DOĞAYLA BARIŞIK BİR HAYAT

Somuncu Baba

"Üç tarafı denizlerle çevrili¸ coğrafyasının önemli bir bölümü yeşil bitki örtüsüyle kaplı¸ aynı anda farklı iklimlerin yaşanabildiği ve her türlü ürünün yetiştirilebildiği bir toprağı kendimize yurt edinmişiz. Bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlayabilmek için çöl arazisini tarıma açmak için servetlerini ortaya döken¸ halkına içecek su temin etmek amacıyla deniz suyunu arıtmak durumunda kalan veya su ithal etme mecburiyetinde olan ülkelerin durumuna baktığımızda daha iyi anlarız."

Bir ülkenin tabii güzelliği ne kadar yoğun ve fazla olursa olsun¸ korunmadıktan sonra bu güzelliklerin sonsuza kadar devam edeceği düşünülemez. Dünyamızın ısınmasındaki artış ve çeşitli bölgelerdeki iklim değişiklikleri bunun sonucudur. Ayrıca doğa kendisine yeterli saygıyı göstermeyenleri affetmemektedir. Zehirli fabrika atıkları nedeniyle içindeki balıkları insanların önüne atarak ‘marifetinizi görün' diyen denizler ve dereler ile insanların hırslarına kapılarak telef ettikleri ormanlar nedeniyle evleri sürüp götüren ve pek çok can alan sel baskınları bizlerden en ağır şekilde intikam almaktadır.


Ülkemize kuş bakışı göz attığımızda¸ Allah'ın bizlere ne kadar büyük bir lütufta bulunduğunu hemen anlarız. Üç tarafı denizlerle çevrili¸ coğrafyasının önemli bir bölümü yeşil bitki örtüsüyle kaplı¸ aynı anda farklı iklimlerin yaşanabildiği ve her türlü ürünün yetiştirilebildiği bir toprağı kendimize yurt edinmişiz. Bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlayabilmek için çöl arazisini tarıma açmak için servetlerini ortaya döken¸ halkına içecek su temin etmek amacıyla deniz suyunu arıtmak durumunda kalan veya su ithal etme mecburiyetinde olan ülkelerin durumuna baktığımızda daha iyi anlarız. Petrol zengini olarak gördüğümüz ülkelerdeki bir litre suyun fiyatının neredeyse bir litre benzinden pahalı olmasına¸ yeterli yağmur ve elverişli toprak olmaması nedeniyle ağaç yetiştirmekte karşılaşılan sorunlara baktığımızda¸ şikâyet edecek fazla bir şeyimizin olmadığını anlarız. Özellikle Karadeniz¸ Ege ve Akdeniz bölgelerini gezenler¸ gürül gürül akan akarsular ile gökyüzüne uzanmak istermiş gibi birbirleriyle yarışan ağaçları gördüğünde içi mutlulukla dolar.


Bu mutluluğun devam etmesi için doğanın bizlerden istediği tek şey var: O da şefkat. Çocuklarımızı nasıl seviyor ve onlar için her türlü fedakârlığa katlanıyorsak¸ onu da evladımız gibi görmemizi ve sahip çıkmamızı beklemekte¸ velhasıl kendisiyle barışık yaşamamızı arzulamaktadır. Ülkemizde son yıllarda artan doğa bilinci bu açıdan ümit verici seviyededir. Tema gibi sivil toplum kuruluşlarının¸ tv yayınlarının ve okullardaki müfredatlarda konunun sıkça işlenmesinin bunda büyük katkısı vardır. 1900'lü yıllarda yunus balıklarının gösteri yaptığı ve her türlü balığın yaşadığı Haliç'in eski haline dönmesi¸ denize girilemeyen sahil kıyılarımızın tabii hallerine dönmesi ve ülkemizi saran ağaç kampanyaları¸ yurdumuzun kaybedilen tabii güzelliklerinin elde edileceği zamanın çok da uzak olmadığını müjdelemektedir.


