DÎVÂN-I HULÛSÎ-İ DÂRENDEVÎ VE HADİS İLİŞKİSİ

Somuncu Baba

İslâm'ın aydınlık yüzünü¸ başta bulundukları muhit olmak üzere¸ bütün dünyaya en güzel bir şekilde sunanlar¸ Kur'an ve sünneti hayatlarında hâkim kılanlardır. Bu insanlar¸ hem İslâm'ın yaşanabilir bir din olduğunu göstermekte¸ hem de yaşandığında ortaya nasıl bir güzel insan ve toplumun çıkacağını yaşamlarıyla sergilemekte¸ böylece etraflarındaki kitlenin etkilenmesine vesile olmaktadırlar. Nitekim Hz. Peygamber(s.a.v.)'in İslâm'a davet etmeye başlamasından sonra insanların son hak dini kabul etmelerinde Kur'an'ın insanlığa sunduğu mesajın etkisi kadar¸ bu mesajı pr

İslâm'ın aydınlık yüzünü¸ başta bulundukları muhit olmak üzere¸ bütün dünyaya en güzel bir şekilde sunanlar¸ Kur'an ve sünneti hayatlarında hâkim kılanlardır. Bu insanlar¸ hem İslâm'ın yaşanabilir bir din olduğunu göstermekte¸ hem de yaşandığında ortaya nasıl bir güzel insan ve toplumun çıkacağını yaşamlarıyla sergilemekte¸ böylece etraflarındaki kitlenin etkilenmesine vesile olmaktadırlar. Nitekim Hz. Peygamber(s.a.v.)'in İslâm'a davet etmeye başlamasından sonra insanların son hak dini kabul etmelerinde Kur'an'ın insanlığa sunduğu mesajın etkisi kadar¸ bu mesajı pratik olarak yaşamında hâkim kılan Hz. Peygamber(s.a.v.)'in yaşantısı da etkili olmuştur. Özellikle Medine döneminde İslâm'ı duyup nasıl bir din olduğunu öğrenmek amacıyla Medine'ye gelenler¸ alışık olmadıkları güzelliklerle bezeli toplumdan etkilenerek İslâm'ı kabul etmişlerdir. Zira İslâm'ın söylem boyutu kadar eylem boyutu da kendisinin hak din olduğunu ispat etmekteydi.


İslâm'ın güzelliğini en güzel bir biçimde sunan insanların dillerinde her zaman için Kur'an ve onu getiren kutlu elçinin sözleri veyahut bu iki kaynaktan beslenen hikmetli sözler yer alır; kelamlarıyla Kur'an ve sünnetin çağa yeni bir açıklamasını sunarlar. Dolayısıyla onları dinlediğinizde Kur'an ve hadis ile mutlaka bir irtibat kurarsınız.


Osman Hulûsî Efendi¸ bahsettiğim çerçevede ülkemize güzellikler sunmuş ve pek çok insanın İslâm'la tanışmasına veya dine sarılmasına vesile olmuş¸ en nihâyet pek çok hayrı miras bırakarak dünyadan irtihal etmiştir. Bu haliyle o¸ irfânî geleneğin bir temsilcisidir. Allah ve onun kutlu elçisi Hz. Muhammed(s.a.v.)'in sevgisi onda zirvededir. Onun bütün yazılarını okuduğunuzda Allah ve peygamber sevgisinin olabilecek en yüksek zirvede olduğunu görürsünüz. Kur'an ve Peygamber(s.a.v.)'in kelâmı onun sözlerinin beslendiği temel kaynaktır. Şiir olsun nesir olsun yazılarını okuduğunuzda doğrudan Kur'an ve hadislerle bir irtibat kurarsınız. Dîvân'ına baktığınızda her vesileyle bunun dile getirildiğini görürsünüz.


II- Dîvân ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Buyrukları


Peygamber sevgisini bedeninin bütün zerrelerinde hisseden Hulûsi Efendi¸ Divân'ınında pek çok yerde hadisleri kendisine referans alır. Biz bu bağlamda onun doğrudan yer verdiği hadisler ile sözlerine dayanak teşkil eden hadislerden örnekler vereceğiz. Böylece bir peygamber aşığının sözlerini Peygamber kelamının nasıl süslemiş olduğunu yakinen görmüş olacağız.  Ağzından çıkan sözlerden hesaba çekileceğini bilen biz Müslümanlar için elbette bir örneklik teşkil edecektir. Zira sürekli Allah kelamı ile Hz. Peygamber(s.a.v.)'in sözlerini bezediği bir insan Allah'ın hoşnut olacağı bir kul olacaktır.


