GAFLET

Somuncu Baba

Pek çok insan¸ ilk bakışta anlaşılmasa da şuur olarak bir çocuktan farklı değildir. İnsanın bu şuursuz hali¸ Allah'ın ve ahiretin varlığını¸ kendisinin yaratılış amacını¸ ölümün mutlaka gerçekleşecek kesin bir gerçek olduğunu¸ öldükten sonra her yaptığının hesabını Allah'a muhakkak vereceği gerçeğini kavraması ile giderilebilir.

Allah'ın açıkça bildirdiği emir ve yasaklara rağmen insanların ilgisiz ve duyarsız yaşamalarına "gaflet" denir. İnsanların çoğu dünya hayatının dışta görünen kısmına aldanıp ahiretten gafil bir şekilde hayat sürerler.


Allah'ın varlık delilleri tüm kâinatı kaplamıştır. Gözünüzü çevirdiğiniz her noktada Allah'ın yaratma sanatına şahit olabilirsiniz. Ancak insanların çoğu dünya telaşı ile "yuvarlanıp giderken"¸ çevrelerindeki iman hakikatlerinin farkına varamadan¸ üzerinden yürüyüp geçerler.


Kişi¸ kendi bedenini dahi düşünse Allah'ın varlığını hatırlayabilir. Tek bir hücrenin çoğalmasından meydana gelen¸ şu anda da yaklaşık 100 trilyon hücreden oluşan¸ simetrik ve estetik bir görünüme sahip¸ siz hiç farkında değilken içinde peş peşe yüzlerce kusursuz ve karmaşık işlemin meydana geldiği bedeniniz¸ doğduğunuz günden beri görevlerini hiç aksatmadan yerine getirir. İnsan¸ bedenindeki bu harika sistemin nasıl çalıştığını bir an düşünse¸ ne kadar aciz bir varlık olduğunu ve bedenindeki bu sistemi yaratan ve görevlerini ilham edenin Allah olduğunu kavrayabilir. Düşünmek¸ insanı gaflet uykusundan uyandırabilecek en önemli ibadetlerdendir.


İnsanlar¸ yolunda giden konular üzerinde düşünmek için mesai harcamazlar. Örneğin sağlıklı bir kişi¸ bedenindeki sistemin nasıl bu kadar uyumlu işlediğini¸ kalbinin nasıl olup da hiç aksamadan yıllardır attığını¸ uykusunda geçirdiği şuursuz anlarda nefes almaya nasıl devam edebildiğini asla düşünmez. Oysa insan¸ tüm organların işlevini kendisinin kontrol etmek zorunda olduğunu düşünürse¸ ne büyük bir lütufla karşı karşıya olduğunu anlar. Nefes alma eylemini kendinizin gerçekleştirdiğini hayal edin. Böyle bir durumda olsanız¸ başka hiçbir işle uğraşamazdınız. Çünkü yaşamak için sürekli nefes alıp vermeniz gerekirdi. Uyku ihtiyacınızı asla gideremezdiniz. Çünkü uykuda geçirdiğiniz şuursuz anlarda nefes alıp vermeyi hatırlamanız imkânsız olurdu. Aynı şekilde kanı temizleyen¸ temizlenen kanı tekrar vücuda gönderip geride kalan atıkları ise vücuttan atan böbrekler¸ işlevini yerine getiremeyip diyaliz makinelerine bağlandığımız zaman aklımıza gelen bir başka organımızdır. Bu örnekler saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Allah'ın kullarına merhametini ve lütfunu gösteren bu deliller¸ insanın üzerinde düşünüp¸ şükrünü artırması ve kul olması için birer vesiledir.


Çoğu insanın yaşama amacı evlenmek¸ çocuk sahibi olmak¸ kariyer¸ para ve benzeri dünya nimetleri çevresinde şekillenir. Elbette bunları istemek veya sahip olmak yanlış değildir. Yanlış olan¸ bütün bunları yaşama amacı olarak belirlemektir. Oysa Rabbimizin "Ben¸ cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım." (51/Zariyat¸ 56) ayeti gereği¸ hayattaki tek amacımız Allah'a kul olmak olmalıdır. Yukarıda saydığımız konuları da Allah'a yakınlaşmak için araç olarak görmemiz ve yaşamımızı bu yönde şekillendirmemiz gerekir. Aksi halde insan¸ çevresindeki toplumsal ve siyasî tüm gelişmelerden habersiz¸ hayatı yalnızca oyun ve oyuncaklarından ibaret küçük bir çocuğun dünyasından farksız bir hayat yaşar.


Pek çok insan¸ ilk bakışta anlaşılmasa da şuur olarak bir çocuktan farklı değildir. İnsanın bu şuursuz hali¸ Allah'ın ve ahiretin varlığını¸ kendisinin yaratılış amacını¸ ölümün mutlaka gerçekleşecek kesin bir gerçek olduğunu¸ öldükten sonra her yaptığının hesabını Allah'a muhakkak vereceği gerçeğini kavraması ile giderilebilir.


Allah insanlara¸ ahirette sorumlu tutulacakları bir kitap göndermiştir. Bu kitabın içinde yazılanlara uyup uymadıklarından sorgulanacaklarını ve sonuca göre de cennet ya da cehenneme gireceklerini bildirmiştir. Bu bilgiyi kendilerine hatırlatan kişilerin var olacağını ve Kuran ahlakı ile yaşamak için de ölene kadar süreleri olduğunu haber vermiştir. Kendisine tanınan sürenin dolacağı günden habersiz¸ gaflet içinde yaşayan insanlar¸ buna rağmen yine de sorumlu olduğu kitabın içinde neler yazdığını merak edip okumazlar. İyi insan olmanın yeterli olduğunu¸ kimsenin hakkına tecavüz etmediklerini¸ Allah'ın hiçbir sınırını gereği gibi gözetmedikleri halde¸ O'nun sevgili kulu olduklarını iddia ederek hiçbir çaba göstermeden cennete gireceklerini zannederler. Ancak kendilerini yeterli gördükleri için okumadıkları Kuran¸ onlara tam tersini haber verir:


İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: “Rabbimiz¸ bizi çıkar¸ yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım.” Size orda (dünyada)¸ öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur. (35/Fatır¸ 37)

Allah insanlara¸ cennette verecekleri konusunda sınır koymaz. Peki insanlar neden salih amel konusunda sınır koyarlar? Neden yapabileceklerinin en fazlasını değil de¸ birkaç amelle yetinirler? Unutmamak gerekir ki salih amele Allah'ın değil biz kulların ihtiyacı vardır ve insanlar ölümcül bir hastalığa yakalanmış psikolojisi ile Allah'a her zaman yakın olmalıdırlar. Gaflet perdesi ancak bu şekilde kalkabilir. İşte o zaman insanın ne yüzüne sürdüğü kremin önemi kalır¸ ne kariyerinin ne de hangi takımın şampiyon olduğunun…

Sayfayı Paylaş