GÜZEL BAKABİLMEK

Somuncu Baba

"Ahlakımızın bu derece bozulmasında dinin hayatımızdan çekilmesinin
elbette çok etkisi var. Âhiret ve hesap verme duygusu
içimizden neredeyse sıyrılmış durumda. Allah korkusunun sadece
adı içimizde kalmış. Oysa sonuçta yaptığımızın gıybet veya iftira
olması kuvvetle muhtemeldir."

İnsanın ahlakını güzelleştiren unsurlar çok fazladır. Hepsi bir araya geldiğinde ortaya güzel ahlak çıkar. Başkaları için fedâkâr olmak¸ ağızdan her zaman güzel kelam çıkması¸ güvenilir olmak¸ etrafında bulunanların hayrını istemek gibi saymakla bitmeyecek özellik insanın güzel ahlakını tamamlar. Bu özellikler ne kadar fazla olursa insanın ahlakı da o derece güzel olur. Esasında bu özellikler birbirlerinden bağımsız da değildir. Hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Yani bir insan başkaları için her zaman iyilik istiyorsa ahlakının diğer yönleri de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bununla birlikte bazı ahlâkî özellikleri diğerlerine göre daha baskın olabilir. Nitekim kötü kelimeler kullanmaya çok alışmış ama bunun yanında her zaman başkalarının iyiliğine koşan pek çok insan tanırız. İslâm'ın istediği ise her bir ahlâkî yönün kemâlâtta olmasıdır. Bunu tam anlamıyla yapabilen kişi sayısı sınırlı olduğu gibi insanlar bazı ahlâkî meziyetler yönünden de birbirlerinden üstün olabilirler. Biri infak yönünden daha meziyetli olabilirken bir başkası cimri olmasına rağmen karşısındakilerin kalbini hiç kırmayabilir. Bu yüzden ne kadar insan varsa o kadar farklı ahlâkî davranış vardır¸ denilebilir.


Hayat Sınavında


Rabbimizin bizleri bir sınamaya tabi tuttuğu ve bütünlemesi olmayacak olan hayat sınavımızda dört dörtlük mükemmel bir insan olmak çoğumuz için uzak bir hayal. Zaaflarımız nedeniyle bunu başaramıyoruz. Bu durumda hepimize düşen¸ zaaflarımızı tedâvî etmek¸ daha güzel bir insan olabilmek için çabalamaktır. Bir yerlerden başlamaktır. Bunda ne kadar başarılı olabilirsek Rabbimizin gufrânıyla geri kalan kusurlarımızı affedeceğini ümit edebiliriz. Yeter ki çabamızı ve ümidimizi kaybetmeyelim.  Çünkü "Allah çok affedici¸ çok bağışlayıcıdır."[1]


Yaşantımızla ve ibadet dünyamızla ilgili olarak düzeltmemiz gereken elbette pek çok husus var. Aynı şekilde çevremizle ilgili olarak da çeki düzen vermemiz icap eden pek çok yanlış veya eksik davranışlarımız var. Örneğin başkalarına bakışımızdaki kusurumuz¸ hatalar galerimizin en önemli köşelerinden biridir. Acaba kaç tanemiz¸ bir başkasını süzdüğünde veya değerlendirdiğinde¸ onu anlatmaya iyiliklerinden söz ederek başlar? Belki de pek çoğumuz biri bize sorulduğunda her zaman için eksiklerini ön plana çıkararak kelâma başlarız. Böylece onu değersizleştirmeyi hedefleriz. Bunu da bir mârifet sayarız.