Burada peşinen belirtmek gerekir ki¸ pek çok sûfî gibi Hulûsi Efendi de sözlerinde hadislere yer verirken¸ bir hadis uzmanı gibi bunların ne derece sahih olup olmadıkları üzerinde durmaz. Onun için önemli olan zühd önderlerinin bunlara yer vermiş olması ve anlamlarının güzelliğidir. Ayrıca hadis alanının onların uzmanlık alanı olmadığını¸ yaşadıkları bölgelerde kaynaklara ulaşabilme imkânlarının kısıtlı olduğunu göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında¸ tasavvuf eserlerinde gördüğümüz ve hadiz uzmanları tarafından çeşitli değerlendirmelerin yapıldığı hadisleri onun çalışmalarında da görmemiz mâkûliyet kazanmaktadır.


Hulûsi Efendi'nin Divân'ında Yer Alan Hadislerden Örnekler


Ölmeden öndin bul memât hayy ol içip âb-ı hayât


Hem ol ki mahv-ı mahz-ı zât cân vâkıf-ı esrâr ola[1]


Bu beyitte geçen “Ölmeden öndin bul memât” ifadesi ile “Mûtû kable en temûtû” şeklindeki Arapça sözün¸ tasavvuf eserlerinde çokça yer alan ve onun tercümesi olarak¸ “ölmeden önce ölünüz” ifadeleriyle yer alan bir rivâyettir.[2] İnsanın ölmeden önce kendisini ölüme hazır etmesi¸ Allah'a olan kulluğunu hiç unutmaması ve kendisini ölmek üzere farz ederek kulluğa yapışması gerektiğini hatırlatmak için zikredilir. Pek çok camiin ve kabristanın duvarlarını bu rivâyetin süslediği görülür.


 


“Küntü kenz”in mahzeni zâtındadır


Bil Hulûsî sırrın olma kem gönül[3]


“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi istedim. Bilineyim diye mahlukatı yarattım.” ifadeleriyle tasavvuf kitaplarını süsleyen bu rivâyet¸ Allah'a kulluğun ne kadar önemli olduğunu¸ kainatı tefekkür ederek Allah'ın azametini temaşa etmek ve anlamak gerektiğini¸ evreni düşünmek suretiyle bile insanın Allah'ı anlayabileceğini göstermek amacıyla zikredilir. Bu vesileyle hayatın bütün alanlarını ibadete dönüştürmek gerektiği vurgulanır.[4]


Var ehl-i Hakk'a hizmet et bî-taleb ü bî-garaz


“Seyyidü'l-kavmi hâdimuhum”  emr-i Habîb-i Kibriyâ'yı tut[5]


Bir topluluğun efendisi onlara hizmet edendir.”[6] ifadeleriyle tasavvuf kitaplarında yer alan bu söz¸ anlam itibarıyla hoş bir vurgu¸ yani başkalarını kendine tercih etmeyi (îsâr'ı) içermektedir. İnsanların beraberinde bulunduğu Müslüman kardeşlerinin dertleriyle hemhâl olmasını¸ diğergâmlığı benimsemesini¸ bencil olmamasını¸ sadece kendi nefsini düşünmemesini¸ paylaşmayı öğrenmesini ve yanındakinin derdini kendi derdi olarak benimsemesini öğütlemektedir. Bunlar yerine getirildiğinde de mü'min ile diğer kardeşleri arasında gerçek anlamda bir kardeşlik oluşur ve “Mü'minler kardeştirler”[7] âyeti tecellî etmiş olur. Zaten tasavvufun da kökünde insanın kendi nefsini kontrol altına alması¸ kardeşlerine öncelik vermesi ve kibirlenmemesi eğitimi yatmaktadır. Bunu yapabilen insan etrafına da güzel örnek olabilendir.


 


Mü'minin mi'râcıdır kalbî huzûr ile namâz


Kıl huzûr ile namâzın sırr-ı “esrâ” andadır[8]


Buradaki rivâyet¸ “Namaz mü'minin mîrâcıdır.”[9] ifadeleriyle zikredilmektedir. Kaynaklarda geçtiği üzere¸ namaz Mekke döneminde Mîrâc gecesinde farz kılınmıştır. Mîrâc nasıl Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Allah katına olan yakınlığını ifade ediyor ve Mîrâc dendiğinde bu gecede kılınan namaz akla geliyorsa¸ namaz kılan insanın da mânevî olarak bu mîrâcı yani yükselişi tekrar yaşaması demektir. Bu demektir ki¸ mânevî yükseliş ve insanın Allah'a yakınlığı için namaz mutlaka gereklidir. Namaz olmadan bir mü'minin Allah'a yakın olması ve yüce mertebelere çıkabilmesi¸ kendi mîrâcını yaşayabilmesi imkân dâhilinde değildir. Zira namaz bir âyette de belirtildiği üzere insanı kötülüklerden alıkor ve istikamet üzere tutar.[10] Eğer tutmuyorsa o insan namazını hakkıyla eda etmiyor demektir. Bu kişi bir diğer âyette de belirtildiği üzere¸ kıldığı namazdan gafil olan biridir.[11] Bu yüzden namaz ibadeti kelimelerle ifade edilemeyecek kadar önem arz eden bir ibadettir.


