DEVREDEN PERVÂNELER

DEVREDEN PERVÂNELER

Sanatkâr şahsiyetiyle bakıldığı zaman Osman Hulûsi Efendi (k.s.) 20. asırda Divan şiiri geleneğini sürdüren önemli bir şair olarak bilinmektedir. Şairin Dîvân’ı incelendiğinde gerek aruz, gerekse hece vezniyle ve çok değişik nazım şekilleriyle yazdığı şiirlerde Divan şiirindeki mazmunları yerli yerince kullandığı görülmektedir.

Divan şiirinde şem ve pervane mazmunu birçok şair tarafından ele alınmıştır. Osman Hulûsi Efendi (k.s.) de Dîvân’ında bu mazmunu başarılı ve geleneğe uygun bir biçimde işlemiştir.

Bu çalışmamızda Prof. Dr. Mehmet Akkuş ve Prof. Dr. Ali Yılmaz tarafından yayına hazırlanan ve Nasihat Yayınları arasında neşredilen Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî isimli kitabı esas aldık. Beyitlerin ve diğer şiir parçalarının yanındaki sayılar sayfa numaralarını belirtmektedir.

Pervane, Rahmet Peygamberi’nin: “Benim ve sizin durumunuz; ateş yakıp da ateşine kelebekler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” hadis-i şerifi sebebiyle Şark edebiyatlarında önceleri, açgözlülüğü ve ahmaklığı yüzünden kendini ateşte yakması gibi hususları ile konu edinilmiştir. Sonraları ise pervâne âşık, şem de maşuk olarak görülmüştür.

Pervane, geceleri ışığın etrafında dönen küçük kelebektir. Mecaz anlamda ise sevgilinin etrafında dolaşan âşık için kullanılan bir kelimedir. Şiirlerde pervane kelimesinin geçtiği hemen her yerde doğrudan ya da dolaylı olarak mutlaka şem’ kelimesi de geçer. Şem; mum ya da muma batırılmış fitil demektir ki işte bu da mecaz olarak pervanenin âşık olduğu sevgiliyi çağrıştırmaktadır.

Pervâne misâli şem’-i hüsnün

Yandırdı oda cihânı dil-ber

Perîşân zülfüne bir şânen olsam

Cemâlin şem’ine pervânen olsam

 

Âh o mahmûr gözlerin bu tende tâkat komadı

Yakdı şol pervâneler tek gayrı hâcet komadı

Bir nigâhın hâsılı cânımda râhat komadı

Sevdiğim bilmen mi kim hicrinle hâlim n’olduğun

 

Şem’-i ruhsârına pervâne gibi döndürerek

Yakacaksın beni ol âteş-i sûzânına âh

 

Şem’-i cemâlinin pervânesiyim

Kon beni yanayım o nâra dostlar

Zülf-i leylâsının dîvânesiyim

Âhir berdâr olam o dâra dostlar

 

Ey ne yanağın alının alına hayrân olmuşum

Vey ne dudağın balının balına kurbân olmuşum

Ey ne yüzün envârına pervâne oldum nârına

Vey ne sözün esrârına kenz-i hafî kân olmuşum

 

Ne ra’nâ bir gülün vaktinde hoş nâlâna düşmüşdür

Muhabbet şem’inin cân terkin eden pervânesi gönlüm

O meh-rû vü kemân-ebrû vü leylâ-zülfünün yârın

Kulaklar duymadık göz görmedik dîvânesi gönlüm

Tasavvufî anlayışa göre insan ruhu, bezm-i elestten kopup dünyaya gelmesiyle muhabbet meclisinden, beden hapishanesine girmiş; beden ağı tarafından sıkıca bağlanmıştır. Bu ise insanda ayrılık acısına sebep olmakta; ruh, büyük bir hasretle yanıp tutuşmaktadır.

