BİR MANEVİYAT GÜNEŞİ ES-SEYYİD OSMAN HULÛSİ EFENDİ

BİR MANEVİYAT GÜNEŞİ ES-SEYYİD OSMAN HULÛSİ EFENDİ

Mekânlar doğal güzelliklerinin yanında, oralarda yaşayan mühim simaların varlığıyla da bilinir ve anılırlar. Bunun içindir ki eskilerimiz “Şerefü’l mekân bi’l mekîn/Mekânın şerefi orada bulunan iledir.” demişlerdir. İşte mekânı şereflendiren şahsiyetlerden biri de Darende’de doğan ve yaşayan Osman Hulûsi Efendi’dir. O, Darende’yi maneviyat merkezi yapan müstesna bir kişidir. Osman Hulûsi Efendi,  Darende’nin gözü, kulağı, dili ve kalbidir. O, Darende’nin manevî mimarıdır. Sadece Darende mi? Elbette hayır. Onun Darende’den estirdiği manevî rüzgâr bütün Türkiye’ye ulaşmış, gönüllerin hasret ateşini izale etmiştir.

1914 senesinde Darende ufuklarından adeta bir güneş gibi doğan Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi 1914-1990 yılları arasında Darende’de 76 yıl yaşamış bir gönül sultanıdır. Soy bakımından 12. batından Somuncu Baba/Şeyh Hamid-i Veli’ye, oradan da âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’e ulaşan nesebiyle 36. kuşaktan Peygamberimiz’in soyundandır. Osman Hulûsi Efendi’nin babası Es-Seyyid Şeyhzâde Hatip Hasan Efendi, annesi ise Seyyid İbrahim Taceddin-i Veli soyundan Fatıma Hanım’dır. Bu kıymetli Hak ve hakikat dostu 1945-1987 yılları arasında 42 sene boyunca Somuncu Baba Camii’nde imamlık yapmıştır. Çevresindeki insanları irşat etmiş, çok da sevilmiştir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Somuncu Baba’nın izinden gitmiştir. O, bir mürşid-i kâmil olduğu gibi, aynı zamanda da iyi de bir divan şairidir. O, Divan edebiyatını Cumhuriyet dönemine başarıyla taşıyanlardandır. Müstakil bir divan teşkil edecek kadar usta bir şiir ehlidir. Gazel, ilâhi, kaside, rubaiyyat ve müstezat onun divanında yer alan şiir türleridir. “Mektûbât-ı Hulûsi-i Dârendevî” adlı eserinde yakın ve uzak çevresindeki dostlarına yazdığı manzum ve mensur mektuplarını bir araya getirmiştir. Onun bir de “Hutbeler” adını taşıyan çok değerli bir eseri vardır. Bahsettiğimiz bu üç eser de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından basılmıştır. 1990 senesinde ebedî âleme göç eden  Osman Hulûsi Efendi’nin kabri Darende’de Somuncu Baba Türbesi ve Külliyesi hazire bölümünde bulunmaktadır. Hulûsi Efendi çevresinde saygı duyulan âkil insanlardan biriydi. Çukurovalı şair Âşık Feymanî, Hulûsi Efendi’yi bakın nasıl anlatıyor: “Damlayı deniz eylemiş/Ummandır Seyyid Hulûsi/Rasulün soyundan gelmiş/Sultandır Seyyid Hulûsi//Ali-Fatıma’nın aslı/Hüseyni Kerbela faslı/Somuncu Baba’nın nesli/İrfandır Seyyid Hulûsi//Ulular yolundan gitmiş/Veliliğin ispat etmiş/Düşkünün elinden tutmuş/Lokmandır Seyyid Hulûsi//Şuârâyi üstat idi/Mimar idi, hattat idi/Belli Kutbul Aktab idi/Devrândır Seyyid Hulûsi//Sevgi vardı ikrâmında/Değildi dünya gamında/Edep hâyâ makamında/Osman’dır Seyyid Hulûsi//Feymanî bu seyrâneye/Gelen döner pervâneye/Darende’den tüm dünyaya/İhsandır Seyyid Hulûsi”

Divan Şiiri Zincirinin Son Büyük Halkası: Osman Hulûsi Efendi

Divan şiiri Cumhuriyet döneminde iyice zayıflasa da Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s)’yi, Divan şiirinin 20. yüzyıldaki başarılı bir temsilcisi olarak kabul edebiliriz. Zira onun Divan şiiri sahasında birbirinden güzel gazel, kaside, rubai ve müstezat nazım şekillerinde yazılmış şiirleri vardır. Şiirlerinde çoğunlukla arûz ölçüsünü kullanmıştır. Miktarları az olsa da, heceyle yazdığı koşma ve semâîleri de mevcuttur. Onun Divan’ının yanında manzum ve mensur mektuplarının toplandığı Mektûbât-ı Hulûsi-i Dârendevî adlı mühim bir eseri daha mevcuttur. Bu arada “Hutbeler” adlı eserini de unutmamak lazımdır.

