ERTELEMERTELEME KOLAYCILIĞIYLA SORUMLULUKTAN KAÇIŞ

Somuncu Baba

"Para kazanırken erteleyerek kaybettiklerimizi
para ile tekrar satın alamıyoruz. İnsanlar
gençliklerinde para kazanmak için sağlıklarını¸
yaşlılıklarında ise sağlıklarını kazanmak için
paralarını harcıyorlar."

 Hayat¸ nimet külfet dengesi üzerine kurulmuştur. Emek sarf etmeden ve Allah'ın potansiyel nimetlerinden aklı ve fizikî gücü kullanmadan nimetleri elde etme imkânı yoktur. Rahatına düşkün¸ zayıf iradeli ve tembel yapılı kimseler¸ bazı zorluklarla karşılaştıklarında ilk olarak üstesinden gelmek durumunda oldukları işi erteleme kolaycılığını tercih ederler.  


İşlerimiz ana hatlarıyla üçe ayrılır:


a) Acil ve önemli: Yemek¸ içmek¸ hastalandığımızda tedavi¸ tehlikelerden korunmak¸ vakti geçmekte olan ibadetler vs. bunlar ertelenemez¸ erteleyenler hayatını ertelemiş olur.


b) Acil değil fakat önemli: Giyim¸ barınma¸ Allah'a kulluk etmek(vakitle sınırlı olmayan ibadetler)¸ sabit bir işte çalışmak¸ para biriktirmek¸ ev almak¸ evlenmek¸ çocuklara bakmak¸ ev reisliği yapmak¸ komşuluk ve arkadaşlık yapmak¸ ebeveyne hizmet etmek¸ seyahat etmek¸ vs.


c) Acil gibi fakat önemsiz: Arkadaşlarla felekten bir gün çalmak¸ çarşıda dolaşmak¸ kahvehanede oturmak ve oynamak¸ haftanın maçlarını takip etmek¸ modayı takip etmek¸ arabanın modelini yükseltmek¸ internette sörf yapmak¸ vs.


Tembelliği alışkanlık haline getirmiş olanlar¸ gözüne kestiremediği zorluğu ertelemekle ondan kurtulduğunu zanneder. Bu günün işini yarına bırakır ve günü kurtardığını düşünür. Oysa yarının da kendine göre işleri vardır. O da ertelenecektir. İşler biriktikçe sorun olacak ve bu sorunlar bir çığ gibi büyüyerek üstesinden gelinemez bir hal alacak ve sahibini ezmeye başlayacaktır. "Bu günün işini yarına bırakma"  atasözü bu bakımdan çok anlamlıdır.  Bu günün işini yarına bırakanlar¸ bu günün işi ile birlikte o vakit yaşanacak olan ömrü (ömürden bir bölümü) de ertelemiş olmaktadırlar. Dünyaya birkaç defa gelme imkânı olsaydı¸ tecrübe amacıyla bir kere de öyle olsun denebilirdi ama gereksiz denemeler esnasında geçen zaman kullanılmıştır ve bir daha o anı yaşama imkânı kalmamıştır. O halde hayatta ertelenemeyecek en önemli husus¸ o anda yaşanması gereken zamandır. Zamanını erteleyenler farkında olmadan bir daha yaşanmamak üzere hayatlarını da ertelemiş olmaktadırlar.


Öğrenci¸ ödevini zamanında yapmaz¸ derslerine düzgün çalışmazsa sınav akşamı yoğun bir şekilde çalışması ona fazla bir fayda sağlamaz. "Çok çalıştım ama olmadı" der. Zeki ve becerikli olduğu halde beklenen başarıyı gösteremeyenler¸ düzenli çalışmadıklarından ve işi zamanında yapmadıkları için böyle bir durumla karşı karşıya kalırlar.


