Gölgesi Anadolu’yu Aydınlatan Büyük İsim: Mevlâna Hâlid-i Bağdadî (k.s.) ve Lisan-ı Hali ile Günümüze Mesajları

‘Mûtû kable en temûtû sırrının tâlibleri
Ol sebebden sırr-ı vahdetdir tarîk-i Hâlidî’1
Asıl adı Hâlid b. Hüseyin olan Hâlid-i Bağdadî (k.s.), Karadağ’da 1778 yılında dünyaya gelmiştir. ‘Ziyâüddîn/Dinin Işığı’ lakabıyla şöhret bulmuştur. Hz. Osman (r.a.)’ın neslinden ve Şafii mezhebine mensup birisidir. Hâlid-i Bağdadî (k.s.), küçük yaşlarda Kur’ân-ı Kerim öğrenerek ilim tahsiline başlamış, Zencânî’nin sarf ilmine dair eserini okumuş, nahiv, nesir ve nazım dallarında uzmanlaşmıştır. Bağdadî (k.s.), Süleymaniye kentinde Abdülkerim el-Berzencî’nin ilim halkasına dâhil olmuş, Molla Muhammed Salih, İbrahim Beyarî, Abdullah Hırpanî ve Abdurrahim ez-Zeyârî, gibi büyük zatlardan okuyarak ilmî gelişimini sürdürmüştür. Bağdat’a giden Bağdadî (k.s.), burada birçok âlim ile görüşmüş ve âlimler onun yüksek ilmine şahitlik etmişlerdir. 1798 yılına kadar devam ettiği anlaşılan ilim yolculuğunda çeşitli beldeleri dolaşan Bağdadî (k.s.), ‘Kadı Beydavî tefsirini, İbn Hacer el-Mekkî’nin Tuhfetu’l-Muhtac’ını, es-Seyyid es-Sened’in kelam ile ilgili şerh ve haşiyeleri ile Veli Ali Şerif b. el-Haydarî tarafından Adud Risalesi üzerine yazılan el-Muhekemât ve Şerhu’l-İşârât adlı eserini, ilm-i hey’etten Tezkire şerhleri, Şemsiyye, Mutavvel, Hikmet ve Mühtesaru’l-Münteha’ adlı eserleri okuyarak icazet almıştır. 1798’de Süleymaniye’ye dönen Bağdadî (k.s.), hocası Abdülkerim el-Berzencî’den boşalan medresedeki hocalık görevini üstlenmiş ve burada yedi yıl aklî ve naklî ilimleri okutmuştur.
1805 yılında hac vazifesi için Musul, Diyarbakır, Urfa, Şam ve Medine-i Münevvere üzerinden Mekke-i Mükerreme’ye ulaşan Bağdadî (k.s.), daha sonra Hindistan, Rey, Câm, Tus, Tahran, Bistam, Harakan, Simnan, Nişabur, Kandehar ve Kâbil gibi birçok ilim ve irfan şehrine uğramış buralarda birçok âlim ile görüşme, onlardan istifade etme ve bazıları ile çeşitli konularda fikir alışverişinde bulunma imkânı bulmuştur.
Mevlâna Hâlid-i Bağdadî (k.s.), ‘Gulam Ali’ olarak tanınan Abdullah-ı Dihlevî’ye intisap ederek mânevî âlemin sırlarını bu büyük mürşid-i kâmilin gözetiminde gözlemlemiştir. 1810’da Hindistan’a ulaşan Bağdadî (k.s.), üstadına hizmete başlamış ve beş ay içerisinde ‘huzur ve müşahede ehli’ olarak icazet almıştır. Üstadının işaretiyle memleketine irşat için yola çıkan Bağdadî (k.s.), Şiraz, İsfahan, Hemedan ve Senendûc üzerinden Süleymaniye’ye ulaşmış bilahare Bağdat’a giden Hâlid-i Bağdadî (k.s.), burada Abdülkâdir-i Geylânî’nin (k.s.) zaviyesine yerleşmiştir. 1817’de Süleymaniye’ye dönüp irşat faaliyetlerine devam eden Bağdadî (k.s.), uzun bir süre tefsir, hadis, fıkıh ve tasavvuf gibi ilimleri okutmuştur. Süleymaniye’deki faaliyetleri neticesinde Mekke, Medine, Kudüs, Halep, Irak, Medinetü’s-Selâm, Basra, Kerkük, Erbil, Mardin, Antep, Urfa, Diyarbakır, İmadiye, Cizre, Hindistan, Afganistan, Dağıstan, Endonezya, Mısır, Maveraünnehir, Amman ve Mağrip’ten birçok kimse Hâlid-i Bağdadî’nin (k.s.) tesir halkasına dâhil olmuştur. Bir müddet daha Bağdat’ta irşat faaliyetlerine devam eden Bağdadî (k.s.), Şam’a göçmüş, burada satın aldığı araziye bir mescit yaptırmış ve kurduğu vakfiye ile arazi üzerinde bulunan bir medreseyi de tamir ettirmiştir.
