Bir Huzur ve Sükûn Diyarı Darende Onu İnşa Eden Manevî Mimarlar

somuncubaba-224-04huzur_sukun

Bir Huzur ve Sükûn Diyarıdır Darende
Bazı coğrafyalar vardır ki insanı çepeçevre sarıp sarmalar. Ruhunuz orada huzur ve sükûna kavuşur. Toprak belki aynı topraktır, su aynı sudur, taş aynı taştır, gök aynı göktür ama nedense bu saydıklarım sanki başkaymışçasına sizi bir mıknatıs misali kendilerine çekerler. Benim gözümde ve gönlümde Darende (b)öyle müstesna bir mekândır.
Yedi bin yıllık bir mâzisi olan Darende, kayısı diyarı Malatya’nın uzağına düşen şirin mi şirin bir ilçedir. Burada hayat Hititlerle birlikte başlamıştır. Daha sonra Asurlular, Persler ve Roma İmparatorluğu hâkim olmuştur suların çağladığı bu bereketli topraklara. Saydığımız bu ecnebilerden sonra 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’nde Osmanlı yönetimine geçmiştir bu güzel coğrafya. Ondan sonra İslâm’ın güzelliği daha da güzelleştirmiş buraları.
Malatya’nın parlayan yıldızı olan Darende’nin yüz ölçümü  1356 kilometre karedir. Geçmişte Timelkia, Tiranda, Tiryandafil, Derindere isimleriyle anılmış olan bu şirin yerleşim yeri daha sonra “Darende” isminde karar kılarak bugünlere gelmiştir. Darende;  Farsçada ‘sahip’ ve ‘var olan’ anlamına geldiği gibi, Türkçede de “Otuz Yapraklı Gül  Şehri” demektir.
Tarihî İpek Yolu’nun üzerinde yer alan Darende, zaman içerisinde konumunun uygunluğundan dolayı bir ilim, kültür ve ticaret merkezine dönüşmüştür. Malatya’nın bir giriş kapısı olan bu şehrin coğrafî güzelliği, şöhretini iyice artırmıştır. Osmanlı coğrafyasında gezilmedik yer bırakmayan Evliya Çelebi, Darende’ye gelerek burayla ilgili şu bilgilere yer vermiştir dev bir eser olan Seyahatname’sinde: “Kalesi harap olduğundan dizdarı ve neferleri yoktur. Şehir, nehir kenarında kerpiç ve taşla yapılmış 1000 kadar haneli, bağlı ve bahçeli, 7 mihrap camili, hanı, hamamı, çarşısı, pazarı olan şirin bir kasabadır.”
Darende’nin çok köklü bir mâzisi vardır. Tarihî kaynakların verdiği bilgilere göre Darende belli bir dönem içerisinde  vilâyet olarak idare edilmiştir. 1908 yılında Darende’de kaza teşkilatı kurularak burası Sivas’a bağlanmıştır. İlçe Cumhuriyet’in ilânından sonra, 1934 yılında Malatya’ya bağlanmıştır. Buna, yakınlığı ve iklimi gerekçe gösterilmiştir.
Zengibar’da Taşlar Sanki Mâzinin Diliyle Konuşur
Darende demek biraz da Zengibar Kalesi demektir. Geçmişe tanıklık eden bu muhkem kale, ilk yerleşim yeridir ve çeşitli dönemlerde askerî üs olarak kullanılmıştır. Burada taşlar size mâzinin diliyle ne çok şey söyler. Darende ilçesinde Tohma Çayı’nın batısında, Somuncu Baba Türbesi ve Osmanlı Mezarlığı arasında kalan alandadır. Osmanlı yapısıdır. Kale batı yönünde dik bir yamaçla Osmanlı Mezarlığı’na kadar inmektedir. Darende ilçesinin sırtını dayadığı dağlık yamacın üzerinde yer alan kalenin kapı girişi, sarp kayalıkların geçit verdiği dik yamaçta inşa edilmiştir. Kapı tek girişli olup, kesme taşlardan yapılmıştır. Kayaların dik oluşundan dolayı geçiş sadece bu kısımdan sağlanabilmiştir. Tepe üzerindeki alanda ve Tohma Suyu’na yakın bölümlerde sur kalıntıları yer yer halen ayaktadır.
