DEĞERLERİ ÖRSELENMİŞ ÜLKEME DAİR: -ALDIĞINIZ KOKU YÜREĞİMDENDİR-

Somuncu Baba

İslâm İslâm'dır. Olduğu gibi yazılması ve anlatılması gerekir. Ama maalesef İslâm anlatılmaktan korkulan bir din halini aldı. İslâmî temel değerler ile onun aksiyon boyutu¸ bahsedilmemesi gereken¸ her zaman örtülmesi gereken 'saklı gerçek' halini aldı. Varsa yoksa güzel ahlâk¸ hoşgörülü olmak¸ insan sevgisi¸ ağaç dikmek… Sanki İslâm'ın anlatılacak başka bir değeri yokmuş gibi…

“İslâm İslâm'dır. Olduğu gibi yazılması ve anlatılması gerekir.  Ama maalesef İslâm anlatılmaktan korkulan bir din halini aldı. İslâmî temel değerler ile onun aksiyon boyutu¸ bahsedilmemesi gereken¸ her zaman örtülmesi gereken ‘saklı gerçek' halini aldı. Varsa yoksa güzel ahlâk¸ hoşgörülü olmak¸ insan sevgisi¸ ağaç dikmek… Sanki İslâm'ın anlatılacak başka bir değeri yokmuş gibi…”


  


Ülkemizde özellikle son yirmi yılda basın ve diğer yollar vasıtasıyla “yeni bir İslâm” inşa edilmeye çalışılıyor. Din tamamen iyi ahlâklı olmaya indirgenmekte¸ fonksiyoner ve aksiyoner yönünü silmek için içeriden ve dışarıdan büyük bir çaba harcanmaktadır. Bu dine inanan Müslümanlar da “sinirleri alınarak” tepkisizleştirilmektedir. Bir proje ekseninde yürütüldüğü belli olan bu faaliyet çerçevesinde İslâm yeniden kalıba dökülmektedir. Hatta öyle bir ümmet oluşturmak istenmektedir ki¸ İslâmî değerlere ne kadar sataşılsa sataşılsın¸ ne kadar hakaret edilirse edilsin¸ bunun olgunlukla karşılanması sağlanmakta¸ inanan insanların dirençleri törpülenmeye ve mukavemetleri kırılmaya çalışılmaktadır. Kişiliksiz¸ tepkisiz¸ değerleri olmayan bir Müslüman tipi oluşturulmaya çalışılmaktadır. Görünen o ki¸ bu proje sahipleri için en güzel İslâm¸ kendilerinin şekillendirdiği İslâm'dır. Bunun için de İslâmî değerlerinin içinin boşaltılması ve onların arzuladığı gibi adı İslâm olan ama Allah'ın indirdiği dinle pek bağıntısı kalmayan yeni bir din oluşturmak gerekmektedir.


Bu büyük proje inşa edilirken bizlere de bir rol biçilmektedir. Küçümsenecek¸ hakaret edilecek¸ susturulacak¸ daha da ötesi alaya alınacak zümreyi bizler oluşturuyoruz. Bir müftünün oruçlu insanın mahrem yerleri alaçık bir bayana bakmasının orucun sevabını düşüreceğini söylemesi¸ manşetlere taşınabiliyor¸ alaya alınabiliyor. Bu yolla dinî bilgilendirme magazin konusu yapılmakta¸ ti'ye alınmaktadır. Son din bilinçli olarak basite indirgenerek tartışma zeminine çekilmekte¸ değerleri tırtıklanmaktadır. Oysa bırakın bakmayı¸ bayanları süzmenin bile haram olduğu hususu dinin değişmez sabitelerindendir. Bütün İslâm hukuk çalışmalarında bu husus dile getirilir. Hem oruç tutacağız hem de Allah'ın haram kıldığı bir fiili mi işleyeceğiz? Hem Rabbi hem de şeytanı mı memnun edeceğiz? Haram ile helalin kol kola girdiği bir İslâm mı bekleniyor bizden? Dibine kadar günaha bat¸ her harama bir bulaşığın olsun ama arada bir namaz kıl¸ umreye git¸ mevlüt okut¸ bir belediyenin iftar çadırında gelip geçenleri doyur. Sonra kaldığın yerden devam et. Allah bağışlar¸ hiç merak etme! Bu mudur bizden istenen?! Yazık! Sanki Allah¸ şu kullarım bol bol günah işleseler de onları bir bağışlasam diye hasretle bekleyip duruyor. Bu anlayışla günah işlemek¸ İslâm'ı kendi çizgisinden saptırmak teşvik ediliyor.