Şiirlerinde eşref-i mahlûkat olan insanı, ilâhî aşkı, manevî coşkuyu, tefekkürü ve tezekkürü işleyen Osman Hulûsi Efendi, Hakk’ın rızasına nail olmak için kendini halka adamış bir insandı. O, irşat vazifesini ömrünün sonuna dek, fasılasız sürdürmüştür. O, sadece manevî hizmet etmekle kalmamış, muhtaçların ihtiyaçlarını görmek için de veren elle alan el arasında köprü vazifesi görmüştür. Muhtaç ailelerin çocuklarının okutulması için seferber olmuştur. Bunun yanında insanları Hak ve hakikate çağırmak için İslâmî neşriyat sahasına da girmiştir. En son olarak 212. sayısı yayımlanan Somuncu Baba Dergisi, bu alanda bir yüz akıdır. Bunu da, kurmuş olduğu Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı aracılığıyla gerçekleştirmiştir. O, bu vakıf çatısı altında daha birçok hayırlı hizmete imza atmıştır. Fakat yaptıklarını hep gizli tutmuş, kendini ön plana çıkarmamıştır. Bunların yanında Somuncu Baba Camii’ndeki İmam-Hatiplik görevini de hakkıyla ve lâyıkıyla ifa etmiştir.

Son büyük Divan şairimiz Osman Hulûsi Efendi bir Hak ve hakikat dostudur. O, şiirlerinde dinî hissiyata tercüman olmuştur. Bundan dolayı onun şiirlerindeki aşk; ya Allah’a, ya da onun habibi Hz. Muhammed (s.a.v.)’edir. O, dünyevî mahbuplara itibar etmemiştir.

Şiiri, hakikatleri geniş kitlelere aktarma vasıtası olarak gören Osman Hulûsi Efendi, tasavvuf ehli bir şairdir. Ona göre insan Hakk’ın ve hakikatin aynasıdır. O, bürhan olarak kendisini göstermektedir. Zira o, baktığı her nesnede Hakk’ı bütün çıplaklığıyla seyreder. Şuhûd makamındaki Hulûsi Efendi, varlığı tevhid penceresinden temaşa etmektedir. Kendisinde masivadan eser kalmamıştır. Ben’ini (enaniyetini) yok eden Hulûsi Efendi, gerçek Ben’ine, yani kendisini yoktan var eden Allah’ına kavuşmuştur. O artık bir insan-ı kâmildir. Böyle bir insanın Hakk’a delil olmasından daha doğal ne olabilir ki… Böyle bir model insan varken başka delil aramak lüzumsuzdur. İşte şâir de kendini en güzel delil olarak görmekte ve göstermektedir. Bu dar bir bakış açısıyla, bir enaniyet olarak da tasavvur edilmemelidir.

Şiire konu olan tasavvuf bir yaşam biçimidir. Tasavvufta “fenafillâh” mertebesi vardır. “Arapça, Allah’ta fani olmak demektir. Kulun zât ve sıfatının, Allah’ın zât ve sıfatında fani olmasıdır. Dünya ilgilerini tam anlamıyla ortadan kaldırarak, Allah’a yönelmek demektir. Bu yönelişte istiğrak hâli meydana gelir. Sûfi bu makama ulaşmak için her şeyi terk eder. Tıpkı bir ölünün dünyayı terk edişi gibi. İşte buna ‘ölmeden önce ölmek’ denir.

Mutasavvıf şair Osman Hulûsi Efendi  fenâfillaha erişmiştir.  Vahdet-i vücûd (varlığın birliği) anlayışıyla hareket etmektedir. Artık baktığı her yerde Allah’ı görmektedir. Zira vahdet-i vücûd anlayışına göre varlık tektir; o da Allah’tır. Mevcudat gerçekte Hakk’ın tecellilerinden ibarettir. Şair mutlak varlık olan Allah’ı bulmuştur; onunla et ve tırnak misali bütünleşmiştir. Artık sen-ben farkı kalmamıştır. Benliğini ortadan kaldırmıştır.

13.yüzyılda yaşayan mutasavvıf şair Yunus Emre’nin sevgi ve hoşgörü suyuna banılmış gür sesini Cumhuriyet dönemine taşıyan Osman Hulûsi Efendi,Allah’ı ve onun Resulü Hz. Muhammed’i şiirinin tam merkezine koymuştur. Onun şiirlerinde Niyazi-i Mısri, Yunus Emre, Fuzuli, Molla Cami ve Şeyh Galip gibi şairlerin esintilerini bulabilirsiniz. Bu şiirlerden biri olan aşağıdaki beyitleri sizlerle paylaştığımda bana hak vereceksiniz:

İki cihânın zübdesiyim cânibim cânân ile
Ben mekânıyım kânımın kânım bana mekân imiş

Ayrı bilenler ayrıdır uşşâkını mâ’şûkîden

Ben cânıyım cânânımın cânânım bana cân imiş

 

Ben bir dürr-i sencîdeyim kânımdır ummân içinde

Ben kânıyım ummânımın ummânım bana kân imiş

 

Ya’kûb-veş âh eylerim Yûsuf benimle yâr iken

Ben dürrüyüm Ken’ân’ımın Ken’ân benimle kân imiş

 

Hızr ile buldum hayâtı ben sırr ile erdim ana 

Ben âb-ı hayât aynıyım aynım bana ayân imiş

 

Şol vahdete yol bulmuşum âhir o yol ben olmuşum

Îkânı tahkîk görmüşüm tahkîk bana îkân imiş

 

Hulûsi’yi bî-çâreyim her derdlere men çâreyim 

Ben seyrimin hayrânıyım seyrim bana hayrân imiş

Sayfayı Paylaş