Hulûsî “men aref” sırrın bilenler kim bilir Rabb'ın


Bu sırrı bilmeyen ilm-i İlâhî'ye alîm olmaz[12]


“Nefsini bilen rabbini de bilir.”[13] Kendisinin dünyaya ne amaçla getirildiğinin farkına varan insan Allah'a yönelir. Bunun yanında bedeninde yüce yaratıcının kudretinin tecellîleri de onu Allah'a döndürür. Bunun yanında kendi zafiyetlerini ve hatalarını bilen insan rabbine ne kadar muhtaç olduğunu da biler. Ona yönelmek dışında başka bir yol olmadığını anlar. Kendi hatalarıyla ve kusurlarıyla meşgul olan bir insanın başkalarının kusurlarını ve eksiklerini araması da söz konusu olmaz. Zira o kendisiyle meşgul olmasının ve iyi bir kul olmaya çabalamasının aslî görevi olduğunu bilir.


Peygamber (s.a.v.) Buyruklarıyla Bütünleşmiş Bir Söylem


Hulûsi Efendi'nin şiirlerini Kur'an ve sünnet ışığında analiz ettiğinizde¸ her bir kelamın telmîh ettiği bir âyet ve hadis bulursunuz. Bunun nedeni¸ onun hayata bakışını ve söylemini Kur'an ve sünnetin şekillendirmiş olmasıdır. Bu ikisinin biçimlendirdiği bir yaşam ve söylem sonucunda ortaya çıkacak eylem ve söylemler elbette bu ikisiyle uyumlu olacak ve oradan beslenecekti. Çünkü bu kişi hayatını Kur'an ve sünnete göre biçimlendirmeyi hayatının en büyük ideali yapmıştı. Bu nedenle onun Dîvân'ına göz attığınızda şiirlerinin neredeyse tamamının ya Kur'an tefsiri ve ya da hadislerin günümüz insanına anlatılması ve açıklanması sadedinde ne kadar uygun metinler olduğunu görürüsünüz. Bunlar vasıtasıyla insan Kur'an ve hadisleri günümüz insanına çok daha güzel açıklayabilir. Şiirin insanı kalbinden yakalayan dikkat çekici boyutu da düşünülecek olursa bunun ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır.


Ey gönül havf-ı İlâhî ile dağla kalbini


Bil ki Tanrı'nın yarın ol Mahşer-i Kübrâ'sı var[14]


Allah korkusu her şeyin başıdır. İnsanın hayatına çeki düzen verdiren kılavuzdur. İnsan bu korkuyu taşıdığı zaman ne kendisine ne de çevresine haksızlık eder. Örnek bir insan olur. Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.v.) pek çok hadislerinde Allah korkusunun önemine dikkat çeker:  “(Allah korkusundan dolayı) ağlayınız. Eğer ağlamanız gelmezse¸ ağlamak için kendinizi zorlayınız.”[15] Hz. Peygamber (s.a.v.)'e: “(Mü'mini) cennete dâhil eden (yâni cennete girmesine sebep olan) amellerin en çoğu hangisidir?” diye soruldu. O¸ “Takvâ (yâni Allah korkusu) ve huy güzelliğidir.” buyurdu ve ona¸ “(Mü'mini) cehenneme sokan günahların en çoğu hangisidir?” diye soruldu. O: “(Şu) iki organ; ağız ve tenasül uzvu.”[16] buyurdu.


Utandırma yarın dergâhına vardıkda aczimle


Edeyim nusretinle kıldığım ahde vefâ yâ Rab


Bir mü'min rabbinden dileyeceği şeylerin başında mahşer günü mahçup olmamak gelir. Hulûsî Efendi¸ de bu şiirinde bu talebini dile getirmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de pek çok hadislerinde aynı isteğini dile getirir ve Rabbine niyaz eder:  İnsanların dirilecekleri gün¸ beni mahcup etme.[17]


Habîbin hürmetine eyle mağfûr cümle ihvânı


Katında eyle makbûl derdlerine kıl devâ yâ Rab[18]


Hz. Peygamber (s.a.v.) zaman zaman Müslümanları helallere dikkat etme¸ haramlardan kaçınma noktasında hassas olmaya davet etmekte ve bu hayatı devam ettirirken olabilecek muhtemel hatalar için de rabbimizden bağışlanmayı dilememizi istemekteydi. Bunun yanında iyi niyetli ve gönülden Allah'a bağlı olan mü'min kullara şefaatçi olacağını belirtmekteydi. Hulûsî Efendi'nin de burada dile getirdiği bu hususa işaret eden hadislerden ikisi şöyledir:


