BİR HADİS RÂVÎSİ OLARAK HZ. ÂİŞE (R.AH) ANNEMİZ

Somuncu Baba

"Annemiz hadisler hususunda çok titizdi. Yaşadığı
müddetçe mübârek elçinin buyruklarının insanlara
doğru ulaşması hususunda kendini ölesiye yordu. Birinin
bir hadisi eksik veya yanlış aktardığını duyduğunda
mutlaka müdâhale etti."

Enbiya Yıldırım


 


Rabbimiz bu dinin bizlere aktarılmasında¸ hiç kuşkunuz olmasın¸ bazı insanları görevlendirmiştir. Bu güzel zevâtın ilk halkasında da¸ yine şüpheniz olmasın¸ Âişe vâlidemiz yer almaktadır. Çünkü onun Allah Rasûlü'yle evliliği İslâm ümmeti için büyük bir nimet olmuştur. Kutlu elçi ile oldukça genç bir yaşta evlenmesi¸ son derece uyanık ve zeki olması¸ güçlü hâfızası¸ gördüklerini ve duyduklarını asla unutmaması¸ kabına sığmayan yapısı onu çok farklı kılmıştır. O¸ gönülden bağlandığı son Rasûlü'n yapıp ettiklerini ve söylediklerini sürekli tarassut eder¸ bunları bellerdi. Sadece ev içinde kalan değil sosyal hayatın içinde de aktif olarak görev alırdı.


Bugün bütün bunlara baktığımızda ona ne kadar çok şey borçlu olduğumuzu anlıyoruz. Öncelikli olarak karı koca arasındaki ilişkiler¸ ev içinde nasıl davranılması gerektiği gibi hâne içi her şeyi neredeyse sadece Hz. Âişe'den öğreniyoruz. O Allah Rasûlü'nün evdeki hâlini bizlere anlatan¸ onun nasıl bir ev reisi olduğunu gözlerimizin önüne seren mübarek eştir. Anlattıkları sadece bununla sınırlı değildir elbette. Son peygamberin ev içindeki nâfile ibadet dünyasını bizlere aktaran da odur. Saâdetli yuvalarında kıldığı nâfile namazları¸ oruçlarını en iyi ve teferruatlı anlatan kişi annemizdir. Çünkü Rasûlullah'ın en yakınında bulunması nedeniyle her şeyi bizzat görmüş¸ işitmiş veya sormuştur.


Hanım kardeşlerimizin ibadetleriyle ilgili hususları bizlere aktaranların başındaki isim yine aynıdır: Annemiz Âişe. Namaz ve oruç¸ ayrıca eşlerle olan ilişkiler ve benzeri konularda bizlerin birinci dayanağı Hz. Âişe'dir. Çünkü problemlerini doğrudan Aziz Peygamber'e aktaran kadınların sorularını dinliyor¸ cevapları belliyordu. Sorulan suallerle verilen cevapları daha sonra ümmete de aktarıyordu. Aile içi geçimsizlikler¸ kız çocuklarının evlendirilmesi¸ miras meseleleri ve benzeri pek çok hususta aydınlanmamızda onun katkısı çok büyüktür. Ayrıca onun Allah Rasûlü'nün yanı başında bulunması sahâbî annelerimiz için de büyük bir nimet olmaktaydı. Çünkü bazen utanmalarından veya güzel ifade edememelerinden dolayı meramlarını Allah Rasûlü'ne sormakta sorunlar yaşıyorlar¸ annemiz de onlara yardımcı oluyordu. Kadınlara özel durumlarla ilgili bilgilerin çoğu sevgili annemiz vâsıtasıyla bu şekilde bizlere ulaşmıştır.


Ona neden medyûn-ı şükrân olduğumuzu daha iyi anlamak için şunları da zikretmek durumundayız:


Annemiz Sevgili Peygamberimizin ahirete irtihalinden sonra 47 yıl yaşamıştır. Bu¸ neredeyse yarım asır etmektedir. Bu süreçte insanlar karşılaştıkları sorunlar hususunda Allah Rasûlü'nün ne yaptığını veya neler söylediğini öğrenmek için öncelikli olarak annemize geliyorlardı. Çünkü o kutlu elçinin en yakınındaki güzel insandı.  O da bildiklerini anneleri olarak gelip soran insanlara aktarıyordu. Ayrıca o¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ardından sürdüğü uzun hayat boyunca bizzat şahit olmadığı hususları da sorarak veya dinleyerek diğer sahâbîlerden öğrenmişti. Nitekim Mekke dönemine dair pek çok bilgiyi¸ Allah Rasûlü'nün gazvelerinde ve yolculuklarında yaşadıklarının önemli bir kısmını biz ondan öğreniyoruz.  Âdetâ bir "Hz. Muhammed Ansiklopedisi" olmuş¸ eşiyle ilgili öğrenilmedik bir şey bırakmamıştı. Böyle olunca da gerek soru sormaya gelenlere ve gerekse kendisinin doğrudan nasîhatte bulunduğu mü'minlere bütün öğrendiklerini aktarmıştır.


Bunun yanında o¸ eşlerinin vefatından sonra İslâm ümmetinin bilge annesi olarak âdetâ hocalık görevi üstlenmişti. Bu uğurda gece gündüz çırpınıp durdu. Saâdetli evleri fetvahâne oldu. Bu açıdan bakıldığında¸ onun yaşamı fedakârlık üzerine inşa edilmişti demek yanlış olmayacaktır.