Şeyh Hamid-i Veli/Somuncu Baba Hazretleri ve Darende
Adı Darende’yle birlikte anılan şahsiyetlerden biridir Şeyh Hamid-i Veli/Somuncu Baba Hazretleri. O, Anadolu’yu mayalayan gönül erlerinden biridir. “Diriyiz daim, ölmeyiz/Karanularda kalmayız/Çürüyüp toprak olmayız/Bize leyl ü nehar olmaz” diyen Şeyh Hamid-i Veli, ölümün sadece mekân değiştirmekten ibaret olduğunu düşünür. Bu, aslında geçici olandan aslî olana rücû etmektir. Bir bakıma yıpratıcı gurbetten sılaya dönmektir. Somuncu Baba olarak da bilinen Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri Bursa Ulu Camii´nin açılışında Fatiha Suresi’ni yedi farklı şekilde yorumlamış müstesna bir şahsiyettir. Bursa’da sırrı ifşa olan bu Allah dostu, zamanın padişahı Yıldırım Bayezid Han’ın bütün ısrarlarına ve sunduğu imkânlara rağmen Bursa’da kalmamış, yola revan olmuştur. Somuncu Baba’nın ilk durağı, daha evvel de yaşadığı Aksaray olmuştur. Burada bir süre yaşadıktan sonra oğlu Yusuf Hakikî Baba’yı burada bırakarak diğer oğlu Hâlil Taybî ile yollara düşer. Bu arada Hacı Bayram-ı Veli’yi de irşat vazifesiyle Ankara’ya göndermiştir. Oğluyla hac vazifesini yapmak üzere kutsal topraklara giderler. Hac dönüşünde Darende’ye gelerek irşat faaliyetlerine burada devam ederler. Tohma Çayı’nın kenarında kurar halvethanesini. Somuncu Baba Hazretleri irşat görevini burada 1412 yılına kadar kesintisiz yürütür. Bu süreç içerisinde yüzlerce talebe yetiştirir. Onları, irşat için yurdun değişik yerlerine gönderir.
Asıl adı “Hamid Hamidüddin” olan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri “Somuncu Baba” olarak da bilinir. O, Ankara’nın manevîyat güneşi olan Hacı Bayram-ı Veli’yi yetiştirmiştir.
1412 yılında dünya çilesini dolduran Hamid-i Veli/Somuncu Baba Hazretleri’nin mübarek naaşı halvethanesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. Cenaze namazını, çok sevdiği talebelerinden biri olan Hacı Bayram-ı Veli kıldırmıştır. O ölse de, ona bağlı olan Hak ve hakikat dostları, kendisinden aldığı irşat bayrağını asla yere düşürmemişler, başta Darende olmak üzere, yurdun dört bir yanında şerefle dalgalandırmışlardır. Bu güzel hizmetler bugün de büyük bir aşkla ve titizlikle, her gün daha da iyiye giderek ısrarla devam ettirilmektedir.
Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri’nin Darende ilçesine bağlı Zaviye Mahallesi’ndeki mübarek kabri, ülkemizin manevî çekim merkezlerinden biri olma özelliğini bugün de korumaktadır. Burayı ziyaret edenler bambaşka duygulara bürünerek geri dönmektedir.
