CEMÂATLE NAMAZIN ÖNEMİ

CEMÂATLE NAMAZIN ÖNEMİ

Kutlu elçinin Mekke’den Medîne’ye hicret ederken yapmış olduğu ilk icrâat, Medîne’ye yakın bir yer olan Kuba’da bir mescid inşâ etmek olmuştur. İlginçtir ki, Medîne’ye hicretinden sonra yaptığı ilk icrâat da aynıdır. Şehri iyice tanıdıktan sonra mescid yapımına müsait bir arazi bakmaya başlamış ve şehrin uygun bir yerinde bulunan boş bir arsayı dayıları Neccaroğullarından satın almak istemiştir. Onlar ise üzerine Allah’ın evi inşâ edilecek bir arsadan bedel alamayacaklarını söylemişlerdir. Sonuçta Allah Rasûlü ashâbıyla birlikte çalışarak, arsada bulunan eski zamanlardan kalma kabirleri başka bir yere naklettirmiş, tepecikleri düzelttirmiş, daha sonra mescidin inşâsında kullanılacak olan ağaçları da kestirmiştir. Peşinden bu arsaya hep birlikte mescid inşâ etmişlerdir. Böylece Müslümanların bir araya gelecekleri, dertleşecekleri, her türlü meselelerini halledecekleri, en önemlisi de dinlerini öğrenecekleri bir mekân kazanılmış oldu. Allah Rasûlü elbette bu mescidle yetinmedi. Medîne etrafındaki yerleşim yerlerinde de mescidler inşâ edilmesine öncülük etti, mescidsiz bir mahalle kalmamasını sağladı. Böylece insanların namazlarını birlikte kılacakları ve görüşecekleri ortamı hazırlamış oldu.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in önceliğinin mescid inşâ etmek olması üzerinde önemle durmamız gerekmektedir. Zaten pek çok hadislerinde de cami inşâ edilmesini teşvik etmiş, Hz. Allah’ın cami inşâ edenleri mükâfatlandıracağını belirtmişlerdir.1 Bunun yanında pek çok konuşmasında cemâatle kılınan namazın ehemmiyetine dikkat çekmişler ve camideki namazın 27 kat daha faziletli olduğunu belirtmişlerdir.2 Unutmamak gerekir ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) cemâatle namaz derken insanların kendi evlerinde cemâatle kıldıkları namazı değil, camide kılınan namazı kasdetmişlerdir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanındaki uygulama böyleydi. Namaz cemâatle camide kılınırdı.

Her zaman olduğu gibi günümüzde de Müslüman kimliğinin kazanılacağı, ümmet bilincinin oluşturulacağı yerlerin başında mescidler/camiler gelmektedir. Buralar, insanı din üzere tutan, kardeşlik hukukunun güçlü kalmasını sağlayan mekânlardır. Özellikle dinî bir eğitim almayan insanlarımız için camiler bilgilenme yerleridir. Onlar hoca efendilerin va’zlarıyla dinî bilgilerini geliştirirler. Bilmeleri gereken temel bilgileri öğrenirler. Kardeşlik hukukunu burada inşâ ederler. Çünkü caminin kapısından içeri her vilâyetten insanlar adım atar. Böylece kardeş olmanın mânevî havasını hep birlikte tadarlar. Dolayısıyla camiler mü’minlere kardeşlik havasını teneffüs ettiren yerlerdir. Cami dışında başka bir meclis bu havayı aslâ teneffüs ettiremez.

Bizler -hâşâ- birer peygamber değiliz. Toplumu tek başımıza dönüştürebilecek gücümüz kesinlikle yok. Müslüman kimliğimizi sadece birbirimizle dayanışma içerisinde kalarak koruyabiliriz. İslâmî değerlerimizi bu yolla muhâfaza edebiliriz. Bu nedenle kendi başına kalan insanların başta namaz olmak üzere ibadetlerden ve dinî değerlerden yavaş yavaş kopmalarından korkulur. Bu da gösteriyor ki, bizi mukaddeslerimiz üzere tutacak en güzel mekânlar camilerdir. Çünkü camiden koptuğumuz zaman erozyon başlamaktadır. Din etrafında kenetlenmemizi sağlayan en önemli kurumu hayatımızdan çıkarmış oluyoruz.

Rabb’imiz Kur’ân’ında şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mescidlerini sadece, Allah’a ve âhiret gününe inanan, namaz kılan, zekât veren ve ancak Allah’tan korkan kimseler onarır. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.”3 Bu âyette sözü edilen camilerin imarı hususunu iki husus anlayabiliriz. Birincisi, caminin maddî bakımını yapmaktır. İkincisi ise caminin mânevî onarımını yapmaktır, yani cemâatsiz bırakmamaktır, canlı tutmaktır. Esasında cami, mü’minlerin şerefli alınları, onun içinde secdeye vardığı zaman değer kazanır. Cemâatsiz cami boş bir binadan ibarettir. Ona değer katan cemâattir.

