DAMARLARDAN ÇEKİLEN MERHAMET

Somuncu Baba

MERHAMETİN DAMARLARDAN ÇEKİLMESİ

Enbiya Yıldırım

İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerinin temelinde az veya çok merhamet duygusu vardır. Kişinin geçimini temin ettiği iş yerindeki çalışmasından tutun da mesai dışında başkalarıyla olan ilişkilerine varıncaya kadar merhamet¸ hayatımız içinde önemli bir yer tutar. İşçi¸ işverenine olan merhametinden ve onun kendisine ekmek kapısı açmasından dolayı işyerindeki makinelere ve eşyaya karşı titizlik gösterir. Duyduğu minnet nedeniyle fabrikayı veya mağazayı kendi malı gibi korumaya gayret eder.

İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerinin temelinde az veya çok merhamet duygusu vardır. Kişinin geçimini temin ettiği iş yerindeki çalışmasından tutun da mesai dışında başkalarıyla olan ilişkilerine varıncaya kadar merhamet¸ hayatımız içinde önemli bir yer tutar. İşçi¸ işverenine olan merhametinden ve onun kendisine ekmek kapısı açmasından dolayı işyerindeki makinelere ve eşyaya karşı titizlik gösterir. Duyduğu minnet nedeniyle fabrikayı veya mağazayı kendi malı gibi korumaya gayret eder. İş çıkışında zorda kalanlara ve ihtiyaç sahiplerine de merhamet duygusuyla yardımcı olur. Bir yaşlının caddede karşıdan karşıya geçmesine yardım eder. Hatta ihtiyacı olmadığı halde gözleri görmeyen bir satıcının sattığı yara bantlarından ve kalemlerden¸ sırf ona destek olmak amacıyla¸ merhamet duygusunun yönlendirmesiyle satın alır.


Bunu derken¸ dinî değerlerimizin zayıflamasına¸ ahlâkın insanlar üzerindeki kontrolünün kaybolmaya yüz tutmasına paralel olarak şefkat ve merhamet duygusunun örselendiğini ve son derece zayıfladığını söylemek yanlış bir tespit olmaz. Hatta bu milletin¸ yaşadığımız dönemdeki kadar ahlâkî değerlerinden koptuğu bir dönem geçirmediğini söyleyebiliriz. "Önceden iletişim imkânları bu kadar yaygın değildi¸ olan bitenlerden insanlar haberdar olmuyordu. Esasında eskiden de durum böyleydi¸ o yüzden değişen bir şey yok." denebilir.  Önümüze çarşaf çarşaf açılan suç haberlerine ve her bir tv kanalında gözümüze sokulan suç haberlerine bakıldığında böyle bir yaklaşımın doğru olduğu sanılabilir. Ancak suç oranlarının artışına ve işlenen suç türlerine bakıldığında¸ ülkemiz insanının suça doğru savrulduğunu anlamak zor olmaz. Kalbi sızılı bir mü'min bu manzarayı gördüğünde¸ "Nereye gidiyoruz?" demekten kendisini alamaz.


 


Değerlerimiz Kayboluyor!


Öyle bir noktaya doğru sürükleniyoruz ki¸ eskiden ahlâkî değerlerin zayıflamasıyla ilgili verilen örnekler¸ "Otobüslerde yaşlılara yer verilmiyor¸ saygılı konuşulmuyor¸ çocuklar ellerinde sigara tüttürüyor." gibi sızlanmalardı. Ancak bu saydığımız şeylere o kadar alıştık ki¸ artık kanıksadığımız ve gündelik hayatta yadırgamadığımız fiiller haline geldiler. Çünkü hâlâ kötü ve çirkin olmakla birlikte geçmişte ürkütücü kabul edilen bu davranışlar artık sıradanlaştı. Doğrusu bu hususta oldukça mesafe kat ettik!! Artık ahlâkî değerlerin zayıflamasına örnek olarak¸ "Çocuk annesini bıçaklamış¸ birkaç arkadaş gece bir dükkânı soymuş." gibi haberler yanında her gün birkaç tanesini okuduğumuz tecavüz haberlerini ahlâkî çöküşe örnek veriyoruz. Şimdilerde bu tür haberler dikkatimizi çekmekte ve toplumsal çözülme dediğimizde aklımıza bunlar gelmektedir. Muhtemelen sizler de değerlerimizin kaybolmasına örnek olarak artık otobüslerde gençlerin yer vermemesini ve benzeri şeyleri zikretmiyorsunuzdur. Çünkü bunlar sıralamada oldukça arkaya düşmüştür.


