DAYANIŞMA HALİNDE ORTAYA ÇIKAN DİNDARLIĞIMIZ

Somuncu Baba

"Hiç şüphe yok ki¸ arkadaşlıkların ve dertleri paylaşımın en güzeli Allah yolunda oluşturulan kardeşliklerdir. Böylesi arkadaşlıklar dünyevî gailelerle kurulmadığı için¸ mânevî haz doruktadır."

İnsan tek başına yaşayamayan bir varlıktır. Bu nedenle¸ kendisini toplumdan soyutlayıp yalnız başına hayat sürmeye başlamasıyla birlikte problemler etrafını kuşatmaya koyulur. Düşüncelerini¸ sorunlarını¸ kederlerini ve sevinçlerini paylaşacak birini bulamadığından bunlar da kalp haznesinde birikmeye başlar. Dayanma gücü kişiden kişiye değişmekle birlikte¸ herkesin bir tahammül sınır vardır. Bir gün gelir ve içeri atılan sorunlar yumağı kişiyi esir alır ve bunalımlar sinyal vermeye başlar. Bir müddet sonra da¸ çıldırmak ve intihara kadar pek çok istenmeyen sonuçlar¸ buhranlar içindeki kişiyi hayattan koparır. Zira her bir kabın bir kapasitesi vardır¸ dolduğunda bir şekilde boşaltılması gerekir. Boşaltılmadığında artık üzerine dökülenleri almaz ve taşırmaya başlar. Aynı şekilde hayvan olsun makine olsun taşıma için kullanılan her vasıtanın bir istiap haddi vardır. Taşıyabileceğinden fazlasının yüklenmesi vasıtasız kalmamıza neden olabilir. İnsan da tıpkı bunun gibidir. Kaldırabileceği yükün bir sınırı vardır. Allah (c.c)'ın insana yüklemediği yükten daha fazlasını çevresi veya kendisi yüklenecek olursa bunalım neredeyse kaçınılmaz olacaktır.


Yalnız yaşamak son derece riskli olmasına karşılık bir arkadaş ortamından güç alarak hayat sürmek o derece yararlıdır. Zira insan kendilerine yaslanabileceği bir arkadaş gurubuna sahip olduğunda sevinç ve hüzünlerini onlarla paylaşır.  Karşılaştığı sorunların hallinde dostlarına danışır. Onların farklı bakış ve tavsiyeleriyle sorununu halletmeye çabalar. Paylaşmak suretiyle hüznünün hafiflemesini veya sevincinin fazlalaşmasını sağlar. Nitekim altından kalkamayacağımızı düşündüğümüz nice sorunumuz olmuştur¸ altında ezileceğimizi sanmışızdır. Ancak bir arkadaşımıza bu sorunumuzu anlattığımızda¸ içimizi döktüğümüzde en azından rahatlamışsızdır. Kafamızın içindeki problemlerden birini en azından hafifletmişizdir.


Anlattığımız hususlar insanın bir sosyal çevrede bulunmasının ne kadar elzem olduğunu ortaya koymaktadır. Hele de şehir hayatı bunu zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde kalabalıklar içinde yalnız kalmaktan¸ yüz binlerce insanın yaşadığı koca bir şehirde kabuğumuza çekilmekten daha kötü ne olabilir? Kaldı ki şehir hayatı sürekli yeni problemler üretir. Oturduğumuz dairenin problemlerinden tutun da¸ güvenlik endişesinden ulaşım sorununa kadar hayatın her alanı müşkilat ile doludur. Böylesine devasa sorunların üzerimize geldiği bir ortamda insanın bir de yalnızlaşması felaket demek olur.


Bu nedenle insan şehir kalabalığı içinde kendisine yakın bir arkadaş gurubu kurmak zorundadır. Yoksa şehir onun tüm enerjisini alıp götürecektir. Bu arkadaş gurubu bazen menfaatin öne çıktığı bir birliktelik olabileceği gibi bazen de daha iyilerini bulamamaktan ötürü bulduğunla yetinmek durumunda kalınan ve bazı yönleri zafiyet gösteren bir arkadaşlık olabilir. İnsan böylesi guruplarla birlikte kendi haline kalmadan keza bunalıma düşmeye zaman bulamadan yaşadığı günlerin akşamlarına ulaşacaktır. Ancak¸ hayata kendisini bağlayan değerler zayıfladığı için bu hayatın da onu bir süre sonra tatmin etmemeye başlayacağı aşikârdır.


Hiç şüphe yok ki¸ arkadaşlıkların ve dertleri paylaşımın en güzeli Allah yolunda oluşturulan kardeşliklerdir. Böylesi arkadaşlıklar dünyevî gailelerle kurulmadığı için¸ mânevî haz doruktadır. İnsanlar bir arada olduklarında birbirlerinin mânevî olarak terakkî etmelerine katkı sağlarlar. Hep birlikte Allah'ın murad ettiği gibi bir kul olabilmek için çabalarlar. Bu tür arkadaşlıklarda herkesin amacı Allah için bir araya gelmek ve gönül hoşnutluğunun olduğu sıcak bir ortamda yaşamak olduğundan dolayı herkes karşılıklı olarak birbirinin hatasını telâfî eder. Birbirlerinin yardımına Allah rızasını kazanmak için koşarlar. Diğer arkadaşlıklarda bulunmayan bir şeydir bu. Kardeşlerden biri bir sıkıntıya düştüğünde diğer herkes onun etrafında hale oluşturur ve problemini çözmek için imece usulüyle yardımlaşır. Sıkıntıyla yüzleşen insan¸ sorununun altında ezilmekten kurtulduğu gibi böylesi güzel bir arkadaşlık ortamında bulunduğundan dolayı da mutluluğu bir kat artar. Yakınlaşmanın tabii sonucu oluşan dayanışma ile insan hem dünyanın olumsuzluklarının kendisini etki altına almasının önüne geçer¸ hem de bir yere ait olmanın verdiği güvenle gönlünü daha huzurlu hisseder. Zora düştüğünde ardında olacak insanlar olmasının verdiği mutluluktur bu.  Hele de içini dökebileceği¸ Allah için kendisini dinleyip derdini kendi derdi edinen dostlarının varlığı ne büyük bir nimettir onun için. Zira insanın gerektiğinde yanında ağlayabileceği ve sırrını ifşa etmeyeceğinden emin olduğu bir mü'min kardeşine sorununu anlatıp yardım istemesi büyük bir nimettir. Bunun ne kadar büyük bir lütuf olduğunu¸ bu tür arkadaşlara sahip olamayanlar çok iyi bilir.


