BURSA'NIN KUTBU: EMİR SULTAN HAZRETLERİ

Somuncu Baba

Bir gezgin derviştir.

Asıl adı Şemseddin Muhammed olan Emir Sultan¸ seyyid olduğu için Emir¸ çömlekçilik yaparak geçimini sağladığı için de Külâl unvanıyla anılan Buharalı tanınmış sûfîlerden Seyyid Ali'nin oğludur.

Tasavvuf tarihi içerisinde Emir Külâl unvanıyla anılan bir başka sûfî daha vardır; Bahâeddin Nakşîbend'in mürşidi Emir Külâl. Ayını unvanı taşıyan bu iki şahsiyeti bir biriyle karıştırmamak gerekir.


Sultanu'ş-Şu'arâ Ahmet Paşa'nın¸


Ey hâce yüz kez ağzımı yursam gül-âb ile


Layık değil ki yâd-ı gedâ neyleyem senin


beytiyle ifade ettiği acziyeti hatırda tutarak Emir Sultan'ı konuşacağız… Uludağ'ı¸ gördüğümüz noktadan tavsif etmeye kalkışacağız.


Bu acziyetin farkında olarak şu soruyu soralım: Emir Sultan kimdir?


Emir Sultan¸ Bursa'nın kutbudur… Ulu Camii ise¸ Bursa'nın kalbi.


Kutbun kalb ile olan rabıtası malumunuzdur… Caminin yerinin tespiti¸ imamın görevlendirilmesi¸ ilk sohbeti yapacak olan şehrin sırlı sakinlerinden Somuncu Baba'nın tespiti…


Zaviyesi ile şehri genişletmesi… Kurucu şahsiyet. Yeni bir şehir¸ yeni bir idrak


Şehre dokunan kâmil… Ruhaniyetli şehri tanzim eden bir “kurucu şahsiyet”.


Bir ilim¸ irfan ve sanat muhiti inşa eden merkez şahsiyet. Kutup¸ merkez şahsiyet…


Sufiler kutup kavramını iki şekilde anlar:


Kutb-i ebdal (kutb-i medar)¸ kozmik âlemin¸ âlem-i kebirin merkezi olan insan¸ Kutb-i irşad¸ âlem-i sagîr olan insanı merkeze dönüştüren mürşid.


Emir Sultan bu iki anlamda da bir kurucu merkez şahsiyet; şehre değer kattı¸ şehri inşa etti¸ şehri yeniledi… İlim ve irfan muhiti inşa ederek insanı yeniledi.


Emir Sultan¸ Şehre Rahmettir


Sözümüzün başında adını andığımız¸ bir beytini okuduğumuz Ahmet Paşa¸ Fatih'in hocasıdır. Kaderin Bursa'ya sürgün olarak gönderdiği bir büyük zat… Bursa Beylerbeyi¸ Sultanu'ş-şuarâ Ahmet Paşa¸ bir dönem Emir Sultan Vakfı mütevellilerinden olarak dergâha da hizmet etmiştir. Emir Sultan'ı şehrin kutbu olarak görmüş ve şöyle tavsif etmiştir:


Ey âlem-i vilâyete sultân olan Emir


V'ey milk-i Rûm'a rahmet olan Emir


Sultanlık vasfı¸ kutb-ı medâr olduğuna işarettir. Rahmet ise¸ kutb-ı irşâd demektir.


Erguvan; birlik dili…


Emri Sultan¸ yaşayan yönüyle bize Erguvan'ı hediye etti… Erguvan Bayramı.


Eğirdir'de¸ o vakitki adıyla Cennetâbâd'da sırlanmış olan Şeyhülislam Berdaî ve ahfâdı¸ Erguvan zamanı Bursa'ya gelirlermiş.


Şeyhülislam Berdâî'den sonra¸ onun halifesi olan Eğirdirli Pîrî Halife¸ Abdüllatif Kudsî'ye misafir olarak Konya'da ikamet ederken¸ ondan feyz almıştır. Şimdi Emir Sultan'a komşu olan Abdüllatif Kudsî¸ Zeynüddin Hâfî'nin halifesidir. Bu irfan yolunu Anadolu'ya getirmiştir.