Annemiz hadisler hususunda çok titizdi. Yaşadığı müddetçe mübârek elçinin buyruklarının insanlara doğru ulaşması hususunda kendini ölesiye yordu. Birinin bir hadisi eksik veya yanlış aktardığını duyduğunda mutlaka müdâhale etti. Onun bu titizliği toplumda âdetâ bir kontrol mekanizması oluşturdu. Birileri Allah Rasûlü'nden bir şey anlatacağı zaman son derece dikkatli davranıyor¸ anlattığı şeyin bir şekilde Hz. Âişe vâlidemizin kulağına gideceğini biliyordu. Bu da zâten rivâyet hususunda hassas olan insanları bir kat daha titizlendiriyordu.


Bugün bizler Allah Rasûlü'nün neredeyse saat saat neler yapabildiğini biliyorsak ve onun yaşamını detaylarına kadar öğrenebiliyorsak bunda Âişe annemizin çok büyük payı olduğunu unutmamalıyız. O hem zekâsı¸ hem de İslâm'ı öğretmeye olan hırsı nedeniyle çok büyük bir görev îfâ etmiştir. Allah bu dinin korunmasında ona çok büyük bir görev vermiş¸ o da bunu hakkıyla yerine getirmiştir.


Fazîletleri bâbında ne kadar zeki olduğunu anlamamız için şunları zikretmemiz yeterli olacaktır:


Allah Rasûlü'nün vefatından sonra şifalı bitkilerle tedavi hususundaki mahâretini gören insanlar buna hayret ediyorlardı. Çünkü bu hususta bir eğitim almamıştı. Nasıl oldu da kendisini bu kadar yetiştirdiği sorulunca¸ verdiği cevap onun zekâsını ve merakını göstermesi açısından çok önemlidir: "Allah Rasûlü'nün vefat ettiği hastalığında onu tedavi etmek için gelen tabiplerin uyguladıkları tedavi yöntemlerini dikkatle takip ediyor ve öğreniyordum. Benim bu bilgilerim oraya dayanmaktadır."


Şüphesiz Hz. Âişe vâlidemizin sürdüğü hayatın bize anlatacağı çok şey var. Öncelikli olarak¸ kadınların kendilerini geliştirmeleri hususunda üzerlerine büyük sorumluluk düşmektedir. Bu noktada eşlerin de büyük sorumluluğu vardır. Hz. Âişe'yi bu derece öne çıkaranın Allah Rasûlü'nün ona verdiği değer olduğunu asla unutmamak gerekir. Hatta Hz. Âişe'yi Âişe yapan eşi Hz. Peygamber (s.a.v.)'dir. Ayrıca biz şunu anlıyoruz: İslâm ümmetinde kadın sosyal hayatın içindedir. Toplumun her sorunuyla ilgilenir. Bir Müslüman olarak başta yuvası olmak üzere çevresine artı bir değer katmak için çabalar.


Şu birkaç meziyeti onu anlamamıza ve daha fazla sevmemize belki katkı sağlar: Rasûlullah'ın en yakın arkadaşı¸ can-ciğer dostu Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in kızıdır. Son elçisinin Hümeyrâ'sıdır. En çok hadis rivâyet eden sahâbîlerdendir. İnen âyetle ne kadar iffetli bir bayan olduğu tescil edilmiştir¸ Allah tarafından saygınlığı ilan edilmiştir. Bayan sahâbîlerin önderidir¸ bütün sahâbîlerin hürmet ettiği anneleridir. Pek çok savaşa katılmış ve fiilî görevler üstlenmiş korkusuz bir mü'mindir. İyi bir gözlemci ve toplumu örgütleyebilen bir yetenektir. Rasûlullah'ın şakalaştığı hatta koşuda yarıştığı hanımıdır. Başı onun kucağında iken vefat etmiştir. Odası son elçinin kabri yapılan odur.


Bu kadar erdemleri olan bir insanın ardından ne söylemek gerekir? Elbette ki "Selam olsun sana ey sevgili annemiz!" Bu nedenle namazınızı kılarken¸ orucunuzu tutarken¸ Kur'an'ınızı tilâvet ederken¸ dualarınızı mırıldanırken¸ Allah Rasûlü'nün hayatını okurken¸ bir Müslüman olarak Kur'an ve sünnet ışığında her hangi bir şey yaparken aklınıza hep Âişe annemiz gelsin. O ve onun gibiler vesîlesiyle yaratıcımıza kulluk ettiğimizi unutmayalım.


Sözü Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ona olan sevgisiyle ve aralarındaki güzel ilişkiyle bağlayalım. Bağlayalım ki bizim de sevgimiz artsın: Hz. Peygamber (s.a.v.)'e sorulur:


– Yâ Rasûlallah! En sevdiğiniz insan kimdir?


– Âişe'dir.


– Peki¸ erkeklerden kimdir?


– Babasıdır. (Buhârî¸ 3389)


Hz. Âişe bir gün Rasûlullah için bulamaç pişirir. Yanlarında Sevde vâlidemiz de bulunmaktadır. Hz. Âişe¸ Sevde'ye "Buyur¸ sen de ye!" der. Yemek istemeyince¸ "Yemezsen yüzüne bulayacağım." diye tehdit eder. Sevde yememekte ısrar edince¸ bulamaçtan alıp yüzüne bular. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu duruma güler ve Sevde'ye "Ne duruyorsun? Sen de onun yüzüne sürsene." der. Sev de de Hz. Âişe'nin yüzüne sürer. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona da güler. (Heysemî¸ IV/315-6).

Sayfayı Paylaş