BİRBİRİMİZE KENETLENEBİLMEK

Somuncu Baba

"Aynı ideal etrafında kenetlenen¸ birbirlerinin ufak tefek hatalarına
takılıp kalmayan küçük bir topluluk akıl almaz başarılara imza atmış
ve tarihte yeni bir sayfa açmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v) onları aynı ülkü
etrafında öylesine kenetlemişti ki¸ ordunun hazırlanması veya başka
ihtiyaçlar için yardım talep ettiğinde insanlar adeta yarışırlardı. Tüm
malını getirip Hz. Peygamber (s.a.v)'e teslim etmek isteyenler olurdu."

Aynı çatı altındaki insanların birbirleriyle iyi geçinerek mutlu bir hayat sürmeleri için anlayışlı olmaları ve karşılarındakilere tolerans göstermeleri gerekir. Eşlerin bir takım ufak tefek şeyleri büyüterek problem haline getirmeleri¸ birbirlerinden yerine getiremeyecekleri isteklerde bulunmaları¸ kırıcı olmaları o evde huzur adına bir şey bırakmaz. Sonunda yuva dağılıp gider. Olan çocuklara olur ve anne baba sevgisini tadamadan içlerinde bir büyük hüzünle büyürler.


Ailelerin meydana getirdiği ülkeleri de büyük bir aile yuvası olarak düşünebiliriz. Bu yuvayı paylaşanlar¸ aynı ideal etrafında kenetlenmedikleri¸ birbirlerine gönüllerini sevgiyle açmadıkları¸ yaşanan her türlü sıkıntıya rağmen ülkelerine sahip çıkmadıkları takdirde¸ o ülkede huzurun olması¸ insanların kendilerini emniyette hissetmesi düşünülemez. Çok kritik bir noktada ve iştahlı ağızların gözlerini diktiği bir coğrafyada yer alan güzel ülkemiz zaman zaman bu noktaya getirilmek istenmiştir. Biraz yaşı olanlar her gün onlarca insanın öldürüldüğü zamanları¸ hava karardıktan sonra sokağa çıkmanın mümkün olmadığı dönemleri çok iyi hatırlarlar. Keza ülkeyi bölmek isteyen etnik terörün katlettiği ve sakat bıraktığı binlerce yakınımızın acısı yüreklerimizdedir.


Ülkemizi şöyle bir göz önüne getirin. Bereketli toprakları¸ akarsuları ve etrafını kuşatan denizleriyle¸ Asya'yla Avrupa arasında geçiş yolu olması ve pek çok medeniyete beşiklik yapması nedeniyle çok özel bir coğrafyada yaşamaktayız. Yaşamış olduğumuz bazı olumsuzluklara ve ekonomik sıkıntılara rağmen böylesine güzel bir ülkede hayat sürmeyi ayrıcalık olarak kabul etmek gerekir. Bu nedenle de ülkemiz varsa günümüzün ve geleceğimizin de olacağını¸ ülkemiz yoksa hiçbir şeyimizin olmayacağını asla unutmamalıyız. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız veya zaman zaman yurt dışına çıkan insanlarımız ülkelerinden uzakta kalmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi bilirler. Tramvaylarda¸ gemilerde ve uçaklarda dillerini bilseniz bile bir başka millet içinde hissedilen yalnızlığın verdiği hüzün anlatılacak gibi değildir. Her türlü maddî imkâna sahip olsalar bile altın kafesteki kuş misali ille de vatanım derler. Onların yurt dışındaki evlerine gittiğinizde duvarlarını ülkemizin haritalarının ve kendi memleketlerinin resimlerinin süslediğini görürsünüz. Vatan sevgisi ve özlemi iliklerine kadar işlemiştir. Onları tesellî eden tek şey istedikleri zaman koşabilecekleri bir yurtlarının olmasıdır.


Çalışmak veya gezinmek için evimizden dışarı çıktığımızda¸ kendi ülkemizde bulunmanın verdiği huzuru¸ hiçbir endişe taşımadan özgürce gezinmenin sağladığı rahatlığı¸ buna alıştığımızdan dolayı pek düşünmeyiz veya aklımıza hiç gelmez bile. Kendilerini tanımasak bile caddelerde beraber yürüdüğümüz insanların arasına karışmanın ayrıcalık oluşunu yurdumuzdan uzakta kaldığımızda anlarız. Her dönemde yaşadığımız çeşitli sıkıntılara rağmen çocuklarımızı gönderdiğimiz okullarımız¸ hastalarımızı tedâvî ettirdiğimiz hastanelerimiz ve geçimlerimizi temin edebildiğimiz imkanlarımız var. Velhasıl bizlere yaşama alanı olan ve kendisine bağlayan bir yurdumuz var.


