller elbette sadece dünyevî boyutla sınırlı değildir. İnsan Rabbine kulluk etmek yolunda da kendisine planlar yapar. Ülkemizde ve dünyada Müslümanların çektiği sıkıntılara¸ uğradıkları felaketlere bakarak¸ Allah'ın kendisine imkân bahşetmesi durumunda yapacağı yardımların hülyasına dalar. Öğrencilere burs vermekten tutun da çok zor şartlar altında yaşam sürmeye çalışan fukarâya-gurabâya maddî destek vermeye varıncaya kadar zihninden pek çok iyilik hanesi geçer. Etrafındaki imkânı yetersiz insanları düşünür. Yapacağı yardımlarla onların yüzlerini kaplayacak memnuniyet ve gülümseme gözünün önüne gelir. Alacağı hayır dualarla kendisinin de mutlu olacağını düşünerek yardım yapmış gibi olur. Kalbine müthiş bir ferahlık gelir.


"Allah'ım! Ne Olur Bana da Nasip Et."


Müslümanların kendileriyle ilgili en büyük hayallerinden birisi de Allah'ın evine varmalarıdır. "Acaba ömrümüzde bir kez olsun Kâbetullah'a varıp Medine'de Allah Rasûlünü ziyaret edebilecek miyiz?" diye düşünürler. Maddî imkânsızlıklar nedeniyle bu hayallerini ve arzularını bir türlü gerçekleştiremeyenlerin gözlerinden yaşlar boşalır. İmkanı olup gidenleri hacca doğru yolcu ettiklerinde onlarla birlikte gidemedikleri için yürekleri yanar. Kendilerine de nasip etmesi için Allah'a niyazda bulunurlar. Hele hacdan dönenleri ziyarete gittiklerinde¸ zemzemi içip hurmalardan birer ikişer yediklerinde kalplerindeki burukluk daha da artar. Hacı olarak dönen insanların yüzlerindeki mânevî havaya¸ yüklerini atmış da hafiflemişler gibi duruşlarına bakarak hacca olan iştiyakları bir kat daha artar. Ziyaret ettikleri hacının yanından çıkarken ağızlarından dökülen ifadeler "Allah'ım! Ne olur bana da nasip et." olur.


Hatırlıyorum da¸ çocuk yaştayken evimizin yakınındaki mescitte Ramazan süresince mukabele okunuyordu. Cemaatimizden birkaç kişi Ramazan sonrası için üç aylığına umre ve hac hazırlığı yapmaktaydı. Kalplerinde feveran eden özlem yüzlerine ve vücutlarının diğer âzâlarına yansıyordu. Kendi aralarındaki konuşmalar¸ taşıdıkları heyecan cemaati de kuşatıyordu. O vakitler hacca gidebilen fazla olmadığı için bütün cemaat gıptayla onlara odaklanmıştı. Hiç unutamıyorum¸ bu büyüklerimizi İstanbul Sultanahmet'ten otobüslerle hacca yolcu etmeye babam bizleri de götürmüştü. Koltuklarına oturduklarında yolcu edenlerin gözlerinden yaşlar sicim gibi akmaktaydı. Uğurlayanların önemli bir kısmı¸ "Ya Rabbi! Bize de gitmeyi nasip et." diye Kâbe'nin etrafında telbiye getiriyormuş gibi yüksek sesle dua etmekteydi. Döndüklerinde ziyaret ettiğimizde hissedilenler de bundan aşağı değildi. 


Hacca Gitmemizin Önüne Dikilen Engeller


Yüreği Kâbe ile yananlarımızın önemli bir kısmı maddî imkânsızlıklar ile hacca gidemezken bazılarının sorunu başkadır. Her yıl artan hac talebiyle orantılı olarak gideceklerin sayısına getirilen kotalar hacı adaylarının önlerindeki en büyük engeldir. Yüreği Kâbe'ye iştiyak duymasına rağmen çekilen kur'ayla yıkılan hayalleri nedeniyle büyük bir üzüntü içine girerler. Ülkesinden hacca olan talebin sürekli artması¸ Allah'ın evine koşmak isteyenlerin çoğalması nedeniyle çok mutlu olsalar da¸ bir türlü hacca gidememeleri yüreklerinde kasılmalara neden olur.


Bazen bakıma muhtaç hastalarımız¸ bedensel engelimiz ve kendi rahatsızlıklarımız¸ durumumuz gâyet iyiyken içine düştüğümüz borç batağı gibi maniler de hacca gitmemizin önüne dikilebilir.