Günümüzde hem ülkemizde hem de diğer pek çok İslâm ülkesinde en büyük problemlerden birisi budur. Her yerde dünyanın masrafı yapılarak çok güzel camiler yapılmakta, ancak Allah’ın evleri mânevî anlamda bakımsız kalmaktadır. Cemâat sayıları çoğu yerde bir safı bile bulmayabilmektedir. Bu esasında, camiden, dolayısıyla bize ait değerlerden kopuşumuzun da bir göstergesidir. Oysa cemâatle namaz kılmak tesbihin imamesi mesâbesindedir. İmame dağıldığında geri kalan tesbih taneleri de dağılıp gidecektir. Ülkemizde veya başka diyarlarda yaşanan pek çok sorunun temelinde işte bu, yani camiden kopuş yatmaktadır. Camiden uzaklaşan kişi diğer kardeşlerine farklı bakmaya başlayabilmekte veya kulluk görevlerinde gevşeklikler olmaktadır.

Diğer taraftan ülkemiz insanı takdir edilmeyi ve eli öpülmeyi hak etmektedir. Her yanda inşâ edilmekte olan camiler onların camiye verdiği değerin, İslâm’a bağlılığının bir göstergesidir. Pek çoğu, yaz aylarında aldıkları Kur’ân dersi ile okulda okurken haftada bir saatlik din dersi ile bu dine gönülden bağlanmışlardır. Bu sevgiyle yaptıkları bağışlarla camilerimizi inşâ etmektedirler. Ancak bu yeterli değildir. Sevginin eyleme dönüşmesi gereklidir. Bu nedenle cami inşâatıyla yetinilmemelidir. Camiyi yapmak için infakta bulunan veya ücretsiz olarak inşâatında çalışan insanlarımızın, ibadete açıldıktan sonra da Allah’ın evlerinin eşiğini aşındırmaya devam etmeleri gerekir.

Esasında sorun bu kardeşlerimizin mescidlere gelmeyişiyle sınırlı değildir. Bizleri çok daha büyük bir sorun beklemektedir. Şöyle ki, yaşı otuzun altında olan gençlerimizi camilerimizde pek göremiyoruz. Camideki cemâatten yaşı otuzun üzerinde olanlar bir anda vefat edecek olsa geriye neredeyse cemâat kalmayacaktır. Durum gerçekten de son derece vahimdir. Dinî eğitim almamasına rağmen camilere sahip çıkan, ancak Allah’ın evini şenlendirmekte gevşeklik gösteren insanlarımızın çocukları maalesef camilerden kopuk yetişmektedirler. Camiyle aralarındaki bağ büyüklerinkinden daha zayıftır.

Bu acı ve yakıcı durum nedeniyle gençlerimizi cami ve cemâatle kaynaştırmak zorundayız. Onların millî ve mânevî değerlerimize bağlılığının camilerden geçtiğini unutmamalıyız. Değerlerden yoksun yetişen gençlerin terör adına ülkemize yaptıklarına bir bakalım. Allah korkusu taşımayan yıkanmış beyinlerin, nice ocaklara acı düşürmesinin arkasında yatan temel sebep, dinden, dolayısıyla camiden kopuk yetişmeleridir. Bu ülkede yaşayan herkesin kardeşi olduğunu öğrenmemiş, camide farklı etnik kimlik sahipleriyle alnı secdeye varmamış, insan öldürmenin ne kadar vahim bir şey olduğuna dair âyet ve hadisleri dinlememiş, kardeşlik hukûkunu tatmamış ve her şeyden önemlisi din adına bir şey öğrenmemiş bir gençlikten ne bekliyoruz ki? Böylesi insanlar her an her türlü yanlışa ve fenalığa düşmeye müsaittirler ve başkalarının elinde maşa olabilirler. Yaşadıklarımız tam anlamıyla budur.

Hepimize çocuklarımızı camiye alıştırmak noktasında büyük bir görev düşmektedir. Belki hafta içi zor olabilir, ancak hafta sonları fırsat bulduklarında ailece camiye gelmemiz evlatlarımıza cami sevgisini kazandıracaktır. Çünkü camide namaz kılmanın mânevî havası ile evde cemâatle bile olsa kılınan namazın havası aynı değildir. Cami bütünüyle bir ibadet mekânı olduğundan daha kapıdan adımı atarken içerinin mânevî havası sizi kucaklar. Beraber yaptığınız ibadetten tarifi imkânsız bir haz alırsınız. Bu sebeple ailemizin de bu güzel atmosferi tatmasına imkân sağlamalıyız.

Buraya kadar özetle yazdıklarımız caminin hayatımız açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaya yetmektedir. Bu sebeple akl-ı selîm sahibi insanların birtakım eksikliklerden hareketle camiyle, cemâatle, va’zla ve hutbeyle uğraşmayı bir yana bırakması ve camiye insan kazandırmakla meşgul olması gerekir. Çünkü eksiklikleri her zaman giderme imkânı vardır ancak eksikliğin acısını camiden ve cemâatten almamak, halkımızı Allah’ın evinden soğutmamak icap eder. Böylesi yıkıcı faaliyetler ülkemiz dindarlığına sadece zarar vermekte, insanımızı camiden uzaklaştırmaktadır. Bu sebeple yıkıcı değil, onarıcı olunmalıdır; halkımızın arasına yeni tefrika tohumları ekmekten şiddetle kaçınmak gerekir. Sözün özü, cami bizim değerimizdir ve onu korumak durumundayız.

Dipnot

* Prof. Dr. Enbiya YILDIRIM
1.    Müsned, 126.
2.    Buhârî, 645.
3.    9/Tevbe, 18.

Sayfayı Paylaş