Tüm bu güzel gelişmelere rağmen hâlâ bazı olumsuzlukları yaşadığımızı göz ardı edemeyiz. Özellikle kırsal alanlarda ve köylerde belediye hizmetlerinin olmaması nedeniyle dereler adeta çöplük olarak kullanılmaktadır. İnsanların¸ kullanmadıkları sobaları¸ döşekleri¸ poşetleri¸ tencereleri¸ hatta hayvan leşlerini¸ velhasıl bütün artıklarını derelere ve nehirlere attıklarını görüyoruz. Şehirlerarası yollarda önümüzden giden araçlardan yollara pet şişelerin ve çöplerin atılışına¸ izmaritlerin camlardan fırlatılışına çokça şahit olmaktayız. Otoban boyunca izlendiğinde yol kenarlarının adeta çöplüğe çevrilmiş olması insanı şaşkına çevirecek boyuttadır. Yol boylarındaki çeşmelerin etrafları da farklı görüntü arz etmez.


Keza şehirlerde yaşayan insanların nefes alma alanları olan piknik bölgelerinin piknikçilerin uzaklaşmasıyla birlikte mezbeleye döndüğünü¸ artıkların önemli bir bölümünün bu alanlarda bırakıldığını gözlemekteyiz. Bu tür çevre kirlilikleri kurban bayramında da görülmektedir. Allah'a ibadet etmek için kesilen kurbanların artıkları uygun olmayan yerlere bırakılmakta ve kurbanı kesmenin her şey demek olduğu sanılmaktadır. Kurban keserek sevap kazanılmakla birlikte insanları rahatsız edici artıkların orta yerlere bırakılmasıyla da tam tersi bir iş yapıldığı¸ ibadetin ruhundan uzaklaşıldığı ve günah işlendiği unutulmakta veya önemsenmemektedir.


Bu ve benzeri sıkıntıların giderilmesinde merkezî idare yanında mahallî idarelere büyük sorumluluklar düşmektedir; ancak önemli olan insanın kendi kendini denetim altında tutmasıdır. Yoksa devletin her yanlış yapan kişiyi takip etmesi mümkün değildir. Bu nedenle öncelikle üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek ve çocuklarımızı bu yönde eğitmek durumundayız. Ailemiz yanında doğaya gerekli saygıyı göstermeyenleri de uyarmak durumundayız. Hepimizin kulaklarının aşina olduğu bir söz vardır: "Dünyayı atalarımızdan çocuklarımıza bırakmak için emanet aldık." Dünya¸ daha dar anlamıyla ülkemiz çocuklarımızın içinde yaşayacağı kocaman bir ev gibidir. Dolayısıyla insan kendi evinin içini nasıl temiz ve bakımlı tutuyor¸ gelen misafirlerine saygısından dolayı bir ahenk ve düzene önem veriyorsa¸ aynı titizliği yurdu için de göstermek durumundadır. Çünkü burasının evinden farkı yoktur. Her türlü nimetin bulunduğu memleketi sevmenin yolu ona sahip çıkmaktan geçer. "Ben yurdumu seviyorum." deyip de onu kirletmek ve doğasına zarar vermek için her şeyi yapmak gerçek sevgi ile bağdaşmamaktadır.


Bu¸ insanın kendi evinin her tarafını dağıtmasına¸ kirletmesine¸ çöpleri çekyatların ve koltukların altına atmasına¸ duvarlara ve doğramalara hiç bakmamasına¸ bunun yanında da temizlikten ve insanın oturduğu yere önem vermesinden bahsetmesine benzer. Unutmayalım ki¸ insanlarımızda çevre bilincinin oluşmasında en etkili yer aile ocağıdır. Ailesiyle gittiği piknikte anne babasının çöpleri olduğu yerde bıraktığını¸ arabayla giderken büyüklerinin meyve suyu kutularını ve diğer çöpleri yola attığını gören bir çocuğun ailesinden iyi bir örnek gördüğü söylenemez. Ayrıca bu vurdumduymazlık başka bir şekle dönüşerek çocukların ebeveynlerine karşı benzer tepkiler göstermelerine neden olacak ve anne babalarının doğaya olan bu saygısızlıkları çocukların anne babasına olan saygısını azaltacaktır. Çünkü televizyon ekranlarıyla derslerde öğrendiklerini anne babasının yaptıklarıyla zihninde mutlaka karşılaştıracaktır.