Ülkemizde son zamanlarda tırmanmaya yüz tutan terör faaliyetlerini de merhametin içimizden alınmasının en güzel göstergesi olarak değerlendirebilirsiniz. Dinî ve ahlâkî değerlerden yoksun olarak yetişen ve eline silah tutuşturulan bir genç¸ hiç çekinmeden kendi ülkesinin insanına kurşun sıkabilmekte¸ mayın tuzaklayabilmekte ve geride kalanların göz yaşlarını haberlerde seyrederken muhtemelen büyük bir keyif almaktadır. Öldürmekten haz almayı neyle izah edeceksiniz ki? Yolda yürüyen sivil giyimli askerlere arkadan sinsice yaklaşıp sırtlarına kurşun sıkan¸ mü'minlere Allah'a olan kulluk borçlarını eda ettirdikten sonra camiden evine giden imamı kurşun yağmuruna tutan¸ içinde yer alan yolcuların cayır cayır yanacağını bilmesine rağmen otobüslere molotof kokteyli atan zihniyet¸ merhamet duygusunun bedenleri tamamen terk ettiğinin¸ insanın vahşileştiğinin bir resmidir.


Hâlbuki dinimiz bizlere başkalarının malına zarar vermenin haram olduğunu öğretti. Bu yüzden biz kul hakkından çok korkarız. Sahibi görmese bile onun malına vereceğimiz zararın hesabının ağır olacağını düşünerek elimizi geri çekeriz. Hatta köylerde -bu korkudan dolayı- başkalarının tarlalarına ve meyvelerine dadanmayız. Ama şahit olduklarımıza bir bakınız. Dükkânların camları taşlanmakta¸ araçlar ateşe verilmekte¸ kaldırım taşları sökülerek görevlilerin üzerine pervasızca atılmakta ve ülkeye verilen her zarar başarı hanesine kaydedilmektedir. Merhametin kalmadığı bu damarların sahiplerinin ellerine fırsat geçtiğinde neler yapabileceğini tahayyül edebiliyor musunuz?


 


Şefkat Duygusu Köreliyor!


Toplumun büyük kesiminin merhamet duygularının daralmasında terör faaliyetlerinin çok büyük etkisi olduğunu unutmamak gerekir. İnsanlar şehit cenazelerini ve yaralanan güvenlik görevlilerini¸ geride kalan dul eşleri¸ yetimleri gördüğünde¸ yüreklerde müthiş derecede bir bilenme ve kinlenme olmaktadır. Her gün aynı haberleri seyreden vatandaşlardaki şefkat duyguları körelmeye yüz tutmaktadır. Olayları ve buna sebep olanları doğru yorumlayamadıklarında ise her an patlamaya hazır birer bomba haline gelmektedirler. Küçük bir kıvılcımla galeyana gelen ve neredeyse toplumsal çatışmanın eşiğinde olan halkın bu duruma gelmesinin ardında¸ merhamet duygusunun tükenişe geçmesinin yattığını görmek durumundayız.