Gidemeyenler için Allah'ın evi Kâbe¸ duvarları süsleyen bir tablo olarak kalmaya devam eder. Rabbimiz bir kısmımıza sonunda evini ziyaret etme imkânı nasip eder¸ bir bölümümüz de yüreği hasret ateşiyle yanarak dünyaya gözlerini kapar.


Sonuçta insan için asıl olan¸ içinde bulunduğu şartlar çerçevesinde Rabbine kulluk etmektir. Zaten Allah kullarını geçirdikleri yaşama göre değerlendirecektir. Kaldı ki her insanın hedeflediği ancak ömrü yetmediği için geride bıraktığı pek çok emeli veya yarım işi vardır. Bu durum çok zengin olanlar için olduğu kadar maddî imkânı yeterli olmayanlar için de söz konusudur.


Burada bir müjdeyi zikretmek durumundayız. O da mü'minlerin yapmak isteyip de yapamadıkları ibadetlerden ötürü mükâfatlandırılacak olmalarıdır. Allah Rasûlü gönlü güzelliklerle dolu olmasına rağmen¸ çeşitli gerekçelerle bunları îfâ edemeyenlerin sanki yapmışçasına sevap alacaklarını müjdelemişlerdir. Nitekim cemaatle namaz hususunda şöyle buyurmaktadır:


"Güzelce abdest alıp camiye giden kişi¸ insanların namazı kılmış olduğunu görürse¸ Allah Teâlâ ona gelip kılanların sevabının bir mislini verir. Bu durum kılanların sevaplarından bir şey eksiltmez."[1]  Bu hadiste belirtildiği üzere¸ mü'min bir ibadeti yapmaya niyetlendiğinde¸ onu gerçekleştiremese bile¸ Allahu Teâlâ onun niyetine bakar; sanki o ibadeti yapmış gibi mükâfatlandırır. Nitekim Allah Rasûlü'nün "Ameller niyetlere göredir."[2] buyruğu da aynı hususa vurgu yapmaktadır. Allahu Teâlâ önce kulun niyetine bakar¸ niyeti iyiyse¸ yapamamış olsa bile yapmış gibi mükafatlandırır.


Nitekim bu husus başka bir hadiste daha dile getirilmektedir. "Şüphesiz Allah güzellikleri ve çirkinlikleri takdir edip yazmıştır. Sonra güzellerin güzelliğini¸ fenaların ve kötülerin de çirkinliklerini beyân edip açıklamıştır. Her kim bir gü­zel iş yapmak diler de yapamazsa¸ Allah o kimse hesabına kendi dîvânında tam bir hasene sevabı yazdırır. Eğer o kimse güzel bir iş yapmak ister de yaparsa¸ Allah o kimse için kendi dîvâ­nında on hasene sevabından yediyüz misline ve daha çok katına kadar hasene sevabı yazdırır. Bir kimse de çirkin bir iş yapmayı kasteder ve onu işlemezse¸ Allah kendi dîvânında onun lehine tam bir hasene sevabı yazdırır. Eğer o kimse fena bir iş yapmak ister de o fenalığı yaparsa¸ Allah ona bir tek kötülük yazdırır.”[3]


Yüreklere Su Serpen Müjde


Mü'minin Allah Rasûlünden gelen bu müjdeyi bilmesi yüreğine su serper. Yapamasa bile kendisini ödüllendireceği için rabbine şükreder.


Sözün özü¸ hac arzusuyla yürekleri yanan kardeşlerimiz o ateşi canlı tutmaya devam etsinler. Allahu Teâlâ'nın bu iştiyakları nedeniyle onları mükâfatlandıracağını unutmasınlar. Şu ve diğer âyetleri kezâ Hac suresini hüzünlenerek okumayı sürdürsünler¸ umulur ki Rabbimiz onlara da bir yol ihsan eder:


"Orada apaçık âyetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse¸ şüphesiz¸ Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.”[4]


Şüphesiz¸ 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa¸ artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah¸ şükrün karşılığını verendir¸ bilendir.[5]


Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman¸ hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız¸ artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikâyeti varsa¸ onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız¸ hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene¸ kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da¸ haccda üç gün¸ döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere¸ bunlar¸ tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu¸ ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah¸ muhakkak cezası pek çetin olandır.”[6]


(Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde¸ artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi¸ hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki: ‘Rabbimiz¸ bize dünyada ver' der; onun âhirette nasibi yoktur.”[7]


 












[1] Ebû Dâvûd¸ 477



[2] Buhârî¸ 1



[3] Buhârî¸ 6010



[4] 3/Âl-i İmrân¸ 97



[5] 2/Bakara¸ 158



[6] 2/Bakara¸ 196



[7] 2/Bakara¸ 200

Sayfayı Paylaş