Tohma Çayı’nın Koynunda Bir Huzur Beldesi: Somuncu Baba Külliyesi
Ziyaretçilerine huzur ve inşirah bahşeden Somuncu Baba Külliyesi, Malatya ilinin Darende ilçesine bağlı Zaviye Mahallesi’nde yer almaktadır. Burayı kıymetli kılan sadece coğrafî yönü değil, büyük Allah dostu Somuncu Baba’nın/Şeyh Hamîd-i Veli Hazretleri’nin türbesinin burada bulunmasıdır. Bu türbenin varlığı Tohma Çayı’na derûnî manalar kazandırmaktadır.
Somuncu Baba Külliyesi ve çevresi son derece bakımlı bir yerdir. Zira buranın bakımı uzun yıllardan beri Hulûsi Efendi Vakfı tarafından yapılmaktadır. Somuncu Baba Türbesi ve Külliyesi bugüne kadar değişik zamanlarda bakıma alınmış, titizlikle restore edilmiştir.
Hulûsi Efendi Vakfı 1990’lı yıllarda Somuncu Baba Türbesi’ni ve çevresini genişletmiştir. Yapılan ilâvelerle türbe ve cami zamanla külliyeye dönüştürülmüştür. 2013 yılında hizmete açılan Yeni Cami ile birlikte külliye bugünkü şeklini almıştır. Türbe Bölümü, Hazire Bölümü, Ek Cami ve Yeni Cami Bölümü, Tanıtım Merkezi Müzesi ve kütüphaneden meydana gelen Külliye, her yıl binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.
Somuncu Baba Külliyesi’nin bugünkü hâle gelmesinde birçok hayırseverin katkısı olmuştur. Bunların başında Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi gelmektedir. O, 1986 yılında kurmuş olduğu Hulûsi Efendi Vakfı aracılığıyla külliyeye bambaşka bir şekil kazandırmıştır. Bunu yaparken de tarihî dokunun korunmasına öncelikle ve özellikle dikkat edilmiştir.
Peygamberimiz’in Soyundan Gelen     Bir Dost Sima: Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)
Malatya deyince nasıl ki Darende akla gelirse; öyle de Darende deyince bir Hak ve hakikat dostu olan Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi akla gelir. Çünkü Darende bu ulu şahsiyetle adeta özdeşleşmiştir. Osman Hulûsi Efendi (k.s.) soy bakımından 12. batından Şeyh Hamid-i Veli/Somuncu Baba Hazretleri’ne, oradan da Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’e ulaşan nesebiyle 36. kuşaktan Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundandır. Hulûsi Efendi’nin babası Somuncu Baba ahfâdından Es-Seyyid Şeyhzâde Hatip Hasan Efendi (k.s.), annesi ise Seyyid İbrahim Taceddin-i Veli soyundan Fatıma Hanım’dır. 1945-1987 yılları arasında 42 sene bilfiil Darende Somuncu Baba Camii’nde görev yapmıştır.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi ömrünü hayır hasenat işlerinde geçirmiş müstesna bir insandır. Darende’de yapılan bütün hayır işlerinde mutlaka onun da katkısı olmuştur. Öyle ki Darendeliler eğitim, kültür ve dernekçilikte onu hep önde görmüştür. O, işlerin daha hızlı ve verimli yürümesi için değişik vakıf ve dernekleri bir araya getirerek Hulûsi Efendi Vakfı’nı kurar. Böylece hizmetler tek elden ve hızlı olarak yürütülmüş olur.
Ömrünü hayra ve insanlığa adamış bir vakıf insan olan Osman Hulûsi Efendi, 14 Haziran 1990 tarihinde ahirete göçmüştür. Naaşı Somuncu Baba Haziresi’ne defnedilmiştir. Onun ardından oğlu Hamid Hamideddin Efendi hizmet bayrağını teslim almıştır. Bu bayrak bugün de büyük bir coşkuyla hayır ve hasenat burçlarında dalgalanmaktadır.
Divan Şiirini Cumhuriyet Dönemine Taşıyan Hak ve Hakikat Ehli Bir Şair
1914-1990 yılları arasında Malatya’nın Darende ilçesinde bereketli bir ömür süren gönüller sultanı Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi mutasavvıf bir şairdir. O, güçlü bir geleneğe sahip olan Divan şiirinin Cumhuriyet Dönemi’ndeki son güçlü temsilcilerinden biriydi.