 “Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır ve her peygamber duasını evvelce yapmıştır. Fakat ben duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için sakladım. İnşallah ümmetimden Allah'a hiç bir şeyi şe­rik koşmadan ölenlere nasip olacaktır.”[19]


Kendini mir'ât kıl tâ kim tecellî ede Hak


Kendin idrâk eyleyenler ile derd-nâk olagör[20]


Mü'min mü'minin aynasıdır. Ona bakarak nasıl bir ortamda bulunduğunu anlamak mümkündür. Bunun yanında mü'minin durumu Allah'a olan kulluğunun da aynasıdır. Ne derece kulluk yaşıyorsa bunun tezahürleri başta kalbi olmak üzere bütün vücudunda tecellî eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurmaktadır: “Mü'min¸ kardeşinin aynasıdır. Onda bir ayıp gördüğü zaman onu düzeltir.”[21]


 “İnanarak ve karşılığını Allah'tan umarak Ramazan'ı ibadetle geçiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır. İnanarak ve karşılığını Allah'tan umarak kadir gecesini ibadetle geçiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.”[22]


Hor hakîr bakma günâhkâr âdemoğluna beğim


Afv olur elbetde bir gün Tanrı'nın gufrânı var[23]


İnsana yakışan alçakgönüllü olması¸ etrafındaki insanları kendisinde bulunan bir haslet veya maddî imkân fazlalığı nedeniyle hakir görmemesidir. Zira kibirli insan hem etrafında sevilmez hem de sahip olduğu imkânları bir gün kaybettiğinde çok zorluklarla karşılaşır. O yüzden mü'minin etrafındaki insanlara tepeden bakmaması icap eder. Allah Rasûlü bu hususu hadislerinde dile getirir:


“Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah onu ancak yükseltir.”[24]


Sonuç


Etraflarına bir ışık halesi olup güzellikler saçabilen iyi müslümanlar hayata kendilerinden bir şey katabilenlerdir. Geride iz bırakan bu güzel zevatın hayatını incelediğimizde hepsinin ortak bazı değerlere sahip olduklarını görürüz. İslâm tarihine bakıldığında toplumun önüne geçip kanaat önderi olmuş bu insanların en temel ortaklıklarının Kur'an ve sünneti hayatlarına hâkim kılmış olmalarıdır. Onları tanıyanlar adeta Kur'an ve sünnetin pratik hayata yansımış halini görürler. Görüldüklerinde insanın aklına sadece Allah ve Peygamber sevgisi gelir. Zira bu insanların hem eylemlerine hem de söylemlerine hâkim olan Kur'an ve sünnettir. Burada şiirlerinden bir demet sunmaya çalıştığımız Hulûsî Efendi'nin Peygamber modelini örnek alan yaşamında onun sözlerine yansıyan hadislerin silüetine dair birkaç örnek sunduk. Böylece sözünü ettiğimiz bir güzel insanı bir veçhesiyle anmaya çalışmış olduk.


 


 






[1]   Dîvân¸ s. 6.



[2]   Sehâvî¸ Mekâsıd¸ s. 682; Aclûnî¸ Keşfu'l-Haf⸠II/290. Mütedavil eserlerde geçmemektedir.



[3]   Dîvân¸ s. 173.



[4]   Zerkeşî¸ Tezkire¸ s. 136. Mütedavil eserlerde geçmemektedir.



[5]   Dîvân¸ s. 24



[6]   Hût¸ Esne'l-Metâlib¸ s. 161-2. Mütedavil eserlerde geçmemektedir.



[7]   49/Hucurât¸ 10.



[8]   Dîvân¸ s. 83.



[9]   Râzî¸ Mefâtîhu'l-Ğayb¸  I/161. Mütedavil eserlerde geçmemektedir.



[10] Ankebût 45.



[11] 107/Mâûn¸ 4-6.



[12] Dîvân¸ s. 99.



[13] Aclûnî¸ Keşfu'l-Haf⸠II/262. Mütedavil eserlerde geçmemektedir.



[14] Dîvân¸ s. 87.



[15] İbn Mâce¸ Zühd¸ 19



[16] İbn Mâce¸ Zühd¸ 29



[17] 26/Şuar⸠87.



[18] Dîvân¸ s. 21.



[19] Muslim¸ İmân¸ 338.



[20] Dîvân¸ s. 79.



[21] Buhârî¸ el-Edebu'l-Mufred¸ 238.



[22] Muslim¸ Salât'u'l-Musâfirîn ve Kasruh⸠175



[23] Dîvân¸ s. 88.



[24] Muslim¸ Birr ve Sıla¸ 69

Sayfayı Paylaş