1826’da Şam’da vefat eden Bağdadî’nin (k.s.), Ümeyye Cami’nde cenaze namazı kılınmış, cenazesi Tel Tepesi’nde defnedilmiştir.
Mevlâna Hâlid-i Bağdadî (k.s.), ‘Câliyetü’l-Ekdâr ve’s-Seyfü’l-Beytâr, Risâletün fi’t-Tarîk, Risâle-i Râbıta, Risâle fî âdâbi’z-Zikr li’l-mürîdîn, Mektûbât, Şerhu hadîs-i Cibrîl, Haşiyetü alâ Cem’u’l-Fevâid min câmii’l-usûl ve mecmei’z-zevâid, el-Ikdü’l-cevherî fi’l-fark beyne kesbeyi’l-Maturîdî ve’l-Eş’arî, Ta’likât alâ Hâşiyeti’s-Siyalkûfî, Divan, Hâşiyetü’s-Siyalkûfî, Şerhu makâmât-ı Harîri, Şerhu alâ ıtbâku’z-zeheb li’z-Zemahşerî, Şerhu alâ Akâdi-i Adûdiyye, Hâşiyetü alâ nihâyetü’r-remli ve Hâşiyetü alâ Cem’u’l-Fevâid’ adlı, çeşitli alanlara dair birçok eser kaleme almıştır.
Tespit edilebilen doksan civarında halife yetiştiren Bağdadî (k.s.), bu halifelerinden on beş tanesini Anadolu’ya göndermiştir. Bunlardan günümüzde de etkinliğini sürdüren birçok isim yetişmiş ve Anadolu’yu Mevlâna Hâlid-i Bağdadî’nin (k.s.) mânevî rengine boyamışlardır.
Şer’î esaslara bağlılık, zikir ve fikre önem vermek, geceleri ibadetle ihya etmek, nafilelerle yakınlık elde etmek, muhasebe ve murakabeyle meşgul olmak gibi ana esaslar üzerine irşat faaliyetlerini şekillendiren Hâlidîler, sohbet, rabıta, nefy ü isbat zikri ve teveccüh gibi sâliki vâsıl-ı illallah yapabilmek için birçok yöntem kullanmışlardır.2
Mevlâna Hâlid-i Bağdadî’nin (k.s.) Lisan-ı Hali ile Mesajları
Hayat öyküsünden anlaşıldığı kadarıyla Bağdadî (k.s.), kişinin sağlam bir sûfî/derviş olabilmesi için her şeyden önce itikadî anlamda sağlam bir alt yapıya sahip olması gerektiği mesajını lisan-ı hali ile bizlere telkin etmiştir. İnanç konularında en detay meseleleri dahi tetkik edip inanç dünyasını sağlam bir zemine oturtmanın kişiyi nefs ve şeytanın tuzaklarına karşı sağlam bir kale sahibi yapacağı telkinini gönüllere nakşetmeye çalışmıştır. Seyr ü sülûk denilen mânevî yolculuğunda dervişin/sûfînin nefs ve şeytanın tuzaklarına karşı bu sağlam kale ile ayakta kalması önem arz etmektedir. Bu kaleden mahrum birçok kişinin dervişlik/sûfîlik adına nefs ve şeytanın tuzakları karşısında yıkılıp gittiği tarihte de tecrübe edilmiş, günümüzdeki örneklerle de acı bir şekilde tecrübe edilmektedir. Hâlid-i Bağdadî (k.s.), inanç karakterini sağlam bir zemine oturttuktan sonra ilmî faaliyetlere hız kesmeden devam etmenin bir diğer ifadeyle İslâmî ve pozitif bilimlerin dünyasında demlenmenin ruhu güçlendiren nefs ve şeytanın zayıflatan tesiriyle göz kamaştırıcı bir noktaya kendisini taşımıştır. Bu haliyle Bağdadî (k.s.), kişinin sûfîlik/dervişlik iddiasını ispat edebilmesi için ilmin büyülü dünyasına dalmasının ve bu etkileyici dünyanın tesiriyle mânevî merhaleleri bir bir kat etmesinin önemini gözler önüne sermiştir. Kendileri ‘Cahil sûfî/derviş, şeytanın maskarası olur’ tespitini ilim ve marifet deryalarındaki sağlam duruşuyla dile getirmiş olmaktadır.
Bağdadî’nin (k.s.) günümüze mesajları konusunda dile getirilmesi gereken bir başka yönü velut bir yazar olmasıdır. Bıkıp usanmadan ilim, insaf ve vicdanın gösterdiği istikamette kalem oynatmayı berekete vesile bir çaba olarak gören Hazret, bu tavrıyla özellikle son dönemde susan ilim, insaf ve vicdan eksenli kalemleri harekete geçirmek için lisan-ı haliyle telkinlerine devam etmektedir. Yolculuklar, siyasî karışıklıklar ve yazı konusundaki birçok imkânsızlıklara (kâğıt, mürekkep, iletişimin çok yavaş olması vb.) rağmen üretken bir yazar olmaya gayret etmek el, dil ve kalp ile yapılabilecek tebliğ türlerinin tamamını içerisine alan bir gayretin göstergesidir. O (k.s.), sayılabilecek bir ömre bu kadar eser sığdırmasıyla Allahu Teâlâ’nın samimiyetle gayret edenlere zamanı nasıl bereketli kıldığını gösteren nadide örneklerden birisi olmuştur.