Bir taraftan dine yeni şekil verilirken diğer yandan dinden az buçuk behresi olanlar sindirilmeye çalışılıyor. Dini bize çizilen sınırlar içinde konuşmaya ve yaşamaya mecbur tutuluyoruz. Üzerimizde öyle bir korku havası oluşturuldu ki… Kendi aramızda temel İslâmî değerleri konuşmaya bile çekinir olduk. İslâm'ı İslâm yapan dinamikleri dile getirmekten¸ bunları insanlara anlatmaktan ürker olduk. İslâmî gerçeklerin bilimsel gerçekler olarak anlatılması¸ bunların makalelerde dile getirilmesi bile mümkün değil. Yazılan bilimsel makalelerde sürekli bir şeyler göz önünde bulundurulmak zorundadır. Acaba falan makam bunu nasıl yorumlar¸ geleceğim için ne tür engellerle karşılaşabilirim. Yazılan kitaplara bir göz atın… Hemen hemen hepsinde gizli bir süzgeç¸ gözükmeyen ama her şeyi kontrol eden¸ üstüne üstlük bunlara nizamat veren bir göz vardır. Oysa “İslâm İslâm'dır.” Olduğu gibi yazılması ve anlatılması gerekir. Ama maalesef İslâm anlatılmaktan korkulan bir din halini aldı. İslâmî temel değerler ile onun aksiyon boyutu¸ bahsedilmemesi gereken¸ her zaman örtülmesi gereken “saklı gerçek” halini aldı. Varsa yoksa güzel ahlâk¸ hoşgörülü olmak¸ insan sevgisi¸ ağaç dikmek… Sanki İslâm'ın anlatılacak başka bir değeri yokmuş gibi…


Gerçi etmez bize bir başkası¸ bizim kendi kendimize ve birbirimize ettiğimizi. Birilerinden korkarak¸ “adımı bir yerlere not ederler” düşüncesiyle hayatı lüzumsuz yere kendi kendimize zehir etmekte üstümüze yoktur. Oysa ben hiçbir şey yapmasam bile yine de söz konusu defterlerde kaydım olacak¸ olmalı da.


İşte size soruşturması süren örgüt örneği¸ geçmişte yaşanan post modern darbe örneği. Neredeyse tespih çeken herkes fişlenmiş… Demek ki¸ benim korkaklığım¸ hayatı kendi kendime zehir edişim yanıma kâr kalacak. “Ben¸ ben olamadan ölüp gideceğim.” Yazık¸ gölgesinden korkan¸ aman başıma bir şey gelmesin¸ işimden atılırım endişesini sürekli taşıyan yeni Müslüman tipinin oluşmasına yardımcı olduk. Öyle bir topluluk olduk ki biz¸ içimizden biri Kur'ânî gerçekleri bir nebze dile getirecek olsa¸ en büyük eleştiriyi ona ilk önce biz yöneltiriz: “Yav¸ niye bunu söyledin. Ya başına bir şey gelirse?”


