GÖRDÜN MÜ?

Somuncu Baba

"…Telefonun sesi gittikçe artıyor ve son günlerde
moda olan bir şarkının melodisi çalıyordu¸ herkes
pür dikkat dinliyordu ve sanki Hasan Amcaya ve
hazır bulunanlara bir mesaj veriyordu: Gördün mü?
Bitmeyecek sandığın ve aldandığın dünya oyunu ve
oyalanması nasıl aniden bitti. Gördün mü?…"

  Değişik bir insandı Hasan Amca!  Babasından kalan servete servet eklemiş¸ dünyalığını epeyce çoğaltmıştı. Onu tanıyanlar sürekli "eskiden daha iyiydi¸ dünya malı arttıkça maneviyatı azaldı" derlerdi. Hasan Amca yıllar içinde çocuklarını da kendine benzetmişti. Dünya malının ve paranın her şeyi halledeceğine inanan Hasan Amca¸ sosyal ilişkilerinde problem yaşar¸ camiye¸ cemaate nadiren uğrardı. Hocaları beğenmez¸ cemaati hep küçümserdi. Lüzumsuz yerlere milyarlar akıtırken¸ hayır işlerine kuruşu nasip olmazdı. Onun özentisi hep sosyeteye ve zenginlere idi. Sürekli büyük dedesinin derin hoca olduğunu övünerek anlatır¸ kendisine ne faydası olduğunu hiç aklına getirmezdi.


 


Arabadan¸ markalı eşyalardan¸ yazlıktan laf açıldı mı kimseye söz bırakmaz¸ saatlerce anlatırdı. Sık sık "Parası olana hastalıkta neymiş canım!" der¸ neredeyse "Parası olan ölmez!" diyecek kadar zenginliğine güvenirdi. Başı ağrısa Amerika'ya¸ Avrupa'ya uçar tedavi olurdu. Üç oğlu da kendisi gibi erken yaşlarda ticarete atılmış¸ babalarının bütün özelliklerini taklit etmekten ibaret bir karaktere sahip olmuşlardı. Bir defasında mahallenin imamı küçük çocuğunu yaz kursuna göndermesini isteyince "İşlerimiz çok¸ dükkânda duracak hoca! Hem siz kursta onun beynini yıkayacaksınız değil mi?" cevabıyla incitmişti muhatabını. Hoca efendi cevaben "Hasan Amca sen ölünce arkandan bir fatiha okur hiç değilse" diyecek oldu¸ lafı ağzına tıkarcasına "Bastırırsın parayı en iyi hocalar okur arkandan" cevabını almıştı.


 


  Bir gece Hasan Amcanın tanıdıklarının ve yakınlarının telefonları sırasıyla acı acı çaldı. Telefondaki ses "Hasan Amca beyin kanamasından öldü" diyordu. Ertesi sabah mahalleli¸ tüm tanıdıkları ve yakınları cami avlusunda toplandılar. Beklenen cenaze geldi. Beğenmediği hoca efendiler cenazesini yıkadılar¸ küçümsediği cemaat saf tutup namazını kıldılar¸ yetmedi hepsi haklarını helal edip onun için hayır duada bulundular. Hasan Amcanın çocukları ne yapacaklarını şaşırmışlar¸ büyüklerin yönlendirmesi ile durumu idare ederken¸ cenaze namazının nasıl kılındığını bilmediklerinden zor anlar yaşamışlardı.


 


  Namazdan sonra topluca mezarlığa gidildi. Fazla kalabalık yoktu. Cenaze arabadan indirildi¸ hazırlanmış mezarın yanın getirildi¸ tabutun kapağını açtılar¸ beyaz kefene sarılı Hasan Amcanın cansız bedenini aldılar¸ dünyanın son¸ ebedi âlemin ilk durağı olan mezara indirmek için eller kefene sıkıca yapıştı. Büyük oğlu iki eliyle birden tuttu kefenin ucundan¸ mezarın içine bir yakını indi. Cenaze tam aşağıya indirileceği sırada büyük oğlunun cep telefonu çalmaya başladı. İki eli de meşguldü¸ hem telefona cevap verecek vakit değildi şimdi. Telefonun sesi gittikçe artıyor ve son günlerde moda olan bir şarkının melodisi çalıyordu¸ herkes pür dikkat dinliyordu ve sanki Hasan Amcaya ve hazır bulunanlara bir mesaj veriyordu: Gördün mü? Gördün mü?  Epeyce çaldıktan sonra sustu telefon. Bunun bir tesadüf olmadığını düşünüyordu cemaatin tamamı ve önemli bir ikaz vardı önce yaşayanlara¸ sonra da ölüye.


 


Diyordu ki:


 


 Çok güvendiğin malın¸ mülkün seni kurtaramadı gördün mü?


  Paranın hiçbir hükmü ve geçerliliği yok gördün mü?


  Evlatların da bir şey yapamadı gördün mü?


  Beğenmediğin kimseler seni yıkadı ve yolcu etti gördün mü?


  Bitmeyecek sandığın ve aldandığın dünya oyunu ve oyalanması[1] nasıl aniden bitti


Gördün mü?


 


Aslında bu ikazı Kur'an-ı Kerim bize her surede her ayette yapıyor. Ancak bizim onunla ilişkimiz sadece ölüm¸ mevlid ve törenlerde gündeme geldiğinden anlamı kalmıyor. Hoca efendiler her namazda¸ her hutbede¸ her vaazda bu uyarıları yapıyorlar ama biz onları ölüler içinmiş gibi kabul ediyor ve hiç üstümüze almıyoruz. İşte o ikazlardan birisi:


 


"Servet biriktirip onu saymayı adet edinenlere yazıklar olsun!


 O malının kendini ebedi kılacağını mı zanneder?


 Hayır! Andolsun o hutame'ye atılacaktır."[2]



 


  Sevgili Peygamberimiz de İbn-i Abbas'tan rivayet edilen bir hadis-i şeriflerinde: "Âdemoğlunun iki dere dolusu malı olsa bir üçüncüsünü ister. Âdemoğlunun gönlünü topraktan başka bir şey dolduramaz."[3] buyurmaktadır.


 


  Mademki bu akıbetten kurtuluş mümkün değil¸ o halde hazırlanmak¸ hazır bulunmak zorundayız. Ne yaşarken¸ ne de ölünce kimseye yük olmamalı herkesle iyi geçinmeli ve öbür âlemde geçecek akçeler¸ ameller¸ güzellikler biriktirmeye çalışırken Hz. İbrahim'in şu duasını da dilimizden düşürmemeliyiz:


 


"Yarabbi! İnsanların diriltilecekleri gün beni mahcup etme!


 O gün ki ne mal ne de evlatlar fayda verir!


 Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde kurtuluşa erer."[4]  


 


  Yazımızı Bağdatlı Ruhi'nin güzel bir beyiti ile bitirelim:


 


Sanma ey Hace ki¸ senden zer-ü sim isterler¸


Yevme la yenfeu'da Kalb-i Selim isterler.


 


  Yani demek istiyor ki; Mahşer gününde¸ hesap yerinde¸ kimsenin kimseye faydasının olamayacağı o muazzam günde senden altın ve gümüş değil¸ güzel amel ve kirlenmemiş bir kalp isterler.






[1] Bkz: 57/Hadid 20¸ 29/Ankebut64.



[2] 104/Hümeze 2-4. Hutame: Yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateş.



[3] 12/Tecrid-i Sarih 183.



[4] 26/Şuara  87-89.

Sayfayı Paylaş