Hayatta helalinden para kazanmak ve kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışmak en saygıdeğer uğraşlardan birdir. Ancak işimizin bizi sosyal hayattan tamamıyla koparmasına da fırsat vermemeli ve bir insan olarak yapmak zorunda olduğumuz diğer faaliyetlerimizi ertelememeliyiz. İnsanların çoğu geçim işlerine gereğinden fazla dalınca bakın neleri erteliyor:



  • Geçim telaşı sırasında geçen zamanını¸
· Aile reisliğini ve babalık görevini
· Ebeveyne karşı evlatlık vazifesini¸  
· Arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerini¸

· Sağlığını ve en önemlisi


· Allah'a karşı kulluk görevini.


 Para kazanırken erteleyerek kaybettiklerimizi para ile tekrar satın alamıyoruz. İnsanlar gençliklerinde para kazanmak için sağlıklarını¸ yaşlılıklarında ise sağlıklarını kazanmak için paralarını harcıyorlar. 


Biz geçim telaşına kendimizi kaptırmış bir halde yaşamı devam ettirirken çocuklarımızı TV ve sokaklar şekillendiriyor. İlgi ve alakadan yoksun hanımlar¸ mahallede hemcinsleriyle görüşerek yalnızlığını gidermeye çalışıyorlar. Çoğu kez onları bayramlarda ve özel günlerde hatırlarız¸  ebeveynimizi de telefonla arayarak hal ve hatırlarını sorarız.  Ebeveynimiz¸ ne zaman sorsak iyi olduklarını söylerler. Kötü durumda bile olsalar bizi üzmemek için iyiyiz derler.  Bazen de biraz ağrılarım var diyerek rahatsızlıklarını ima ederler. "Ben izine geleceğim¸ inşallah seni en iyi doktorlara götüreceğim ve birşeyciklerin kalmayacak" diyerek onlara moral veririz ama acil bir haber gelmeden de gidemeyiz. Bir çok işimiz var çünkü!?


İşi ve kariyeri uğruna ailesi ile ilgiyi sürekli erteleyen bir baba¸ emekli olduğunda çocukları ve torunlarını özledikçe¸ onları telefonla arayarak zaman zaman görüşmeleri gerektiğini söyler fakat her defasında¸ çocuklarından¸ "Baba¸ bu sıralar işimiz çok yoğun¸ müsait olduğum zaman ben seni arar¸ görüşürüz" cevabını alır ama arzu ettiği gibi görüşme bir türlü gerçekleşmez. Bu duruma üzülen babanın zihninde şimşekler çakar. Zamanında ben de böyle yapmıştım¸ ektiğimi biçiyorum¸ diyerek hayıflanır.


Takvayı erteledik¸ Allah katında değerimiz düştü¸


Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğildik¸  insanlar arasında değerimiz düştü. 


   Zamanın birinde bir kralın dillere destan bir sarayı varmış. Vatandaşlardan biri de sarayı çok merak ermiş¸ kralın kapıcısından ricada bulunarak bir süreliğine  sarayı ziyaret etmesine izin verilmesini talep etmiş.  Kral da meraklı adama bir de ders vermek düşüncesiyle şartlı izin vermiş. Kralın şartı şudur: Adam eline bir kaşık sıvı yağ  ile sarayı dolaşacak ama yağdan bir damla dahi yere ve halılara dökmeyecek. Adam elinde bir kaşık yağla sarayı dolaşır ve gerçekten de  bir damla bile dökmeden turu tamamlar. Kral sorar: "Acem halılarımı gördün mü?" "Yok." "Avizelerimi gördün mü? "Hayır." "Paha biçilmez tablolarımı?" "Yok." "Havuzlarımı¸ rengarenk çiçeklerimi?" "Yok." Adam yağı dökerim korkusuyla doğru dürüst bir yere bakamamış ki? Adam¸ "Bir kez daha müsaade edin bu defa daha dikkatli bakayım efendim" diye yalvarmış  Kral yine elinde yağ dolu kaşıkla bir kez daha sarayı dolaşmasına izin vermiş. İkinci dolaşmada adam sarayı görmüş görmesine ama bu defa da kaşıkta yağ kalmamış. Kral adama şöyle öğüt vermiş:


"Bak¸ bu kaşıktaki yağ senin hayattaki sorumlulukların. Sarayda gördüklerin ise dünyadaki nimetler. Dünyadaki nimetlerden yararlanmak için sorumluluklarından vazgeçme¸ sorumlukları yapacağım derken dünyadaki nasibini ihmal etme."