Ancak aynı ideal etrafında birleşmeyen milletleri çeşitli tehlikeler bekler. Bölgesel farklılıklar bazıları tarafından kaşınarak insanlar birbirlerinden soğutulmaya çalışılır ve düşmanlaştırılır. Keza gelir farklılıkları bahane edilerek fakir-zengin çatışmaları çıkarılır. Bazı ülkeler idealize edilerek kendi ülkelerine olabildiğince zarar vermeleri istenir. Bu ve benzeri bütün nedenlerden sonra ortaya çıkan kargaşalar sonuçta bunlara destek veren ülkelerin ekmeğine yağ sürer ve birer piyon olduklarının farkına varmadan sonu olmayan ütopyalar için mücadele edenler hiçbir zaman hülyalarına erişemezler ve hem kendilerini hem de ailelerini perişan ederler¸ nihayetinde de ülkelerine zarar vermekten öteye geçmezler.


Tarihte sıçrama yapan ve vatandaşlarına üst seviyede refah sunan ülkeler¸ vatandaşları barışık yaşayan ve aynı ülkü etrafında kilitlenen ülkelerdir. Hz. Peygamber (s.a.v)'in hayatı bu açıdan bizler için bulunmaz bir örnektir. Aynı ideal etrafında kenetlenen¸ birbirlerinin ufak tefek hatalarına takılıp kalmayan küçük bir topluluk akıl almaz başarılara imza atmış ve tarihte yeni bir sayfa açmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v) onları aynı ülkü etrafında öylesine kenetlemişti ki¸ ordunun hazırlanması veya başka ihtiyaçlar için yardım talep ettiğinde insanlar adeta yarışırlardı. Bütün malını getirip Hz. Peygamber (s.a.v)'e teslim etmek isteyenler olurdu. Buna imkânı olmayanlar da bedenleriyle bir şeyler yaparak yardımcı olurlardı. Hz. Peygamber (s.a.v)  asıl yurdu olan Mekke'yi terk edip Medîne'ye gitmek zorunda kaldığında¸ kendisini ve arkadaşlarını karşılayan Medînelilerin göstermiş oldukları fedakârlıklar Hz. Muhammed (s.a.v)'in başarısının nerelerde yattığını göstermektedir. Medîneliler onlara evlerini açmış¸ ellerindeki birikimleri ve tarlalarının bir kısmını hiçbir karşılık beklemeksizin kendilerine sığınan muhacirlere sunmuşlardır. Bu kardeşlik dayanışmasının ardından da başarı gelmiştir.


Ülkemiz insanının kurtuluş savaşında gösterdiği kahramanlığı anımsayalım. Maddî imkânları tamamen tükenmiş bir millet¸ akıl almaz fedakârlıklar göstererek¸ aynı ülkü etrafında kenetlenerek kendisini tarihe altın harflerle yazdırdı. Binlerce insan bu uğurda canını verdi¸ anneler dul¸ çocuklar yetim kaldı. Kadınlar cephelere mermi taşıdılar¸ askerlere elbise diktiler. Yaşlı insanlar da titrek ellerini huzura açarak Allah katından geri çevrilmeyen dualarını gözyaşlarıyla süslediler. Silkinen millet adeta tekrardan doğdu.


İkinci Dünya savaşını kaybetmelerine rağmen kalkınmalarını gerçekleştiren Almanya ve Japonya'nın bu başarısının ardında¸ yurttaşlarının aynı bilinç etrafında kenetlenmeleri ve kendiliklerinden fedakârlık yapmaları yatmaktadır. İstiklâl mücadelesi vermiş olan ülkemiz de atlattığı onca bâdireye rağmen bahsettiğimiz ülkelerle yarışabilecek potansiyeli barındırmaktadır. Ülkemizin sahip olduğu zenginlikler kalkınmış ülkelerin pek çoğundan daha fazladır. Her türlü madenî ve doğal imkânları sunan yurdumuz¸ kıymetinin daha iyi anlaşılacağı günleri beklemektedir; yeter ki bizler sahip olduklarımızın değerini ve birbirimize kenetlenmenin önemini bilelim.