Devlet dairelerinde veya birlikte çalışılan iş ortamlarında mesai harcayanlar şu yazdıklarımı çok daha iyi anlayacaklardır. Birlikte çalışanlar arasında rekâbet her zaman vardır; bu tabiidir. Ancak aynı ortamı paylaşanların birbirleri hakkında konuşurken ilk önce iyi cümleler kurarak takdir ettikleri neredeyse görülmeyen bir durumdur. Herkes birbirinin kusurunu¸ ne kadar beceriksiz ve yeteneksiz olduğunu dile getirir. Daha sonra eleştirenle eleştirilen bir araya geldiğinde¸ hiç bir şey olmamış gibi bu sefer bir üçüncü kişi benzer şekilde eleştirilir. Dolayısıyla dedikodunun ve hasedin sarmaladığı bir mesai akşama kadar herkesi çarkına alır.


İyi Niyetli¸ Suçlamayan Bir Bakış


Esasında her bir insan kendisi dışındaki kimselere nasıl baktığını¸ başka bir ifadeyle ‘iyi niyetli¸ suçlamayan bir bakış'a sahip olup olmadığını test edebilir. Kendisine nasıl biri olduğu sorulan bir başkası hakkında hemen kötülüklerinden bahsederek söze başlıyorsa¸ bakışında kesinlikle bir sorun var demektir.


Bu bakış açısının kökeninde bağnazlık ve haset büyük yer tutar. İnsan kendisinin olmayan bir şeyin başkasının olmasını veya kendisinin yapamadığını bir diğerinin yapmasını nedense istemez. Hatta kendisinin bulunmadığı bir makamda çok yakınındaki bir insanın durmasına da tahammül edemez. Onun orada bulunmasının kendisine bazı faydaları olsa bile yine de bunu istemez. O oradan alındığında yerine kendisinin atanmayacağını veya daha kötü birinin geleceğini bilmesine rağmen yine de tanıdığı kimsenin o makamda kalmasını içine sindiremez. Çünkü hayata bakışı hasetlik üzere inşa edilmiştir. Rabbimiz bu tip insanların şerrinden kendisine sığınmamızı emretmektedir: "Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın rabbine sığınırım!"[2]


Niye böyle oluyor denecek olursa: O kadar dünyevîleştik ve o kadar menfaatlerimiz ön plana çıktı ki¸ etrafımızda olan biten her şey ile bir şeyler yapan herkese kendi menfaat dünyamızdan bakar olduk. Eğer bizim çıkar dünyamız ile uyumlu bir şeyler oluyorsa buna müsbet¸ tersi bir durum seziyorsak¸ yapılanlar ne olursa olsun olumsuz bakıyoruz. Parti tutmanın bir üst versiyonudur bu bakış açısı. Nasıl ki¸ siyaset arenasında muhalefet partilerinin ve mensuplarının iktidarların yaptıkları güzel işlere iyi demeleri ne kadar zor ise¸ hayata kendi kabulleri ve menfaatleri doğrultusunda bakanların da dış dünyadaki tüm olan biteni değerlendirme ölçüleri aynıdır.


Ahlakımızın bu derece bozulmasında dinin hayatımızdan çekilmesinin elbette çok etkisi var. Âhiret ve hesap verme duygusu içimizden neredeyse sıyrılmış durumda. Allah korkusunun sadece adı içimizde kalmış. Oysa sonuçta yaptığımızın gıybet veya iftira olması kuvvetle muhtemeldir. Bunun yanında¸ siyasetin olumsuz etkisi de unutulmamalıdır. Keza televizyonlarda seyrettiğimiz programların temelinin dedikodu ve başkalarının yaptıklarını eleştirmek üzerine kurulu olması da hayata bakışımızın şekillenmesinde tesiri olmaktadır. Ekranlarda birilerinin yaptıklarını tasvip eden bir yoruma rastlamak neredeyse mümkün olmamaktadır. Herkesin kendisine ait bir şablonu vardır¸ buna uyuyorsa takdir alır¸ uymuyorsa eleştirilir.