Peki bazılarımızın işgüzarlığına ne demeli? Oraya buraya yağcılık yapacağım¸ yamanacağım diyerek İslâm'ın en temel değerleriyle oynayan¸ İslâmî kavramlara yeni anlamlar yükleyerek dini mecrasından kaydırmaya çalışan¸ birileri için şirin çocuk olmaya çalışan ve bu ikbal hırsı içinde dini bir basamak olarak kullanan sözüm ona hocaları ne yapacağız? Beyefendiler¸ sanki özel görev verilmişçesine¸ içi dopdolu olan kavramların mazmûnunu -birilerini memnun etmek için- boşaltmakla meşguller. Allah'ın kitabında¸ Hz. Peygamber'in hayatında söz konusu edilen cihat kavramının anlamını nasıl da yeni bir formata soktuklarına bir bakın! İnsanların zihinlerinde oluşturulmaya çalışılan yeni mefhuma göre¸ cihat çalışmaktır ve bu¸ vaaz vermek¸ burs vermek¸ bir köşede yakaladığımız gence İslâm adına bir şeyler anlatmaktır. Acaba Peygamber ve sahabilerinin canlarını feda edercesine cenk meydanlarına gitmelerinin adı mı cihat idi yoksa bu asil kelimeye yüklenen yeni anlam mı? Acaba Allah Kur'an'ında bu kelimeyi sürekli kullanırken söz konusu yeni anlamı mı kastetmekteydi? Biz bu saydıklarımızın cihat kapsamı içinde değerlendirilmeyeceğini söylemiyoruz elbette. Ancak bir kelimenin öncelikli bir anlamı vardır. Biz bu anlamı çizerek¸ üzerinden atlayarak alt sıralarda yer alan anlamlarına sarılıyoruz. Oysa bir kavramın anlamı ne ise¸ onun anlamı odur. Bunu mecrasından kaydırmaya¸ Allah'ın diniyle oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Dediğimiz budur.


Ey biz nahif yüreklileri düşman belleyen minik zümre! Bravo sizlere¸ saldığınız korkunuz iliklerimize kadar işledi. Kişiliksiz Müslümanlardan oluşan bir bilim insanları topluluğu yarattınız. Sayısal olarak kalabalık olmalarına rağmen “mikrofona ses ver” denildiğinde arkasına bakıp sırayı hep diğer arkadaşına devreden¸ kendini arka plana atan bir hocalar topluluğu oluşturdunuz. Düşünebiliyor musunuz¸ İslâm¸ kala kala¸ İslâm'dan korkan¸ toprağın altından ziyade üstünde yaşayanları göz önünde bulunduran¸ fedakârlık ruhu kalmamış¸ sadece iş olarak bu işi yapan “hoca” sıfatlı zevatın eline kaldı. Allah'ın dinini anlatmaya korkan¸ acaba ne derler¸ adım bir yerlere kazınır mı endişesi taşıyan¸ adımından korkan¸ “kendi olamamış”¸ yetiştikleri o ezik ve sindirilmiş geçmişin izlerini üzerinden atamamış¸ atmak için de bir kahramanlığa soyunmamış acınası insanlar topluluğuna kaldı.


Ey İslâm'a olan hınçlarını açıkça ifade edemeyen idiotlar! Sizin için yaşasın olabildiğince özgürlük! Zihinlerinizdeki ve yaşamınızdaki tüm engeller kalksın istiyorum. Tamamen özgür yaşayın. Rüyalarınızda olsun bir korkunuz kalmasın. Bunu gönülden istiyorum. Ama size istediğim bu özgürlüklerin benim de hakkım olduğunu düşünüyorum. Ve sizden bunu kabullenmenizi bekliyorum. Neden bizden dinimizi sağa sola bükerek sizin istediğiniz formata sokmamızı istiyorsunuz? “Dinin sahibi ben¸ nasıl yaşayacağıma karar veren ise sen!” Yahu¸ ben bu dine siz dediğiniz için inanmadım ki sizin istediğiniz gibi yaşayayım! Olabilir mi böyle bir şey? Ben senin yaşamının her bölümüne saygı duyuyorum ve nasıl diliyorsan öyle yaşaman için sana yardım etmeye hazırım. Senin üzülmen benim üzülmem demek. Ben senin için bu kadar fedakârken sen ne diye beni öteliyorsun ve kendin gibi olmaya zorluyorsun. Neden ben “korku temelli bir hayat” yaşamak zorunda olayım ki? Neden bir söz söyleyene kadar dilimi ağzımın içinde üç dört kez sağa sola çevirmek zorunda kalayım ki? Niye kelimeleri geveleyeyim ki? Ben¸ büyüklerimden devraldığım bu korkuyu çocuklarıma miras olarak bırakmak istemiyorum. Korku dolu bir ömür sürdüm ben. İstiyorum ki¸ çocuklarım “kendileri olsunlar.” Benim gibi ezik kişiliğe sahip olmasınlar. İslâm'ı doğru olarak öğrenebilsinler¸ yaşayabilsinler. İnandıklarını söyleyebilsinler.