Daha başka gelenler de olmuştur… Erguvan¸ Emir Sultan'ın dokunuşuyla dervişlerin buluşmasına sem-bol olmuştur.


Sembol oluşturmak¸ varlığı yeniden isimlendirmektir.


Sembolü kim oluşturur? İnsan-ı kâmil… İnsan-ı kâmil¸ bilge kişi.


Bu bilge kişiler kültür çekirdeğidir. Daha doğrusu¸ sözleri¸ sükûtları ve davranışları çekirdektir; onlar bu çekirdeği¸ insan toprağına eken çiftçilerdir.


Bu çekirdeğin özünde¸ iyilik ve güzellik vardır. Bu çekirdeğin özünde¸ hüsn-i niyet¸ hüsn-i zân var. Bu çekirdeğin özünde¸ zevk-i selîm¸ akl-ı selîm¸ kalb-i selîm ve hiss-i selîm var.


Anadolu toprağını mayalayan büyük ruhlar¸ bilge şahsiyetler¸ erenler¸ medeniyetimizin kurucu şahsiyetleridir. Varlığı hikmet nazarıyla okuyup yeniden isimlendirerek sembole hayat verenler onlardır.


Erguvan'ı birlik ve beraberlik¸ hoşgörü ve sevginin sembolü hâline getiren bilge şahsiyet¸ Emir Sultan'dır.


Kimdir Bu Büyük Ruh?


Bir gezgin derviştir.


Asıl adı Şemseddin Muhammed olan Emir Sultan¸ seyyid olduğu için Emir¸ çömlekçilik yaparak geçimini sağladığı için de Külâl unvanıyla anılan Buharalı tanınmış sûfîlerden Seyyid Ali'nin oğludur.


Tasavvuf tarihi içerisinde Emir Külâl unvanıyla anılan bir başka sûfî daha vardır; Bahâeddin Nakşîbend'in mürşidi Emir Külâl. Ayını unvanı taşıyan bu iki şahsiyeti bir biriyle karıştırmamak gerekir.


Bu iki “emir” seyyiddir; ancak yakınlıkları var mıdır? Onu bilemiyoruz… Şu var ki¸ Emir Buharî'nin babası olan Emir Ali¸ Kübreviyye Tarikatı'na mensuptur. Emir Kulâl ise¸ Hâcegân Tarikı'ndandır.


Burada açıkça ortaya çıkan husus şudur; Emir Sultan tarihi tam olarak tespit edilemese de –bazı araştırmacılar 770/1368'de doğduğunu söyler- dönemi içerisinde ilim¸ kültür ve sanat merkezi olan Buhara'da sûfî bir aile içine doğmuştur.


Menâkibnâmeler'de verilen silsileye göre¸ soyu yedinci imam Mûsâ Kâzım'ın oğlu İbrahim'in soyundan gelmektedir.


Şemsedin Muhammed¸ ilim ve irfan yolunda genç bir çömlekçi olarak hayatını idame ettirirken genç yaşta babasını kaybetmiştir.


Bu hadise onun hayatında önemli bir dönüm noktasıdır.


Şemseddin Mehmet de babasının ölümünden sonra¸ Seyyid Usûl¸ Seyyid Nâsır¸ SeyidNi'metullah ve Baba Zâkir gibi dostlarını yanına alarak¸ hacca gitme arzusuyla¸ muhtemelen babasından kalan çömlekçi dükkânından çıkmış ve doğup büyüdüğü ata yurdundan ayrılmıştır.


İki Rüya ve İki Yol


Şemseddin Mehmet'in Emir Sultan olma sürecinde hayatında etkili olan iki rüya vardır. Bu iki rüya sebebiyle yola çıkmıştır. İlkinde Buhara'dan Medine'ye¸ ikincisinde Medine'den Bursa'ya gelmiştir.


