CAMİİ VE ÇOCUKLAR

Somuncu Baba

Akif'in bahsini ettiği bu çocukluk hatırası 7-8 yaşlarına aittir. Babası¸ dinî yaşantıyı bizzat bu yaşantının merkez mekânı olan camide idrak edebilmeleri için zaman zaman Akif'le kardeşini camiye götürmektedir. Sonradan Akif'in bir "iman şairi"¸ "camideki şair" olmasının¸ İslâm ahlakının ve dinî şahsiyetinin son derece mükemmel olmasının sırlarını büyük ölçüde bu tecrübesinde aramak gerekir. Denilebilir ki¸ bu tecrübeler¸ o yıllarda henüz bir çocuk olan Akif'i camiye alıştırmış ve orada kazandığı dinî duyarlık bir ömür onun şah

Bir Ramazan'ı daha geride bıraktık. Camiler¸ bu ayda diğer aylardan daha farklı olarak cemaatle dolup taştı. Mevsimin yaz olması camii avlularını bile cemaatle doldurdu. Erkeği ve kadınıyla mü'minler¸ müstesna bir Ramazan geçirdiler.


 


Her Ramazan'da olduğu gibi bu Ramazan'da da şahsen benim için en önemli eksiklik camilerde çocukların fazla olmamasıydı. Oysa Ramazan¸ çocukların camiye alışması ve rutin günlük hayatları içinde farklı bir hava teneffüs edebilmeleri için son derece önemli bir imkândır. Denilebilir ki¸ çocuk¸ şuuraltına işleyecek ve bir ömür hayatında etkisini hissedeceği dinî yaşantıyı bütün ritüelleriyle en iyi bu ayda yaşar.


 


Hiçbir kitabî bilgi¸ yaşantı içinde kazanılan bilgi kadar¸ kalıcı ve etkileyici olamaz. A. Nihat Asya'nın şu mealde bir sözü bu durumu çok iyi açıklar: "Biz¸ abdest almayı kitaplardan değil¸ dedelerimize abdest suyu dökerken öğrendik." Söylemek istediğimizi çok çarpıcı bir şekilde belirten bu sözden de anlaşılacağı üzere¸ bilhassa dinî eğitimde esas olan yaşantıdır. Yaşantıyı gözleme ve ona katılmadır. Bunun en önemli imkânı da Ramazan ayında gerçekleşir.


 


İşte tam da bu noktada Mehmet Akif'in "Fatih Camii" şiirinde geçen bir bölümü hatırlıyorum. Akif¸ bu şiirde babasıyla birlikte camiye gidişlerini anlatır.


 


Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: "Bu gece¸


Sizinle câmie gitsek çocuklar erkence.


Giderseniz gelin amma namazda uslu durun;


Meramınız yaramazlıksa işte ev¸ oturun!"


Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi.


Namaza durdu mu¸ haliyle koyuverir peşimi¸


Dalar giderdi. Ben artık kalınca âzâde¸


Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde!


 


Akif'in bahsini ettiği bu çocukluk hatırası 7-8 yaşlarına aittir. Babası¸ dinî yaşantıyı bizzat bu yaşantının merkez mekânı olan camide idrak edebilmeleri için zaman zaman Akif'le kardeşini camiye götürmektedir. Sonradan Akif'in bir "iman şairi"¸ "camideki şair" olmasının¸ İslâm ahlakının ve dinî şahsiyetinin son derece mükemmel olmasının sırlarını büyük ölçüde bu tecrübesinde aramak gerekir. Denilebilir ki¸ bu tecrübeler¸ o yıllarda henüz bir çocuk olan Akif'i camiye alıştırmış ve orada kazandığı dinî duyarlık bir ömür onun şahsiyetinin ayrılmaz bir parçası olmuştur.


 


Bu şiir¸ çocukların camiye alışmaları konusundaki mesajının yanında bize bir şeyi daha hatırlatıyor. Çocuk¸ yaşının getirdiği özelliklerden dolayı hareketlidir¸ yaygın tabirle yaramazdır. Evde¸ sokakta olduğu gibi camide de büyüklerinkinden farklı davranışlar sergileyebilir. Bu yüzden çocukları camiye götürürken onları bu konuda ikaz gerekebilir. Nitekim "Namazda uslu durun." sözünü¸  babasının Akif'e bir ikazı olarak anlamak gerekir.


 


Ama bu meselenin daha önemli bir tarafı vardır. Çocuk¸ camide istesek de istemesek de yaramazlık yapabilir¸ camiye ilişkin adabı tümüyle yerine getiremeyebilir. İşte bu noktada gerek çocuklarını camiye götüren büyüklerin gerekse camide bulunan cemaatin son derece müsamahalı bir tutum içinde olması gerekir. Eğer¸ bu müsamaha gösterilemezse cami¸ çocuk için çekici bir mekân olmaktan çıkacaktır. Bu¸ ise çocuğun dinî eğitimi konusunda telafisi imkânsız zararlara yol açacaktır.


 


İşte¸ bugün "Camilerde neden çocuklar yok ya da yeterince değil." tespitini taparken iki nokta üzerinde durmalıyız. İlki babalar¸ kendilerini tıpkı Akif'in babası gibi bu konuda sorumlu hissedecekler ve Ramazan'ı vesile kılarak camiye çocuklarıyla birlikte gitmenin yollarını arayacaklardır. Böyle diyorum çünkü bu iş¸ zorlamayla değil¸ teşvikle olmalı ve çocukta camiye gelme konusunda bir istek uyandırmalıdır. Aslında farklı bir mekânı görmek¸ oradaki yaşananlara tanıklık etmek ve katılmak çocuğun da arzu ettiği bir durumdur. Gerek merak duygusu gerekse Ramazan'ın bu konulara isteklendirici ritüelleri camiyi çocuk için bir merak konusu haline getirmektedir. İşte baba¸ çocuğunun bu yapısal özelliğini de dikkate alarak çocuğunu camiye götürmenin bir yolunu bulmalıdır.