Âlim, mütefekkir ve mutasavvıf bir şahsiyet olan Osman Hulûsi Efendi’nin derdi şiir yazmak değil, ilâhî hakikatleri, en etkili dil olan şiirle muhataplarına anlatmaktı. Yani o, şiiri gaye olarak değil, vasıta olarak görmüştür. Onun geride bıraktığı en kıymetli eserlerden biri, dinî ve hikemî şiirlerini ihtiva eden “Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî” adlı şiir kitabıdır. Şiirlerini bir araya getirdiği “Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî” dışında, mektuplarının toplandığı «Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî” ve Darende’deki Somuncu Baba Camii’nde 42 yıllık İmam Hatiplik görevi çerçevesinde îrat etmiş olduğu hutbeleri içeren “Şeyh Hamid-i Veli Minberinden Hutbeler” isimli eseriyle birlikte toplamda üç eseri mevcuttur.
Merhum Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin şiire olan ilgisi ilkokul çağları denebilecek kadar küçük yaşlardan itibaren başlamıştı. Daha sonraki yıllarda şiirde çok önemli mesafeler kat etmiştir. Şiirlerini hocası İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi’ye göstermiş, söz konusu şiirler hocası tarafından da çok beğenilmiştir. Hatta İhramcızâde Hazretleri, kendisinden bu şiirleri kitap hâline getirmesini istemiştir. Fakat o, şiirlerinin kendi yaşarken basılmasını pek uygun görmemiştir. Yakın çevresindeki dostları bu konuda çok ısrar ettiği için, geliriyle Darende’ye bir hastane yapmak şartıyla Divan’ının basılmasına müsaade etmiştir. Çünkü Malatya’ya hayli uzak olan Darende’ye hastane yapılması elzemdi. Hastaların bir kısmı Malatya’ya giderken yolda ölüyordu. Böylece hem dostlarının isteği yerine gelmiş, hem de Darende bir hastane kazanmıştır. Hastaneye de bu büyük insanın adı verilmiştir.
Bir gönül dostu olan Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi özel bir eğitim almamasına rağmen kendini çok iyi yetiştirmiş bir insandır. Bunu, onun yazdığı birbirinden güzel ve derin manalı şiirlerinde, mektuplarında ve hutbelerinde bariz olarak görebiliriz. Özellikle şiirlerinde kullandığı Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı olan Osmanlı Türkçesi onun dile ne kadar vâkıf olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan bizde altı yüz yıllık bir geleneği olan divan şiirinin nazım şekillerini ve aruz veznini ustalıkla kullanması takdir edilecek bir durumdur.
Divan edebiyatında şarap, mey, sâki, meyhane, kadeh, aşk, âşık ve mâşuk gibi mazmunlar ön plandadır. Fakat bunlar genellikle mecaz anlamlarda kullanılır. Bunların tasavvuf edebiyatında dinle irtibatlandırılmış anlamları mevcuttur. Bu şiirleri okurken bunun mutlaka dikkate alınması gerekir. Yoksa şairi haksız yere eleştirmiş ve de incitmiş oluruz. Bu durum Osman Hulûsi Efendi için de geçerlidir. Zira o da bu gelenekten beslenmiş bir şairdir.
Darende bir huzur ve sükûn adası misalidir. Darende’nin ayrılmaz bir parçası olan Zaviye’de zaman durmuş gibidir. Ezanlar da olmasa sessizliğe gömülür kalırsınız. Tohma Çayı’nın sularının sesleri karışır ezan seslerine. Ezanlar kutlu bir çağrıdır burada. Zaviye’nin başında taç olan Külliye’nin manevî havası bizi dünyadan biraz olsun uzak durmaya çağırır.

Sayfayı Paylaş