İlkinde genç çömlekçi rüyasında babasını görmüş¸ babası ona Medine'yi ziyaret etmesini söylemiştir. Bir rüyayla başlayan yolculuk¸ aynı zamanda Şemseddin Muhammed'in ruhanî yolculuğu anlamına da gelir.


İkinci rüya¸ Bursa'ya gelmesiyle ilgilidir. Medine'de gördüğü bu rüyaya göre¸ bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından insanlara İslâm ahlâkını öğretmek üzere Diyâr-ı Rûm'a gelmesi istenmiştir.


Tarihî kaynaklar onun¸ Yıldırım Bayezid zamanında Bursa'ya geldiğini söyleseler de açık bir tarih vermezler. Ancak¸ onun 1394 yılları civarında Bursa'ya geldiği düşünülmektedir.


Bursa'ya yerleşmesine ilişkin farklı menkıbeler de rivayet edilir. Her ne ise¸ artık Buharalı genç derviş Seyyid Şemseddin Muhammed'in¸ artık bir Bursalı¸ bir Osmanlı olduğu kesindir. Nitekim kısa zamanda şöhreti bütün bir Bursa'yı kaplamış olmalı ki¸ onun Yıldırım Bayezid'in kızı Hundi Hatun ile evlendiğini görüyoruz.


Daha sonraki dönemlerde o¸ dönemin halifesi tarafından Yıldırım'a “Anadolu'nun Sultanı” unvanı verildiğinde¸ ona kılıç kuşatacaktır. Bu demektir ki¸ saray nezdinde de kısa zamanda önemli bir mevkie ulaşmıştır.


Çelebi Mehmed'e ve II. Murad'a da kılıç kuşattığı malumdur.


Sadece halk nezdinde değil¸ şehrin kültür ve ilim hayatına yön veren¸ siyasî ve sosyal olaylara müdahil olan¸ dönemi itibarlı şahsiyetleri olan ulema ve meşâyih tarafından da takdir edilmiştir. Bu dönemin meşhur simaları olan Molla Fenarî¸ Molla Yegân ve Alî-i Rûmî gibi zevatla yakın ilişki içerisinde olduğu söylenir.


Bir süre Molla Fenarî'den Sadreddin-i Konevî'nin Miftâhu'l-gayb isimli eserini okuduğu da rivayet edilir.


Bir gezgin derviş olarak geldiği Bursa'da Şemseddin Mehmed¸ yeni bir unvana daha doğrusu yeni bir ada kavuşacaktır. Buhara'dan Mekke ve Medine'ye oradan Bağdat yoluyla Bursa'ya gelen bu dervişin adı¸ artık Emir Sultan¸ Emir Seyyid veya Emir Buharî olarak anılacaktır.


Erguvanın Gölgesinde Üç Kandil


Gezgin derviş¸ Medine'de gördüğü bir rüya üzerine Bursa'ya gelmiş ve burada Emir Sultan olarak anılır olmuştur. Onun Medine'de gördüğü rüyada¸ Diyâr-ı Rûm'a gitmesini salık veren Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ onun bu yolculuk süresinde önünde üç kandilin belireceğini ve bunları nerede gözünde kaybederse orada yerleşmesini tembih etmiştir.


Menkabevî anlatımdaki bu üç kandilin sembolik değeri neye tekabül eder? Bunun üzerinde ayrıca durmak gerektir. Rivayete göre bu kandiller¸ onunla birlikte Bursa'ya kadar gelmiştir. Hatta Evliya Çelebi¸ onun Bursa'ya gelişiyle rüyasında gördüğü bu kandilleri ilişkilendirir. Şöyle ki¸ Çelebi'nin ifadesiyle¸ Bursa'ya gelindiğinde kandiller sönmüştür.


Emir Sultan¸ yanındaki dostlarına¸ “Ey kardeşler¸ bizim ömrümüzün kandili bu şehirde sönecektir. Makamımız bu şehir olacak. Seçkin atamızın işareti böyledir.” demiştir.