Memleketi sahiplenip bize Acem gibi muamele etmeye hakkınız mı var? Kendi öz değerlerini unutmak memleketin sahibi olmak mı oluyor? Biz neciyiz bu güzelim yurtta size göre? İtilip kakılacak¸ yaşam alanları sizin tarafınızdan belirlenecek¸ nasıl düşünmeleri gerektiği bile zat-ı alileriniz tarafından tespit edilecek ama fedakârlık gerektiren bir husus olduğunda en öne tepiklenecek zavallılar daha doğrusu koyun uysallığındaki kurbanlıklar topluluğu mu?


Dinimi yaşamamın sizlere bir zararı mı var? Vallahi yok. Bize ne kadar özgürlük lütfedersiniz o kadar huzurlu bir yurt inşa edersiniz. Ve bunun başarısı sizin hanenize yazılır. Biz huzurlu olursak siz de huzurlu olursunuz.


 


 


Bizlerin esasında korkulması gereken ucubeler olmadığımızı anlarsınız. Toplumu birbiriyle barıştırırsınız. Bu insanların sizin düşmanınız olmadığını kavrarsınız. Bütün dertlerinin ahiret sermayelerini artırmak olduğunu görürsünüz. Ve bir şey daha anlarsınız¸ bu insanların ülkeyi herkesten fazla sevdiğini. Sizi de¸ sizin tahmin edeceğinizden fazla düşündüklerini¸ sizleri her şeye rağmen başka hiç kimseye değişmeyeceklerini… Çünkü bu insanların hiçbir yerle veya kişiyle problemleri/kavgaları yok. Barışık yaşamak istiyorlar. İstedikleri tek şey¸ dinlerini Allah'ın istediği gibi yaşamak. Siz kendinizi tanrı yerine koyarak onun dinine şekil vermeye¸ dinlerini sizin istediğiniz gibi yaşamaya zorladığınızda ipler kopma noktasına geliyor. Allah ile kul arasından çekilmek gerektiğini sürekli dile getiren¸ din istismarcılarından şikâyetçi olan sizlersiniz. Öyleyse “lütfen çekilin sevgili Allah'ımla benim aramdan¸ çıkın aradan! Çıkın¸ çıkın. Şöyle bir kenara çekilin!” Çıkın çünkü huzurlu bir şekilde Rabbime münacat edip huzurunda duramıyorum. Kendimi veremiyorum kulluğa.

Ya Rabbi! İnşa etmek istedikleri bu din senin dinin değil. Bir kısmı düşmanlık¸ bir kısmı da birilerine yaranma duygusuyla İslâm'ını yeniden dizayn etmekle meşgul. Kullarından küçük bir zümrenin elinde oyuncak oldu Kitab'ın¸ Peygamberinin sünneti! Bizim durumumuza gelince! Tam anlamıyla riyakâr¸ ikiyüzlü ve korkağız. Onlardan yana korkumuz senden korkmamızın önüne geçti. Bilemiyorum “Ya Rabbi! Ben ne zaman kendim olacağım?!”

Sayfayı Paylaş