Merhametin bizden uzaklaşmaya yüz tutmasının gerekçeleri elbette sadece yukarıda saydıklarımızla sınırlı değil. Gelişen iletişim imkânlarına paralel olarak insanlarda oluşan açlık ve doymazlık¸ hırs ve tamah merhamet duygusunun azalmasının en büyük etkenlerinden birisidir. İnsanı¸ "Elde etmem gerekir." diye peşinden sürüklendiği o kadar ürün var ki¸ tüm bunlar herkesi gözü doymaz yapmaktadır. Alınan yeni ürünün kısa bir müddet gün sonra bir üst modeli piyasaya sürülmekte¸ kapitalist toplumda vatandaşlar ürünlerin peşinden koşturulmaktadır. Böyle olunca da herkes her zaman hep daha iyisini istemektedir. Sürekli elde etmek peşinde koşan kişiye gelince¸ merhamet duyguları körelmeye başlar. Zira her zaman için ele geçirmesi gereken hedefleri vardır. Böyle olduğunda ise birilerine yardımcı olmak¸ infakta bulunmak gibi düşünceler zihnin bir köşesine itilir. Varsa yoksa kendisini düşünür. Bu ise şefkat duygusunun kaybolması demektir.


Görülen o ki¸ köklerimize dönmekten başka çıkar yolumuz yoktur. Bizi biz yapan değerlerden ne kadar uzaklaşırsak¸ kendimize o kadar yabancılaşıyoruz. Yabancılaştıkça da birbirimize diş biliyoruz. Hiçbir şey yapmasak bile umursamaz davranıyoruz.  Kur'an ve onu bizlere sunan Allah elçisi¸ daha küçük ölçekte de olsa¸ İslam öncesindeki toplumda var olan benzer durumu tedavi etmenin yolunun nereden geçtiğini çok iyi biliyordu. Bundan dolayı İslam önce inananları kardeş yaptı. Sonra insânî ilişkileri sağlıklı bir şekilde yürütmenin temel ölçülerini koydu.  Zekâtı ve sadakayı getirerek fedâkârlık yapmayı öğretti. Kalp kırmamayı¸ bağışlayıcı olmayı¸ dile sahip çıkmayı¸ haram ile helâle son derece dikkat etmeyi¸ dedikodu yapmamayı¸ insanlarla alay etmemeyi öğretti. Birbirinin her zaman hasmı olmuş ve sürekli olarak yaşamlarını karşılıklı kuyu kazmakla ve mücadele ile geçirmiş olan bir toplumu¸ bugün isimlerini andığımızda dua ettiğimiz örnek insanlar haline getirdi. Ve onları örnek nesil olarak bizlerin önüne koydu.


Bütün bunlara baktığımızda¸ merhametten kopmuş olan bizlerin yeniden başlayacağı yer¸ kendimizi unuttuğumuz yerdir. Yani Kur'an ve sünnettir. Nitekim "merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah"[1] kendisini şöyle anlatmaktadır: “De ki: Ey nefisleri aleyhine (günah işlemekle) haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Allah¸ bütün günahları bağışlar. Çünkü O¸ çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.”[2]  Bizlere de yolu göstermektedir: "Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur."[3]


Hayatının her diliminde merhameti kuşanmış olan Allah Rasûlü de şöyle buyurmaktadır: “Merhamet edenlere¸ Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki¸ göktekiler de size merhamet etsin.”[4] “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”[5] “Cenâb-ı Hak rahmetini yüz parçaya ayırdı; bunun doksan dokuzunu kendi katında tutu¸ bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle mahlûkât birbirine merhamet eder. Ana atın¸ (süt emzirirken) yavrusuna zarar verir diye ayağını yukarı kaldırması bile bu yüzde birlik rahmetin eseridir.”[6]


 






[1] 23/Mu'minûn¸ 109



[2] 39/Zümer¸ 53



[3] 4/Nis⸠110



[4] Ebû Dâvûd¸ 4941



[5] Muslim¸ 4283



[6] Buhârî¸ 5541


Sayfayı Paylaş