Çelebi¸ devamla şunu da rivayet eder: Bu üç kandil Bursa'da üç gün üç gece görünmüştür. Bütün şehir halkı buna şahit olmuş¸ Şemseddin Muhammed'in kervanı Bursa'ya yerleşme kararı alınca¸ şehirde bay-ram sevinci yaşanmıştır.


Bütün bu anlatılanlar Çelebi'nin kurgusal diline uygundur.


Lâkin yukarıda zikredilen rüya menkıbesiyle de uyumludur. Şu hâlde¸ üç kandilin sembolik değerinin bilinmesi daha da önem arz ediyor. Çünkü bu kandiller dolayısıyla Şemseddin Muhammed¸ Emir Sultan'a dönüşüyor; Bursa'da köklü ve derin bir itibar sürecinin başlangıcı teşekkül ediyor. Nedir bu üç kandille anlatılmak istenen?


Kanaatimiz o ki¸ kandil¸ nurdur. Nur ise¸ Muhammedî hakikat anlamına gelir. Muhammedî hakikat¸ irfanî bilgi demektir. Bu ise¸ ilmî birikim¸ ahlâkî kemâl ve murakabe ve müşahede gibi keşfî bilgi yollarıyla elde edilir. Mamafih¸ ilmî birikime sahip olan bu gezgin derviş¸ uzun ve çileli yolculukta ahlâkî kemâle ulaşmış¸ hayatı farklı renkleriyle görerek tefekkür etmiş¸ sabretmeyi¸ yaşadığı olaylardan dersler çıkarmayı öğrenmiş¸ dünyanın farklı hâllerine şahit olmuş¸ farklı coğrafyalar¸ insanlar¸ diller ve davranışlar tanımıştır. Bütün bunlar ondaki keşfî bilgi kanallarını açmıştır.


Mamafih üç kandil bu olmalıdır: İlim¸ ahlak ve irfan.


Yahut bir başka tasnif ile: İlim¸ ahlak ve asalettir.


Bu üç kandille¸ Bursa'ya hâkim bir tepeden şehri tenvir etmiş¸ içine düşülen ruhî ve aklî karanlıklardan insanları aydınlığa çıkarmış ve davranış ve tutumuyla onlara örnek olmuştur.


Bursa bu üç kandilin altında aydınlanmış olmalıdır.


Bursa'ya geldiğinde Pınarbaşı'nda -Bursalı Hüsameddin menakıbında “Gökderebaşı” diye kaydeder burayı- Gâr-ı âşıkân denilen bir mağarada (savma) kısa bir süre kaldığı rivayet edilir.


Nitekim onun zaviyesi etrafında kısa zamanda büyük bir mahalle oluşmuştur. Halk burada ikameti manevî bir değer olarak görmüştür. Bugün bile Emir Sultan'da yaşamak Bursalıların temel tercihleri arasındadır. Halkın Emir Sultan'a karşı beslediği saygı ve bağlılık¸ sırf bu mahallede oturanlar için bir “muâfnâme-i hümâyûn”un yayınlanmasına sebep olmuştur. Bu muâfnâme dolayısıyla mahalle sakinleri¸ uzunca bir dönem¸ her türlü “avârız-ı dîvâniyye ve tekâlif-i örfiye”den muaf tutulmuşlardır.


Kültür Çekirdeği


Emir Sultan bir kültür çekirdeğidir. Buhara'dan¸ Medine'ye oradan da Bursa'ya gelinen süreç içerisinde bu tohum kemâle ermiş ve Bursa'nın bereketli topraklarında asırlar boyu meyve verecek bir ağaca dönüşmüştür. Bu muhit içerisinde yetişen şairler¸ yazarlar¸ musikişinaslar¸ mimarlar¸ devlet adamları¸ esnaf ve sanatkârlar vardır. Bu insanlar burada bir üst idrak düzeyine ulaşarak şehrin sosyal¸ iktisadi ve siyasî hayatına yön vermişlerdir.

Sayfayı Paylaş