BİRKAÇ KELİME BİRÇOK KELÂM

Somuncu Baba

İnsanın mahiyetini ve başka insanlarla iletişimde başarı yollarını ifade eden kelimeler
vardır. Yani "sevgi insanı" olmanın formülünü veren kelimeler..

Bazen öyle kelimeler olur ki¸ birçok anlam taşır¸ birçok kelam olur. Kelimeler birbirine çok benzediği halde ifade ettikleri kelam çok farklı olur. Kelime aynı olur makama ve zamana göre farklılık arz eder. Bizim burada ele alacağımız kelimeler birbirine benzeyen¸ ancak ifade ettikleri anlamlar çok¸ hatta zıt anlamlı olanlardır. Ayrıca ele alacağımız kelimeler arasında hem benzeşen. hem farklı mânâlar ifade edenler olacaktır.


İnsanın mahiyetini ve başka insanlarla iletişimde başarı yollarını ifade eden kelimeler vardır. Yani "sevgi insanı" olmanın formülünü veren kelimeler… Bunlardan bir kaçı:


 İnsandaki asıl güzellik sûrette değil sîrettedir¸ yani içiyle dışıyla ortaya koyduğu yaşayış tarzında… Tasavvuf Felsefesindeki “kâmil insan”¸ sîretiyle değerlendirilmiştir. Bu anlamda;


İnsan¸ iç dışa¸ dış içe çevrildiğinde utanılacak şeyi olmayandır. Yani kalıp değil kalp önemlidir insan için.


Sâdî-i Şîrâzî'nin meşhur “Bostan-Gülistan” adlı eserinde kalp için Farsça şöyle bir beyit mevcuttur:   


Kâ'be bünyâdu Halîl-i Âzer est;


Dîl¸ nazargâh-ı Celîl-i Ekber est.


Yani¸ "Kâ'be¸ Peygamber Halil İbrahim'in inşa ettiği bir binadır; fakat Yüce İlah'ın nazar ettiği (asıl kâ'be)¸ insan kalbidir." Şöyle düşünmek gerek bu beyti okurken: Kâ'be kutsaldır; ama kalp¸ belki ondan daha kutsaldır. Ebrehe orduları kutsal binayı tahrip etmeye yeltenince nasıl helak olduysalar¸ bir insanın kalbini de bilerek ve bir hiç uğruna kırmak o kutsala ihanetten dolayı¸ o kalbi kıranın helâkine sebep olur.


“Bir hiç” uğruna kırılan kalp¸ “hiç bir” şeyle kolay kolay düzeltilemez. Çünkü insanoğlunun üzerinde en çok kavga ve gürültü kopardığı şeylere bakıldığında¸ bunların çoğu gerçekten bir hiç uğruna yapılan yanlışlardır. Bunun için bilgili olmak yetmez¸ insanın kendini bilmesi gerekir. Zira¸ "En güzel bilmek haddini bilmektir." diye düşünüyorum.


Aristo da bunun için “Ey ölümlü insan! Ölümsüz kini barındırma kalbinde." der.


Niçin bilmek her zaman yetmiyor? Çünkü¸ satır (yazılı olanlar) her zaman gerçeği vermez¸ bazen sadır'a (gönül) bakmak gerektir.


Kalp zenginliğine sahip olmak aslında¸ başka bir şeye ihtiyaç bırakmayacak kadar bir büyük bir zenginliktir. Daha üst noktası E. Mısrî'nin şu dediğine karşılık gelir:


“Erdemli kişi¸ hiçbir şeye sahip olmayan ve hiçbir şeyin kendine sahip olamadığı kimsedir.”


Başkalarının değerlendirmelerine ehemmiyet veren¸ aslında iflas etmiş insandır. Şan¸ şöhret elde etmek; desinler¸ sevsinler¸ alkışlasınlar¸ bilsinler¸ görsünler… gibi kaygılar¸ kalp sarayına giden yola kurulan engebelerdir. Bunların tümünü yok eden¸ karşılıksız olan ve menfaat gözetmeyen sevgidir.


 İnsan bazen de karşıdakini tevazu ile elde etmelidir; her zaman başı dik olmalı¸ ama hiçbir zaman dik başlı olmamalıdır. Çünkü empati olmadan sempati olmaz. Bu konuda gönül adamı Mevlânâ şöyle der: "Aynı dili değil¸ aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir."


Güzel konuşmak bir sanattır¸ insanlarla kalp bağlılığı için. Fakat¸ güzel dinlemek daha güzel bir sanattır.


Güzel konuşmak göze girmenin¸ güzel dinlemek ise kalbe girmenin yolunu açar. “Dinlemek¸ gösterebileceğimiz nezaketlerin en yükseğidir.” der D. Carnegie.


“Bir insana karşı¸ işlenebilecek en büyük günah¸ ona karşı kayıtsız davranmaktır.” diye söyler Bernard Show.


Sağırların en beteri¸ kusurunu işitmek istemeyendir. Nitekim¸ kendini gören¸ hakkı göremez.


Başkası düştü mü¸ “Çürük tahtaya basmasaydı.” deriz. Kendimiz düşünce¸ bastığımız tahtanın çürük olmasından şikâyet ederiz.


Kendimiz için avukat¸ başkaları için savcı rolünü oynarız daima. Kendimizi bin bir dereden su getirerek savunurken¸ karşıdakini dinlemeden yargılar¸ cezalandırır ve infaz ederiz. Bu yanlıştan kurtulmanın yolunu kalp ehli olanlar şöylece ifade etmişlerdir: Başkalarını sık sık affedin¸ fakat kendinizi asla…


O halde çıkarı aradan çıkararak sevmeli insanları; bütün sıkıntılara ve meşakkatlere rağmen.  Meşakkat insanın gıdasıdır aslında. Hayat yolunda birer kamçıdır zafer için.


Her zaman ve zeminde insan istediği konuda istediği şekilde başarılı olamayabilir. Bunun için de ayrı bir formül vardır: "Sevdiğini bulamazsan¸ bulduğunu seveceksin."


Şu şekilde ifade eder bunu¸ Epiktetos: “Hayatında olup biten şeylerin dilediğin şekilde olmasını dileme. Nasıl oluyorsa öyle olmasını arzu et! Böyle davranırsan her daim mutlu olursun.”


Mutluluk her zaman gülü için dikene katlanmak değil¸ bazen dikende gülü de görebilmektir; biraz da başkaları için yaşamaktır.


 "Yaşam üç gündür. Dün¸ içindekilerle birlikte geçip gitti¸ yarına gelince¸ ona yetişeceğin kesin değildir. İşte senin olan gün¸ bu gündür; onu iyice değerlendir." diye öğütler düşünürlerimiz. Demek üç günlük bir yaşamda¸ başkalarıyla da mutluluğu yakalamalı insan.


Muhabbet semasında ak yüzlü Dolunay olabilmek için fedakârlık çölünde sabırlı bir seyyah olmak kaçınılmaz olur. Her şeye rağmen bütün zamanlarımız güllük gülistanlık olmaz. O zaman da şöyle düşünmeli insan:


"Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp ‘Benim büyük bir derdim var.' deme¸ derdine dönüp¸ ‘Benim büyük bir Rabbim var.' de."

Sayfayı Paylaş