GENÇLİK: İNSANIN BAHAR HÂLİ

Somuncu Baba

Sevgili kızım¸ eski belgelerin arasında bir dosya ararken¸ beş-altı sene öncelerinde yazdığım bazı yazılar çıkıverdi önüme… Eskiye döndüm. Kırklı yaşların ilk yıllarında¸ bir erguvan mevsiminde gençlik¸ şairlik ve dil üzerine yazmışım. Şimdi ellilerde bir hoş seda olarak kalan o yazılardan birini senin için yeniden yazıyorum.

Nedir Gençlik?


Sevgili kızım¸ eski belgelerin arasında bir dosya ararken¸ beş-altı sene öncelerinde yazdığım bazı yazılar çıkıverdi önüme… Eskiye döndüm. Kırklı yaşların ilk yıllarında¸ bir erguvan mevsiminde gençlik¸ şairlik ve dil üzerine yazmışım. Şimdi ellilerde bir hoş seda olarak kalan o yazılardan birini senin için yeniden yazıyorum.


Nedir Gençlik?


Şunları söylemişim…


Nedir gençlik? Kimdir genç? Bir bahar sabahı bu sorulara muhatap olursanız; elbette soruyu baharla¸ akan derelerle¸ yağan yağmurla¸ açan çiçekle birlikte cevaplandırırsınız. Mesela dersiniz ki¸ gençlik¸ insanın bahar hâlidir.


Biraz şairane bir tanım oldu; ama öyle… Gençlik¸ insanın bahar hâlidir. Delikanlı tabiri de buna işaret etmez mi? Kanlı… Diri¸ canlı insan. Ama nasıl kanlı? Deli kanlı; karların erimesiyle coşkuyla akan dereler gibi… Yerinde durmayan¸ şarıl şarıl akan ve bazen sele de dönüşen dere.


Genç yerinde durmaz… Durduramazsınız onu. Hele bir de sevdalandı mı? Aşk derdine düştü mü? Gönlünü bir ceylan bakışlı güzel çalıverdi mi? Yahut bir yiğidin ateşi gönle düştü mü? Durdur¸ durdurabilirsen. O vakit genç adeta şelâle olur¸ çağıldaya çağıldaya akar.


İşte ilk gençlik şiirleri tam da bu hâl içinde doğar. Sevda şiirleridir; ayakları yere basmayan¸ küçük serçeciğin yürek atışı gibi… 


İlk gençlik şiirine ilham veren ne kadar da çok şey vardır; bir bakış¸ bir görüş¸ bir naz ve bir eda. Ne kadar da çok yazılır şiir… Bahardan kışa¸ dört mevsimde yazılan şiirler vardır. Yağmurun altında¸ karakışta lapa lapa yağan karda ve nisan yağmurlarında ıslanır genç şair. Ağustos sıcağında herkes o boğucu sıcaktan kaçarken¸ şair iş başındadır; sararmış ekin tarlalarının arasında yahut bir park köşesinde salkım söğüdün altında kalemini yontmaktadır. Birazdan bir şiirin doğuşuna tanıklık edecektir¸ gölgelik bir ağaç dalı arayan güvercinler.


Derken yapraklar dökülür birer birer kaldırımlara¸ çınarlar¸ söğüt ağaçları ve akasyalar gerdanlıklarını çıkarıverir orta yerine şehrin; ama o genç şair hâlâ işbaşındadır¸ bitmek tükenmek bilmeyen umudun eşliğinde yürür kaldırımlarda.


Sonra ansızın gelir karakış¸ kar yağar… Zemherinin dondurucu soğuğunda buz tutarken yollar¸ akan sular¸ o içindeki yangına teslim olmuştur; lapa lapa yağan kara inat kelimeler arar sokak lambalarının altında.


Gençlikte Şiir


Bitmek tükenmek bilmez gençlikte şiir… Uçan kuş¸ açan çiçek¸ kuruyan yapraklar; hepsi¸ ama hepsi birer dil olur¸ şairin ilhamına hayat verir. Zaten aşktan öte dil mi var? Zaten aşkın dili sükût değil midir? Zaten işaret diliyle konuşmaz mı sevgili? Yollar dildir¸ kaldırımlar dil… Açılan kalemler¸ tükenen kâğıt ve umutlar.


Şimdi bahar¸ erguvanlar açtı… Daha dün kutladık Erguvan Bayramı'nı ve aşk ocağının körükçüsü Emir Sultan'ı. Emir Sultan ki¸ erguvanı merhametin¸ sevginin¸ birliğin ve aşkın sembolü kıldı.


Şimdi şiir zamanı… Erguvanlara dokunup şiire hayat vermeli. Vermeli¸ vermeli de lakin o gençlik¸ o delice akan aşk ırmağı nerede? Nerede dokunduğu her şeyi dile dönüştüren iksir? Sahi¸ aşk nerede? Gençlik nerede?


Evet¸ sevgili kızım¸ bu sorularla bitmiş yazı… Bu derin anlamlar içeren sorularla. Bazen geriye dönüp bakmak¸ eski yazılara¸ notlara göz atmak lazım. Bu seni hem yeniler¸ hem de umutlandırır. Yazmaktan¸ not almaktan ve geriye dönüp bakmaktan korkma!

Sayfayı Paylaş