Allah Teâlâ birlik içinde yaşamanın önemine Kur'an'da dikkat çekmekte ve bu birliğin kaybolmasının ardından gelecek muhtemel felaketleri haber vermektedir. Örneğin bir âyette şöyle buyurmaktadır: ‘İçinizde sadece zulmedenlerin başına gelmeyen fitneden sakının.' (8/Enfâl¸ 25). Bu âyet çok önemli bir hususa dikkat çekmektedir: Toplumda bazı insanların dirlik ve düzeni bozmaları sonucunda çıkacak kaos sadece buna neden olanları sarmayacak¸ herkesi etkisi altına alacak ve toplumun tamamında huzursuzluk ve anarşi çıkacaktır. Böylesi bir durumda huzur yurdu olan vatan¸ insanların hayatlarından endişe duydukları bir coğrafyaya dönüşecektir.


Hz. Peygamber (s.a.v) de ümmetinin birliğine ve birbirlerine kenetlenmelerine çok önem verir ve bunu her fırsatta dile getirirdi. Birlik ve düzenlerinin bozulması durumunda dağılıp gideceklerini buyurmuş ve muhtemel karışıklıklar söz konusu olduğunda bunlara karışmamayı öğütlemişlerdir. Bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: "Muhtemelen öyle karışıklıklar olacak ki¸ o karışıklıklarda uzanmış olan oturandan¸ oturan ayakta durandan¸ ayakta duran yürüyenden¸ yürüyen de koşandan daha hayırlıdır…Herkes gücü yettiğince bunlardan kurtulmaya baksın." (Ebû Dâvûd¸ Fiten ve Melâhim¸ 2.)


İslâm dünyasına göz attığımızda¸ gördüğümüz karışıklıkların ve asla huzuru bulamamalarının bizlere anlatacağı çok şey var. Şikâyetçi olduğumuz her ne varsa¸ bütün bunlara rağmen halimize şükretmeliyiz ve gerçekten çok iyi bir vatanda yaşadığımızı bilmeliyiz. Zira bütün olumsuzluklara rağmen İslâm dünyasının yıldızıyız. Bizdeki huzuru İslâm ülkelerinin hiçbirinde görme imkânına maalesef sahip değiliz. Bu nedenle de ülkemizin birliği ve aynı ülkü etrafında kucaklaşmalıyız. Birbirimize karşı hoşgörülü ve affedici olmalıyız. Çünkü bizler için başka bir Türkiye yok. Hâbil'in kendisini öldürmek isteyen kardeşi Kâbil'e dediği gibi: ‘Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan¸ ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam.' (5/Mâide¸ 28). Aynı ülkeyi paylaştığımız insanlara bu derinlikte bir hoşgörü ile bakabilirsek¸ geriye bir sorun kalmayacak¸ farklılıklar zenginlik olarak görülecektir.


Unutmamak gerekir ki¸ güzelim ülkemizin toprakları hepimizi içine alacak genişliktedir. Bu yurtta hepimize yer var. Memleketi bir başkasına dar etmenin ne anlamı var? Ayrıca buna ne hakkımız var? Kaybeden kim oluyor bir bakın? Hepimiz birden kaybediyoruz. Hiç kimse sanmasın ki¸ yaptığı bir kötülük veya verdiği bir zarar sadece hedef aldığı kimseyle sınırlı kalır. O zarar bir şekilde dönüp dolaşıp bütün ülkeyi ilgilendirir ve bunun olumsuz etkilerini¸ zararı verenin kendisi ve çocukları da görür. Bir güzelim bahçeyi tarumar ederek burayı yaşanmaz hale getiren insan acaba hangi akla hizmet etmektedir? İşte¸ şu an yaşadığımız sorunlar¸ küçük küçük zararların bir araya gelmiş ve yığınlaşmış halidir. Toplum olarak koca bir sorunlar yumağıyla mücadele etmek durumunda kaldık.


Allah'tan¸ aynı anne babanın çocukları gibi birbirimize kenetlenmemizi ve kalplerimizin bu ülkenin güzelliklerine bir şeyler katabilmenin heyecan ve arzusuyla dolu olmasını diliyorum.

Sayfayı Paylaş