GÜZEL KOKU

Somuncu Baba

“‘Esans sürünmek ilim halkalarımızın da bir geleneği
idi. Hocalar abdestlerini alır¸ en güzel elbiselerini giyer¸
taranıp kokularını sürünerek ilim meclislerine gelirlermiş.”

Küçüklüğümüzde camiye gittiğimizde bugünlerde teneffüs edemediğimiz hoş bir koku sinmiş olurdu içeriye. Çünkü namaza gelen cemaat ya camiye gelmeden önce ya da cami içinde esans sürünürdü. Nitekim babamın cebinde de böylesi bir koku her zaman vardı. Evden çıkmadan önce sol elinin üstüne bundan sürer¸ sonra diğer elinin sırtıyla burasını birbirine sürterdi. Ardından da sakalının sağ tarafını sol elinin¸ sol tarafını da sağ elinin dışıyla esanslardı. Seyretmesi bile bize keyif verirdi. Baktığımızı gördüğünde bizim de ellerimize hafiften sürerdi.


O dönemlerde cami cemaati de ceplerinden esanslarını çıkarır ve sağında solunda ulaşabildikleri mü'minlerin ellerine sürerlerdi. Bazen babamız veya cemaatten biri esansı bize verirdi. Sürebildiğimiz kadar büyüğümüzün ellerine koku sürerdik. Büyük görevi îfâ etmenin ardından şişeyi veya içi pamuklu esans kutusunu sahibine iade ederdik. Gözlerimde tüllenen bu vazifeyi eda ettikten sonra aldığım hazzı¸ cemaate doksan dokuzluk tesbih dağıtıp tesbîhât bittikten sonra toplayarak yerine astığımda da alırdım.


Kaybolmaya Yüz Tutan Değerlerimiz


Günümüzde kaybettiğimiz nice değerimiz yanında¸ “hacı yağı” veya “esans” dediğimiz bu güzel âdetimiz de neredeyse mazi olmak üzere. İbadethanelerimize girdiğimizde teneffüs edebileceğimiz güzel bir koku artık burnumuza gelmiyor. Camilerimiz daha ihtişamlı ve bakımlı¸ ancak eskilerde ibadet havasının bir parçası olan¸ geleneğimizin bir cüz'ünü oluşturan ve insanın içine huzur veren o güzel esans kokusunu çok arıyoruz.


Bu geleneğin bizim çocukluk dönemlerinde başladığı sanılmasın. Malum olduğu üzere önceleri camilerimiz mum ve kandillere konulan zeytinyağı ile aydınlatılırmış. Özellikle akşam¸ yatsı ve sabah namazlarında yakılan mumlar ve kandiller ile camilerin içi çok hoş kokarmış. İnsanlar camilere tenekelerle zeytinyağı hibe ederler ve bunlarla kandillerin yakıtı temin edilirmiş. Bunun yanında cemaat her zaman güzel kokular süründüğünden dolayı da caminin mânevî atmosferi bu güzel kokuyla mezc olur ve cemaat yaptığı ibadetten daha fazla haz alırmış. Velhasıl ışığı loş camilerdeki atmosfer çok farklı olurmuş.


Daha eskiye¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanına gidecek olursak¸ camiye koku sürünerek gelmenin son elçiyle birlikte başladığını görürüz. Dolayısıyla bu güzel uygulamayı başlatan insan bizzat Rasûlün kendisidir. O¸ sarımsak¸ soğan¸ pırasa gibi başkalarını rahatsız eden şeylerin yenilmesinin ardından camiye gelinmesini kesin bir dille yasakladığı gibi[1]¸ insanın güzel kokular sürünerek mescide gelmesini de tavsiye ederlerdi. Özellikle Cuma günleri yani cemaatin kalabalık olduğu zamanlarda buna daha fazla ehemmiyet verirlerdi. Çünkü güzel koku caminin her yanına dağılacak ve cemaat teneffüs ettikleri hoş kokuyla ferahlayacaklardı. Konuyla ilgili hadislerinden birinde Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadırlar: “Bir kimse Cuma günü yıkanıp elinden geldiği kadar temizlenir¸ yağından yağlanır veya evindeki kokudan sürünür¸ sonra Cu­ma'ya çıkar¸ iki kimsenin arasını ayırmaz¸ daha sonra kendisine takdir kılınan namazı kılar ve imam (hutbede) söze başlayınca susarsa¸ o Cuma ile öteki Cuma arasındaki günahları mağfiret edilir.”[2] Arabistan'ın sıcak iklime sahip olması ve insanların daha fazla terlemesi nedeniyle Allah Rasûlü'nün ne kadar ince düşündüğü -hiç şüphesiz- dikkatimizi çekecektir.