Allah değer verdiği şeyleri Kur'an'da pek çok yerde tekrarlar. Kendi büyüklüğünü insanlara anlatmak için doğaya pek çok yerde vurgu yapar. Bu vurgu bahsettiği şeyin ne kadar kıymetli olduğunu gösterir. Meselâ bir yerde şöyle buyurur: "O gökten suları indirendir. İşte biz bu yolla her türlü canlı bitkiyi yetiştirdik ve bundan çimenleri yeşerttik." (6/En'âm¸ 99). Bir başka âyette de şöyle buyurur: "Yeryüzünü döşeyen¸ onun üzerinde yerinden oynatılmaz dağlar yerleştirip vadilerinden nehirler akıtan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan odur… Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar¸ üzüm bağları¸ ekinler¸ bir kökten sürgün verip küme halinde ya da tek başına boy veren hurma ağaçları vardır…"  (13/Ra'd¸ 3¸ 4). Allah pekçok yerde de yağmurla yeryüzünün yemyeşil olmasına vurgu yapar. Bu hususta bir yerde  "Allah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzünü ölümden sonra diriltti." (16/Nahl¸ 65) buyururken; başka bir âyette de¸ "Gökten bir ölçüye göre suyu indiren odur. Biz onunla (kupkuru)¸ ölü memlekete hayat veririz." (43/Zuhruf¸ 11) buyurur. Kur'an'da bunlar gibi tabiata vurgu yapan pek çok âyet yer almaktadır. Allah'ın kendisine inanan insanlara va'd ettiği en büyük nimet olan cennetin zemininden ırmaklar akan ve her türlü ağacın bulunduğu yemyeşil bir yurt olarak anlatılması da doğaya vurgunun bir başka şeklidir. Dolayısıyla gerek dünya ve gerekse âhiret bahislerinde tabii güzelliklere özellikle değinilmesi¸ Allah'ın bunlara verdiği önemi göstermekte¸ bizim de dünyayı böyle yapmamız istenmektedir.


Bugünkü anlamda çevre kirliliğinin olmadığı Hz. Peygamber döneminde Rasûlullah'ın insanlara yönelik bazı ikazları bizlere bugün ışık tutmaktadır. Meselâ bir hadislerinde¸ yollardaki dikenlerin ve taşların kenara atılmasını tavsiye etmişler ve yapıldığında insanın sadaka sevabı alacağını beyan etmişlerdir. Bu¸ bugün için diken veya taş olmayabilir¸ ancak bir çöp olabilir. Dolayısıyla insan başkalarının rahatsız olmaması amacıyla doğayı korumaya ve temizlemeye gayret ederse¸ sanki ibadet yapmış gibi Allah'ı hoşnut eden hayırlı bir iş yapmış olmakta ve bunun karşılığı olarak da sevap almaktadır. Hz. Peygamber başka bir hadislerinde de yol kenarlarına¸ ağaç diplerine ve sulara ihtiyaç giderilmesini şiddetle yasaklamışlardır. Çünkü buralar insanların oturdukları¸ gölgelendikleri ve su ihtiyaçlarını giderdikleri yerlerdir. Bu nedenle¸ başka insanların hakları gözetilerek söz konusu yerlerin temiz tutulması ve kirletilmemesi gerektiğine dikkat çekmişlerdir.


Sözün özü¸ doğaya saygı¸ insanın kendisine¸ ortak yaşam alanını paylaştığı diğer insanlara¸ daha da önemlisi yurdunu miras bırakacağı yavrularına olan saygısının bir göstergesidir. Kendisine ve diğer insanlara saygı göstermeyen bir kimsenin Allah'a saygı göstermesini beklemek de hayal olur. Unutmayalım ki¸ şikâyetçi olduğumuz doğaya yönelik tahribatları bizden öncekiler yaptılar ve bugün bizler onlara sitem etmekteyiz. Aynı şeyleri bizden sonrakilerin de yapmaması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek durumundayız.


Esasında çok zor bir şey istemiyoruz. Her ne istiyorsak yine kendimiz ve gelecek kuşaklar için istiyoruz. Her şey bir yana¸ bir Müslüman olarak her türlü haksızlık ve yanlıştan uzak durmak durumunda olduğumuzu hatırlamalıyız.

Sayfayı Paylaş