Her yeni günün kendine özgü şartları vardır. Her gün özeldir¸ anlamlı yaşamasını bilene. Bilinmelidir ki yüksek idealler taşıyan kimselerin yaşamı daha anlamlıdır. Ertelenmiş planlarını bugün uygulamaya koyanlar¸ yeni günde geçmişi yaşarlar ve böylesi kimseler geleceği asla kuramazlar.


Bastırılmış duygular¸ uygun ortamı bulduğunda hemen ortaya çıkmak ister ve kontrol edilmeleri çok güç olur. Bu sebeple sadece işimizi değil insanî duygularımızı da ertelememeliyiz.


 Tepkinizi kontrol edin ama ertelemeyin¸ biriktirmeyin. Çünkü bu en fazla size zarar verir. Bir süre sonra öfke patlamasına yol açar. Bu da birçok hasara sebebiyet verebilir. Bazı kimseler haklı olduğu bir konumda bir bir hesabını sormak üzere ufak hataları bir yere kaydeder.  Zamanı gelince de bütün kirli çamaşırları ortaya döker. Bu dürüst bir tutum değildir. O anda sorulması halinde belki bir açıklama getirebilecek birisi¸ uzun süre sonra kendisine sorulan söz ve davranışın gerekçesini unutabilecektir.


   O anı yaşayamamışsanız¸ görüntüsünü alamamışsanız başka bir seferinde fırsat bulamayabilirsiniz ya da bir anlamı kalmayabilir. Çocuğunuzun ilk kez baba ya da anne demesi¸ sendeleyerek attığı ilk adımları¸ sünnet olması¸ okula gitmesi¸ mezuniyet töreni¸ nişan ve evliliği vs kamera ile görüntülemek isteyebilirsiniz. Ama o anda kameranız yanınızda yoksa ya da boş kaset almayı unutmuşsanız artık o iş bitmiştir. Ya da bu yıl tatile gittiğimde anne ve babamın görüntülerini kaydedeyim diyorsunuz fakat kamerayı yanınıza almayı unutuyorsunuz. Ertesi sene geldiğimde alırım diyorsunuz. Ertesi sene haber geldiğinde ise belki cenaze törenini çekme seçeneğiniz olacak sadece. Ya da haber göndermiş: "Gelsin de dünya gözü ile son bir kez göreyim."  Hemen yanına varmak üzere yola çıkıyorsunuz¸ son anına muhtemelen yetişiyorsunuz¸ belki de yetişemiyorsunuz.   Artık   "Keşke daha önce gitseydim" şeklindeki yakınmalarınız içinizi bir ömür boyu kemirecektir.

Erteleme kolaycılığı ile sorumluktan kaçış¸ İslâm âleminde adeta toplumsal bir tutum halini almış gibi görünüyor. Mesela¸ İslâm toplumunda İsa ve Mehdi beklentisi vardır. "Biz ne yapsak boş.  Ama bir gün Mehdi ve İsa gelecek her şey güllük gülistan olacak¸ kırk yıl dünya huzur içinde yaşayacak ondan sonra da kıyamet kopacak." şeklindeki söylentiler kulaktan kulağa dolaşıyor her devirde. Çinliler ve Hintliler Buda'yı¸ İranlı Mecusiler de Ahura Mazda'yı bekliyor. Mehdinin gelecek olması bizi şu anda yapmakla yükümlü olduğumuz sorumluluklardan kurtarmaz ki. Biz kendi işimize bakmalı¸ sorumluluklarımızı yerine getirmeye çalışmalıyız. Eyvah demeden eyvallah diyenlerden olmamız dileğiyle.

Sayfayı Paylaş