Bu birliktelikler insanların samimiyet ve ihlasını muhafaza etmede¸ Allah için bir şeyler yapma yolunda motivasyon sağlamada ve mü'mini istikamet üzere tutmada¸ dünyaya kapılmaktan korumada ne kadar önemli olduğu¸ özellikle de kendi başına ayakta duramayan insanlar için ne kadar ehemmiyet arz ettiği inkar edilemez bir gerçektir.  Zira İslâm sonuçta bireysel yaşanacak bir din değildir. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber (s.a.v)  İslâm'ı insanlara tebliğ etmiş ve kendi cemaatini oluşturduktan sonra İslâm'ı alenî olarak tebliğ etmeye başlamıştır.  Bir anlamda Hz. Peygamber (s.a.v)  de etrafındaki insanlardan güç alarak İslâm'ı insanlara ulaştırmaya çalışmıştır. Bir Hz. Ebûbekir (r.a)¸ bir Hz. Ömer (r.a) ve diğerleri Allah Rasûlü'nün yakın arkadaşları olarak dert ve neşesinde ona eşlik etmekteydiler. Hz. Peygamber  (s.a.v) bir insan olarak onlardan güç alarak tebliğ davetini daha büyük bir şevk ve istekle yerine getiriyordu. Karşılaştığı sorunları ve neşesini onlarla paylaşıyordu. Sonuçta o da bir insandı.


İnsan beraber olduğu guruba¸ bu halka dışında kalanlara göre elbette daha fazla yakınlık gösterecektir. Zira zamanının önemli bir dilimini onlarla birlikte geçirmekte¸ karşılıklı olarak herkes birbirinin yardımına koşmakta¸ keder ve neşede beraber olmaktadırlar. Dolayısıyla bu şekilde yakın olan ve benimsemiş oldukları eğitim metoduyla Allah'a daha fazla kulluk etmek ve istikamet üzere olmak için kaynaşan insanların¸ aralarında söz konusu olan muhabbeti dışarıdaki insanlara göre daha farklı olabilecektir. Zira onlar kendi içlerinde bir dayanışma sergilemekte¸ yardımlaşmakta¸ birbirlerini diğerlerine göre çok daha fazla tanımaktadırlar.


Burada¸ böylesi beraberlikleri olan insanların birbirlerine karşı olan dayanışmalarını anlamak ve hatta bunu takdir etmek mümkündür. Ancak bu birlikteliği¸ kendileriyle aynı sosyal gurupta olmayan insanları dışlama unsuru olarak kullanmak ve aynı yolu benimsememiş olanları ötekileştirme aracına döndürmek¸ müsamaha ile karşılanacak bir durum değildir. Biraz daha açacak olursak¸ insanlar İslâm'ı daha iyi yaşamak için sevdikleri bazı insanların önderliğinde bir yol benimsemiş olabilirler. Ancak bunu bir kamplaşma aracına çevirmemek icap eder. Bu birliktelik beraber olunduğunda sürmeli¸ diğer mü'minlerle bir araya gelindiğinde ise sadece İslâm'ın kendisi öne çıkmalı ve farklı yol benimsemiş olanlar dışlanmamalıdır. İslâm kardeşliği ön planda olmalıdır.


Kendi iç sorunumuz olarak dile getirdiğim bu husus çok önem arz etmektedir. İslâm kardeşliği söz konusu olduğunda¸ her şeyi bir yana bırakarak İslâm'ı en öne almak¸ yüce Kur'an'ın şemsiyesi altında her müslümanı kardeş görebilmek ve bunu yeterli saymak hayata bakışımızın temelini oluşturmalıdır. Bugün ülkemizdeki İslâm kardeşliği bahsettiğim anlamda çok örselenmiştir. Müslüman olduğunu söylemelerine rağmen¸ insanlar bazen ırk¸ bazen siyaset bazen de başka unsurları ön plana çıkarmak suretiyle İslâm'ın sağladığı benzersiz vahdeti aşırı düzeyde zayıflatmışlardır. Oysa bu durum Hz. Peygamber (s.a.v)'in en çok mücadele ettiği hususlardan birisi idi. Medine'de Evs ve Hazrec'den iki kişi kavgaya tutuştuğunda¸ her biri kendi kabilesini yani kendi cemaatini yardıma çağırırdı. Keza hep kendi kabilelerinden olanların makamlara gelmesini isterlerdi. Allah Rasûlü bu anlayışı yıkmak için çok büyük çaba sarf etmiştir. Bu ölçüyü hiçbir zaman kaybetmemeliyiz.

Sayfayı Paylaş