Sorar yok hâlini bîgâneler hengâmına düşmüş

Yanar hicr âteşiyle var ise pervâne-i gamdır

 

Yanar aşk oduna cânı o cânânın firâkıyla

Şu kim pervâneler gibi aşk oduna sûzân olur

 

Pervâne-sıfat şem’-i cemâline dönerken

Bâlim üzülüp yâr ile gurbetlere düşdüm

 

Yandırdı ezel âteşine şem’a-i hüsnün

Yoksa kimin olur idi pervânesi gönlüm

 

Bildim ki ezelden ey şeh-i hûbân

Hüsn ü letâfetin kasd eder câna

 

Görüp cemâlini olmuşum hayrân

Yandı bâl ü perim misl-i pervâne

Hakiki sevgiliye kavuşmanın yegâne yolu ruhun bedenden kurtulması ve aslî vatanına dönmesiyle mümkündür. Fakat burada başka bir şeye daha ihtiyaç vardır ki o da muhabbettir, aşktır. Bu muhabbet ve aşkın kaynağı ve etrafına pervaneleri toplayan şem’dir/sevgilidir.

Şem’-i bezmine cem’ eyledi hep mest ü bî-cân

Pervâneleri oda yakıp nâr-ı muhabbet

 

Etdi ki yanıp cân vere pervâneler âsâ

Ammâ yine ızmâr ola esrâr-ı muhabbet

 

Muhabbet şem’inin pervânesi ol var

Hulûsî’yâ Anın bezminde cân îsâr edip bu bâl ü perden geç

 

Devr eder pervâneler etrâf-ı şem’i dem-be-dem

Dost cemâli şem’ine senin bu devrânın nedir

 

Aşkdır şem’ oduna yandıran pervâneyi

Aşkdır gül için bülbül bunca zâr zâr eder

 

Aşk âteşine pervâneler tek

Şem’-i ruhsâra hoş yana gel gel

 

Muhabbet şem’inin pervânesiyim yanayım nârına pervâneler tek

Ol zülfü leylânın dîvânesiyim gezeyim sahrâyı dîvâneler tek

Mutasavvıflara göre kalbini/gönlünü her türlü masivadan temizleyen insanların kalbinde bir iman nuru belirir. Bu nur Allah’ın seçtiği insanlara verilir. Bu nur aynı zamanda Allah’tan o kula verilen bir davet anlamı da taşır kul da ona icabet eder; böylece pervanenin şem’e doğru kanat çırpınışları başlar, bir müddet sonra da sevdiğinde yok olmak suretiyle hedefine ulaşır. Âşığın; benliğini sevgilide yok etmesi âşık için en büyük inayettir çünkü artık yegâne sevgiliye vasıl olmuştur.

Yakıp şem’-i cemâl-i nârına pervâneler-âsâ

Yok olmak âşıka hem lutf hem ayn-ı inâyetdir

 

Koy bu vücûdum odlara yansın

Ersin visâle pervâneler tek

 

Pervâneler gibi devr edip şem’i

Vasl için cân atıp sûzâna düşdün

 

Ol bezm-i şem’e vaslında yârın

Pervâneler tek sûzân olaydın

 

Pervâne sıfat bâlini yak ateş-i aşkına

Terk-i ten ü cân et de karar eyle seherden

 

Senin pervâne-i şem’-i cemâlin olmak ister cân

Ümîdin kesme vakt-i ilticâda feth-i bâbından

Ana derler ki âşık aşk odunu

Yaka pervâneler tek perr ü bâlin

 

Pervâne şem’e cân verir şem’in visâline erer

Şem’in yâ kimdir yârı kim yâr yüzüne oldu rûşen

 

Pervâne, bir bakıma hakiki âşıklık yolunun ideal kahramanıdır çünkü aşk yoluna canını koyamayanın bu bahiste söz söylemeye hakkı olamaz. Nitekim XII. yüzyılın mutasavvıf şairlerden Ferîdüddîn Attâr bir kahramanına şunları söyletiyor: “Candan da cisminden de bîhaber olmadıkça, nasıl olur da canandan haberdar olursun?”

Şu pervâneyi görmen mi verip cân

Yanar nârdan geçer yârdan geçilmez/105

 

Yanan şem’e dönen pervâneye cân verme derlerse

Olur mu ona hîç dil bağlayan cânda karâr etmek

Şem’-i camâline dönüp cân atdılar pervâneler

Yandı o nâra âşinâlar yanmadı bîgâneler

Kısacası pervânenin ateşte yok olması, gerçekte mecâzî varlığından kurtulup, hakiki varlıkta var olması demektir.

Sayfayı Paylaş