Güzel Koku Sürünmek Sünnettir


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in koku sürünmekle ilgili tavsiyesi sadece camiyle kayıtlı değildir. O her hâlükârda kokuyu teşvik eder[3]¸ güzel koku sürünmenin peygamberlerin sünnetlerinden olduğunu belirtir[4]¸ kokunun kendisine sevdirildiğini söylerdi.[5] Evinde de her zaman güzel koku kabı bulunurdu.[6] Dışarı çıkarken bu kokudan sürünür¸ kokuyu sürme işini de çoğunlukla Hz. Âişe validemiz yapar¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'e bırakmazdı.[7] Allah'ın elçisi dışarı çıktığında da yanında esans bulundururdu.[8] Bugünlerde ceplerinden çıkardıkları esansı yanlarındaki cemaate ikram eden büyüklerimiz¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bu uygulamasını devam ettirmektedirler. Bunu yapan insanlara gıptayla ve ayrı bir muhabbetle bakıyorum; beni hem geçmişe götürüyorlar hem de etraflarındaki insanlarla birlikte aralarında çok farklı bir muhabbet halesi oluşturuyorlar.


Allah Rasûlü¸ daha pek çok hadisinde çeşitli münâsebetlerle güzel kokuyu zikretmiştir. Meselâ güzel arkadaşı misk satana benzetmiş¸ insanın hiç olmazsa onun güzel kokusundan istifâde edeceğini belirtmiştir.[9] Bunun yanında oruçlunun ağız kokusunun Allah katında misk kokusundan daha hoş olduğunu ifâde etmiştir.[10]


Bayanların durumuna gelince¸ kadınların dışarı çıktıklarında erkeklerin ilgisini çekecek kokular sürünmelerini yasaklayan pek çok hadis bulunmaktadır.[11] İbadetin ruhuna halel getirecek her bir şeye engel olmak isteyen Rasûlullah bayanların camiye gelirken koku sürünmelerini de yasaklamıştır.[12] Karanlığa rağmen yatsı namazına gelmelerine müsaade etmiş¸ ancak koku sürünmemelerini istemiştir.[13] Bununla birlikte Allah Rasûlü kokusu çevreye yayılmayan hafif esansları sürünmeleri hususunda hanımefendilere izin vermiştir.[14]


Bir Âdâb Öğretmek


Esans sürünmek ilim halkalarımızın da bir geleneği idi. Hocalar abdestlerini alır¸ en güzel elbiselerini giyer¸ taranıp kokularını sürünerek ilim meclislerine gelirlermiş. Böylece okudukları ilme gereken hürmeti göstermiş¸ karşılarındaki öğrencilere de bir âdâb öğretmiş olurlarmış. Ayrıca bu vakur halleri öğrencilerde saygı uyandırırmış. Nitekim dört mezhep imamından biri olan İmam Malik'in ilim meclisine oturmadan önce en güzel elbisesini giydiği¸ abdestini alıp sakalını taradığı¸ fesini takıp güzel koku süründüğü ve vakar içinde oturup hadisleri okuduğu nakledilmektedir. Neden böyle yaptığı sorulduğunda da “Allah Rasûlü'nün hadislerine saygı gösteriyorum.” cevabını verirmiş.[15]


Ben de evimde her zaman “hacı yağı” denilen esanstan bulunduruyorum. Bazen çocukluğumdaki o kokuyu özlüyorum ve her zaman teneffüs edeyim diyerek bıyıklarıma sürüyorum. Gün boyunca o kokuyu aldıkça kendimi her an camideymiş gibi hissediyorum ve çocukluk dönemim hiç aklımdan çıkmıyor. Sanki o an yaşadığım hayat ile geçmişteki yaşantımı aynı anda yaşıyor gibi oluyorum.