Oysa ömürlerini başkalarının eksiklerini arayarak ve eleştirerek geçirenlerin yaşamaktan aldıkları lezzet sınırlıdır. Yetinme duyguları körelmiştir. Doymaz bir iştiha ile etrafındakilerin sahip olduklarına da sahip olmak isterler. Yapılanlara sürekli burun bükerler ve kendilerinin içinde olmadığı her bir işi küçümseyip anlamsızlaştırırlar. Gözleri yapılan iyi işleri asla görmez. Ayrıca sürekli eleştiren bakış açısının kişiyi sevimsiz yaptığını ve insanlarda güvensizliğe neden olduğunu hatırlatmak isteriz. Çünkü kusur arayan kendi kusurlarıyla baş başa kalır. Bu yüzden devamlı eleştirerek hayatımızı başkalarına endeksli hale getirmenin bir anlamı yok. Kendimize dönmek ve yaşadığımız hayatı yaşamak durumundayız.


Hayata Bakışımız


Hayata bakışımızı negatiften (karamsarlıktan) pozitife (iyimserliğe) çevirmemiz gerekmektedir. Eskiden beri duyduğumuz üzere¸ önce bardağın boş tarafına değil dolu tarafına odaklanmalıyız. Sürekli eleştirmekten ve kusur aramaktan bir parça uzaklaşıp var olan güzellikleri de görmeye çalışmalıyız. Çünkü hayata güzel bakan güzel görür ve gördüklerinden lezzet alır. Unutmamak gerekir ki¸ etrafına sürekli negatif enerji veren ve hayatı hep eleştirmekle geçen insanlar esasında yaşadıkları sürece pek bir şey başaramamış olanlardır. Üretememiş asalaklardır. Ayrıca bir yerde eleştirilecek bir şeyler varsa¸ orada iyi şeylerin de yapılıyor olduğunu unutmamamız icap eder. Karşımızdaki bir şeyler yapmaya çalışıyor ki eleştirecek eksiklerini buluyoruz. Peki¸ hiç yapmaması veya gayret göstermemesi¸ hayata artı bir değer katmaya çabalamaması daha mı iyidir? Nitekim hiç bir risk almayan ve "Aman bana bir zarar gelmesin" diyerek katı kurallarla kendilerini sâbitleyenlerin¸ başkalarının eleştirebilecekleri bir eksikleri belki olmaz ama çalıştıkları kuruma artı bir değer katamadan orayı terk ederler.


Bütün bu söylediklerimizden hayatın gerçeklerine gözlerimizi yummamız ve yapılan yanlışlara müdâhale etmememiz¸ eleştirmememiz sonucu elbette çıkmaz. Yeri geldiğinde tenkit etmek¸ doğruyu göstermek ve katkı yapmak gibisi yoktur. Ancak kötü niyetle ve yıkıcı bir üslupla eleştirmekle yapıcı ve icra edilenin daha iyi olmasına katkı sağlayıcı bir tenkit arasında büyük fark vardır. Biri işi rayına koymaya yardımcı olur diğeri raydan çıkma ihtimali olanı aşağı yuvarlar. İşin kötüsü¸ iyi niyetle yapıldığında sevap alınacak eleştiri kin ve hasetle yapıldığında insanın âhiret sermayesinin azalmasına neden olur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.)'in buyurduğu üzere: "Ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.[3]Bir kulun kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.[4]


Kendimize bir soralım: "Başkalarına bakışımız olumlu mu olumsuz mu?" Vereceğimiz cevap hayata bakış gözlüğümüzü değiştirmemizin vaktinin gelip gelmediğini gösterecektir. Şu âyet her zaman zihnimizde olursa bazı şeyler düzelmeye başlayabilir: “Allah'ın sizi birbirinize üstün kılmasına haset etmeyiniz.[5]


 


 






[1] 4/Nis⸠99



[2] 113/Felak¸ 5



[3] Ebû Dâvûd¸ 4257



[4] Nesâî¸ 3058



[5] 4/Nis⸠32

Sayfayı Paylaş