Hâlid-i Bağdadî (k.s.), gerçekleştirdiği yolculuklarla ilim, hak ve hakikat adına yılmadan ve ısrarla menziline ulaşmaya çalışan bir önder portresiyle de dikkat çekmektedir. O, yaşadığı dönemde zâhir ve bâtın namına ne güzel varsa bu güzellikleri birçok çiçekten öz alarak bal üreten bir arı misali araştırmış ve bu güzellikleri özümseyerek insanlara şifalı bir ikram olarak takdim etmiştir. İlim, hak ve hakikate dair meseleleri herkesin anlayabileceği bir üslupta dile getirmesi dolayısıyla geniş halk kitlelerine ulaşabilmeyi başarmış bir gönül eri olarak Bağdadî (k.s.), bu alanda anlaşılabilmenin ve mesajlarını muhataplarına en saf ve basit şekliyle iletebilmenin sûfî/derviş açısından önemini de gözler önüne sermiştir. Bir başka ifadeyle o, ‘Sanat için sanat, ilim için ilim’ gibi bir mantıkla değil insanı Yüce Yaratıcı’sına kul yapabilmek için ilim, sanat, kültür ve vicdanî tüm mekanizmaları harekete geçiren tavrıyla insan merkezli bir irşat metodu kullanmanın değerini lisan-ı haliyle dile getirmiştir.
Anadolu’yu rengine boyayan bu gönül erinin her anı değerli olan hayat öyküsünden alacağımız en önemli ders ise o ve onun gibi gönül erleri vasıtasıyla ‘İçerisinde yaşadığımız dönemde Hz. Peygamber (s.a.v.)’i nasıl modelleyeceğimiz?’ sorusuna verdiği cevaptır. Mevlâna Hâlid-i Bağdadî (k.s.) ve onun yolundan gidenlerin örnekliğinde ‘Hz. Peygamber (s.a.v.) şu anda hayatta olsaydı’ veya ‘İçerisinde bulunduğum durumda Hz. Peygamber (s.a.v.) olsaydı nasıl hareket ederdi?’ gibi kritik sorulara cevap bulmamız mümkündür. Onlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine sadakatleri sebebiyle Kur’ân-ı Kerim’in elle tutulur gözle görülür bir şekilde içerisinde bulunduğumuz zamanda nasıl hayata tatbik edileceğini fiili olarak göstermişler ve temsilcileri vesilesiyle de göstermeye devam etmektedirler. Bize düşen görev, Bağdadî (k.s.) gibi geçmiş mürşid-i kâmillerin lisan-ı halleriyle dile getirdikleri hakikatlere günümüzde ise onların yollarını takip ederek hemen yanı başımızda İslâmî bir hayat tarzı için rol model olmaya devam eden gönül ehli kimseleri dikkatle takip etmek olacaktır. Bu takibimiz, vahyin merkeze alındığı, sünnetin vahyi anlamda bir metot olarak kullanıldığı, nefs ve şeytanın aldatmacalarına karşı ruh ve zikrin gücünün tercih edildiği İslâmî ve insanî bir sistemle bizi buluşturacaktır. Bu sistem de yaratılış amacımız olması hasebiyle ulaşmak istediğimiz ana gaye olan anılan engelleri aşıp ‘Yüce Mevlâ’mıza layık bir kul’ olabilmemizin yolunu bizlere açacaktır.

Dipnot
1.    Fatma Ergin, Hüseyin Kudsî-i Edirnevî’nin Hayatı ve Pend-i Mahdûmân Adlı Eseri (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 2003, s.160.
2.    Abdurrahman Memiş, Hâlid-i Bağdâdî ve Anadolu’da Hâlidîlik, Kitabevi, İstanbul 2000, s.29-201; Fatma Temir, Silsile-i Aliyye (Gönül Dostları), Elif Ofset, İstanbul 199, s.354-404; Bmrus Abu Manneh, ‘On Dokuzuncu Yüzyıl Başların Osmanlı’da Nakşi-Müceddidilik’, Çeviren: Hür Mahmut Yücer, Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2004, s.265-291; Zeki Tan, ‘Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin Talebelerinden Seyyid Tâhâ el-Hakkârî’, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: III, Nisan 2013, s.97-126; Werner Kraus, ‘Hâlidiyye Tarikatının Endonezya’ya Girişi Hakkında Bazı Notlar’, Çeviren: Abdurrahman Memiş, Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: VIII, [2007], Sayı: XVIII, s.311-319; Kemal Yıldız, ‘Zâhr-Bâtın Dayanışması: Mutasavvıf Mevlânâ Hâld ve Fakîh İbn Âbidîn Örneği’, Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: VI, (2005), Sayı: XV, s.123-136.

Sayfayı Paylaş