 


İkinci noktada ise; camiye gelen çocuğa¸  biraz önce de değinildiği gibi müsamahalı davranılmasıdır. Aslında bu da yetmez. Daha farklı uygulamalar da söz konusu edilebilir. Atalarımız bu konuyu içinde çocukların da bulunduğu Ramazan'a özgü kimi geleneklerle Ramazan'ı sadece cami ve burada kılınan teravih namazı ile değil¸ sahur ve iftar vakitlerine mahsus uygulamalarla gerçekleştirmişlerdir. Ramazan pidesini çocuğun alması¸ iftarın misafirlerle açılması¸ uygun yerlerde çocukların oyun ve eğlence ihtiyaçlarının karşılandığı aktivitelerin yapılması¸ oruç ve namaz bağlamında dinî hassasiyetin yaşantı içinde nasıl verilebildiğinin güzel örnekleridir.


 


Şüphesiz¸ hayat değişiyor. Hayatın değişmesi doğal olarak bizi de değiştiriyor. Ama şunu unutmayalım; insan¸ sadece değişimin bir nesnesi değil hayatı da değiştirebilecek iş ve uygulamaların öznesi olabilmelidir. Yani sadece değişen değil aynı zamanda değiştiren bir varlık olmalıdır insan. Kendisine bahşedilen akıl¸ bilgi¸ iman ve irade gücüyle hayata da kendi rengini katmalı¸ olup bitenler üzerinde sorgulayıcı bir tavır geliştirmelidir.


 


Bütün bu bağlamda¸ dinî yaşantının merkezi durumunda olan camilerimiz ve burada yapılanlarla ilgili yenibaştan düşünmek gerekiyor. Cami¸ dinî merkez olmanın yanı sıra bir sosyal merkez de olmalı¸ bir eğitici kurum olarak da işlev yüklenmelidir. Burada özellikle çocukları buraya kendi istek ve arzularıyla camiye getirebilecek fonksiyon ve uygulamalar yüklenmelidir. Bunlar nedir ve nasıl olmalıdır? Camii¸ çocuk için neler yapılırsa çekici bir mekâna dönüşebilir? Bu sorular¸ din adamlarınca¸ sosyolog ve psikologlarca ele alınması gereken meselelerdir. Ama mutlaka yapılması gereken ve yapılabilecek olan uygulamalar vardır ve olmalıdır.


 


Biraz önce hayatın bizi değişime zorlamasından bahsetmiştik. Aslında bütün ibadetlerin bir özelliği de insanı hep diri ve duyarlı kılmalarıdır. Düşünün¸ uzun süren bir gecenin sabahında ezanla namaza kalkabiliyorsak¸ bu rutinin dışına çıkmak ve değişmektir. Hele Ramazan ve oruç¸ hayatı değiştirmek konusunda daha etkin bir özelliğe sahiptir. Bunu her Ramazan'da hayatın her olayında görmek ve gözlemlemek mümkündür. Demek ki insan¸ hem değişen ama aynı zamanda değiştirebilen bir varlıktır. Bu realiteyi bir kez daha hatırlamak gerekir.


 


Öyleyse¸ çocuklarımızın camilere gelmeleri¸ getirilmeleri konusunda da mevcut durumu değiştiren bir konumda ve durumda olalım. Çocuklar ki¸ camilerin en güzel süsü¸ sevinç sesleri¸ küçük melek orduları olmalıdır. Camilerimiz¸ çocuklarla şenlenmelidir.


Namaz kılarlarken arkadan gelen bebek ağlama sesi üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namazı kısa keser. Neden kısa kestiği sorulduğunda ise “O bebeğin annesi bebek ağlarken üzülecekti¸ o yüzden kısa kestim.” buyurur. Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) Peygamber Efendilerimiz namaz kılarken etrafında dolaştıklarını¸ onun sırtına bindiklerini biliyoruz. Efendimiz (s.a.v.) onlara kızmak yerine onları sevmiş ve onlara ayak uydurmuş¸ secdeden geç kalkmıştır sırtında torunu var diye. Hatta bir keresinde ikisini de kucağına almış ve öyle kalkmıştır.


 


İşte Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yöntemi¸ müsamahası¸ dolayısıyla yapılması gereken budur. Bırakalım¸ bir süre yaramazlık yapsınlar. Nasılsa vazgeçeceklerdir. Önemli olan¸ onların camiye¸  cemaate alışmaları¸ bu mekânları ve burada bulunanları benimseyip sevmeleridir.


 


Bu konuda son olarak şunu da söyleyelim: Ferdin eğitimi¸ müşterek çabaları zorunlu kılar. Dolayısıyla çocuğun dinî duyarlık kazanması konusundaki eğitiminde de sorumluluk aileden başlar ama orada bitmez. Cami görevlileri de cemaat de bu eğitimin çok önemli diğer parçalarıdır. Öyleyse ortak çabalarla¸ niyetlerle çocuklarımızı camiye¸ namaza¸ oruca alıştırabilir ve bu ibadetlerle kazılan bütün müspet davranışların sahipleri yapabiliriz.

Sayfayı Paylaş