2005 yılında umrede¸ Kâbe'nin avlusunda duvara yaslanmış otururken Beytullah'ı seyrediyordum. Yanıma daha sonra doktor olduğunu öğreneceğim Senegalli biri oturdu. Yarım saate yakın sohbet ettik. Sanki aynı mahalleden veya aynı köyden gelmiş gibiydik. Mü'min olmanın getirdiği kardeşlikle neredeyse konuşmadık mesele bırakmadık. Ayrılırken bana büyükçe bir şişe esans hediye etti. “Beni hatırlayıp bu kardeşine dua edersin.” dedi. O şişenin esansını birkaç yıl gıdım gıdım kullandım. Her süründüğümde onu ve İslâm'ın bize kazandırdığı güzel kardeşliği düşündüm. Bu yüzden “hacı yağı” deyip geçmemek gerekir.


Günümüzde parfüm neredeyse esansın yerini aldı. Oysa esans ne kadar bizim geleneğimize ait ise parfüm de o kadar bize yabancıdır. Belki de bu yüzden ben¸ esans kokusunu aldığımda büyük bir keyif alırken parfüm kokusunu hissettiğimde son derece rahatsız oluyorum. Lakin toplumsal dönüşümümüzle birlikte esans artık tahkîr edilen bir nesne haine geldi. İnsanlarımız esans sürünene küçümser gözle bakıyor¸ “Hacı yağı sürünmüş” diyor; modern zamanların gerisinde kalmış¸ geçmiş zaman adamı gibi görülüyor. Doğrusu ben namazda takmayı artık terk ettiğimiz takke kadar¸ kullanmayı bıraktığımız misvak kadar esansı da özlüyorum.


Yaşı elliye yakın veya üstünde olanlar muhtemelen bu yazıyı çok farklı okumuşlardır; neleri kaybettiğimizi düşünmüşlerdir; insanların değerleri kaybolmaya başladığında¸ küçüğüyle büyüğüyle her şeyin aynı anda yavaş yavaş hayattan çekilmeye başladığını tekrar fark etmişlerdir. Camilerde başlardan giden takkeleri¸ ellerden uzaklaşan doksan dokuzluk tesbihleri¸ unutulan mevlid merâsimlerini hayıfla anmışlardır. Gençlere gelince¸ bu yazının¸ bizlerin nereden nereye savrulduğumuzu anlamalarına katkı yapacağını ümit ediyorum.


Değerlerimize dönmemiz ve sonu misk olan cennet şarabından nasipkâr olmamız dileğiyle.[16]


 


 


 


 


 








[1] Muslim¸ 874.



[2] Buhârî¸ 883.



[3] Tirmizî¸ 912.



[4] Tirmizî¸ 1000.



[5] Nesâî¸ 3878.



[6] Ebû Dâvûd¸ 3631.



[7] Buhârî¸ 5468.



[8] Kenzü'l-Ummâl¸ 17614.



[9] Buhârî¸ 1959.



[10] Tirmizî¸ 695.



[11] Tirmizî¸ 2786.



[12] Muslim¸ 997; Ebû Dâvûd¸ 565.



[13] Muslim¸ 996.



[14] Tirmizî¸ 2711.



[15] Muvatta'¸ Rivayetu Muhammed¸ mukaddime¸ I/28.



[16] 83/Mutaffifîn¸ 26.

Sayfayı Paylaş