DOSTLUK

228-erol-afşin

“Öyle kalbi güzel bir öğretmendi ki ben yedi yaşındaki bir çocuktan büyüğüm, ne özür dileyeceğim demedi. Özür diledi, büyüklük gösterdi ve kalbime taht kurdu. Yıllar sonra kendisini yine buldum ve hasbihal ettik. Etrafındakilere Malatya’dan benim öğrencim geldi derken gözlerinin ışıltısı her şeye değerdi.”

 

Hızla akıp giden zamana inat ömür de hızla akıp gidiyor. Tutamadığımız, saniyesine bile hükmedemediğimiz bir zaman kavramı var. Zaman; dünyada farklı işliyor, uzayda farklı işliyor ve ilerde ahirette de farklı işleyecek büyük bir ihtimal. Çünkü geçmişe doğru dönüp bakınca zamanın hızla geçtiğini ve neler yaptığımızı da anımsayamıyoruz çoğunlukla.

Ömür dediğimiz kavram da hızla elimizden tükenen bir sermaye. Bu sermayeyi iyi kullanmak gerekiyor, boş yere heba etmemek lazım. Teknolojinin de hayatımıza iyice sirayet etmesiyle birlikte yalnızlığımız da gitgide artar oldu. Eskiden ankesörlü telefonlara jeton yetiştiremezken ve eş dost, ahbabı arayamazken, şimdi iletişim olanakları artmasına rağmen aramıyoruz. Bununla beraber arkadaşlık ve dostluk kavramları da lügatlerin tozlu sayfaları arasına doğru yürümekte… Bu yazımızla belki buna bir nebze olsa dahi dikkat çekebilirsem ne mutlu… İnsani duyguları iyi kontrol etmememiz sonucunda birbirimizi kırabiliyoruz ve neticesinde kırgınlıklar, küskünlükler meydana geliyor. Her ne kadar küsme huyum pek olmasa da arkadaşlarımızın bazı anlayışsız tavırları kırılmama sebep oluyor. Bu yazıyı hem kendi ruh halimi dökmek hem de yanlış bir davranışın yaygınlaşmasını önlemek adına yazıyorum.

Yıllarca arkadaşınız ya da dostunuzla güzel ve iyi şeyler için hasbihal edip, uğraşıp ve sohbet ederken bir gün sizin istemediğiniz ya da kendi hesabınıza ters düşen bir olay sebebiyle arkadaşınızı ya da dostunuzun kalbini kırmak hiç doğru değil. Arkadaşlıkların ve dostlukların zor kurulduğu bir dönemden geçerken, dünyada en çok ihtiyacımız olan bu güzel insanları bir hiç uğruna kırmak ve kaybetmek kolay olmamalı. Zaten bunu kolay bir şekilde gözden çıkarabiliyorsak gerçek anlamda bir arkadaşlık ya da dostluk söz konusu olamaz. Sadece kendimizi kandırmaktan ibaret sayabiliriz bunu. Bir insanın sürekli isteklerini yerine getirince, sadece bir tanesine hayır demeniz sonucunda bütün iletişimini kesiyorsa, bu da menfaat odaklı bir arkadaşlık ya da dostluk olur ki bunun da kimseye faydası olmaz. Arkadaşlık ve dostluk dediğimiz kavramlar aslında o kadar ulvi ki içinde riyayı barındırmaz, kabul etmez. Bir süre sonra bu yapmacık hareketler kendini dışa vurur.

Dostlarımıza hangi konuda hata yaptıklarını söyleyince bunu düşünmek yerine, kendilerini hala savunuyorlarsa, iletişime kendini kapatmış demektir. Bu da tehlikeli bir durumdur. Yıllarca süren bir arkadaşlık ya da dostluk, böyle menşei sağlam olmayan bahanelerle sonlandırmak akl-ı selim bir hareket değildir. Dilerim bu tür düşüncede olan arkadaşlarımız varsa henüz nefes alıyorken hatamızı görüp telafi ederiz. Kalp kırılınca tamiri kolay olmaz, o yüzden dikkat etmek lazım. Muhakkak duymuşsunuzdur günlük hayatta, bir dua  “Allah bizi kimseye muhtaç eylemesin.” Evet, güzel bir dua gibi görünüyor, elden ayaktan düşmemek gibi. Ama insan birbirine muhtaç, doğası gereği insanlar birbirinin ihtiyacını görür. Ekmekçisi, temizlikçisi, ayakkabıcısı, yemekçisi vs. uzar gider bu liste… Karşıma Hz. Ali’nin bir sözü çıktı bunun üzerine: “İnsan insana muhtaçtır, beni kimseye yük eyleme”. diye dua edin buyurur. Ne güzel bir incelik, ne güzel bir düşünce…

İnsan beşer, elbet şaşar. Zaman zaman hatalar yapabiliriz, yanlışlara düşebiliriz. Asıl erdem bu hataları ve yanlışları görerek tekrar tekrar bunları yapmamak. Ve neticesinde özür dileme erdemini gösterebilmek çok mühimdir. “Hayatı Kucaklayan Yazılar” isimli kitabımda ilkokul birinci sınıf öğretmenim Mehmet Tekin’le ilgili bir anımı yazmıştım. Yeri geldiği için burada bahsetmek isterim. Allah selamet versin, bu güzel anı ile yıllarca zihnimde yer aldı. Bir gün öğretmenler odasının kapısını çalmış ve içeri girmiştim, öğretmenime bir şey soracaktım ki Mehmet Öğretmen’imiz çok sinirliydi ve kızarak “Erol çık dışarı!” diye bağırdı. Henüz birinci sınıfa giden ben şaşırdım haliyle ve ağlayarak kapıya doğru gittim ve merdiven basamaklarına oturdum, az sonra elinde bir simit ile Mehmet Öğretmen’im yanıma geldi ve uzattı: “Az önce sinirliydim, özür dilerim.” dedi. Öyle kalbi güzel bir öğretmendi ki ben yedi yaşındaki bir çocuktan büyüğüm, ne özür dileyeceğim demedi. Özür diledi, büyüklük gösterdi ve kalbime taht kurdu. Yıllar sonra kendisini yine buldum ve hasbihal ettik. Etrafındakilere Malatya’dan benim öğrencim geldi derken gözlerinin ışıltısı her şeye değerdi.

Dilerim gereksiz dargınlıklarla hayatımızı heba ettiğimiz bu günleri bir tarafa bırakarak gerçek arkadaş ve dostlarımızın kıymetini bilir onların kalbini kazanmaya çalışırız. Arkadaşlıklar ve dostluklar kolay kurulmuyor. Bir saniyesine bile müdahil olamadığımız hayatımızda kalpleri kırmaya gerek yok. Her daim dostlukla…

 

Sayfayı Paylaş