BETON KUTULARA HAPSEDİLMİŞ YAŞAMLAR

Somuncu Baba

"Esasında apartman içinde koşamama¸ gürültü yapamama sadece çocuklarımız için
bir elem değil elbette. Televizyonun¸ radyo veya başka bir cihazın sesini açamayız."

Modern şehir hayatı yaşama şeklimizi değiştirdiği gibi kökümüzden gelen pek çok değerlerin de kaybolmasına neden oldu. Bir arada yaşama¸ paylaşma¸ dertleşme¸ yardımlaşma¸ ziyâretleşme kültürü neredeyse kayboldu. Bir zamanlar bizi başkalarından ayıran değerler diyerek öğündüğümüz meziyetlerimizi bir bir kaybetmeye; biz de başkalaşmaya¸ yerdiklerimiz gibi olmaya başladık. Ortalama elli yaş civârında olanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır. Çünkü onlar bu savrulmayı en iyi gözlemleyenlerdir. Bunun neden böyle olduğu hususunda söylenecek elbette çok şey vardır. Ancak hiç şüpheniz olmasın¸ bunun birinci nedeni apartman hayatıdır.


Şehir Hayatının Yoğunluğu


Tanımadığımız insanlarla göğe doğru uzanan bir acayip yapının içine itiş kakış doluşuyoruz. Şehir hayatının yoğunluğu nedeniyle insanlar burada birbirlerini tanımaya fırsat bulamıyorlar. Bir güvensizlik hâkim; bbu şekilde kurulan yaşam bu minvalde devam edip gidiyor. Gerçi¸ beğenmesek de mecbur kaldığımız bu yaşam bizlere bazı sorumluluklar da yüklemektedir. Zira müstakil bahçeli evimizde yaşamıyoruz artık.


Apartman hayatının en kötü tarafı insanı kısıtlamasıdır. Çocuklarınız gönüllerince sağa sola koşamazlar. Hemen bir uyarı tıkırtısı gelir. Alt komşumuz eline geçirdiği süpürgenin sapını alttan duvara vurmaya başlamıştır bile. Ya yaşlıdır pat pat seslerine dayanamamaktadır¸ ya hastası vardır¸ ya da sabırsız titiz biridir. Neresinden bakarsanız bakın¸ haklı. Sizin gürültünüze katlanmak zorunda değil. Bu durumda hemen Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hadislerini hatırlarız: "İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez."[1] "Utanmadıktan sonra dilediğini yap!"[2] "Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü'min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz."[3] "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez… Kim¸ (mü'min) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa¸ bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.  Kim bir Müslümanı(n kusurunu) örterse¸ Allah da kıyamet günü onu(n  kusurunu) örter."[4] "Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse¸ komşusuna eziyet etmesin. Allah'a ve âhiret gününe iman eden misafirine ikramda bulunsun. Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse¸ ya hayır söylesin veya sussun."[5]


Bizim çocukluğumuz köyde¸ tamamen ahşaptan yapılma evimizde geçti. Kimse koşana bağırmazdı. Birimiz koştuğunda sanırdık ki evin tamamı sallanıyor. Hem koşanlar sadece bizler değildik ki. Farelerin oradan oraya koşturmaları da ayrı bir zevkti. Gerçi onlar koşarken korkardık¸ uyumak istemezdik¸ gece bizlere zararları dokunur diye. Ama her zamanki gibi kısa sürede uyku göz kapaklarımızı bitiştirirdi.


Ses dedim de¸ aklıma¸ evimizin çatısının altında yağmurda oturmak geldi. Yağmur taneleri bir kısmı kiremit bir kısmı saç olan çatıya değdiğinde müthiş bir müzik dinletisi oluştururdu. Bu tıkırtıların verdiği hazzı çocuklarımız elbette bilemez. Onlar çatının saçaklarından dökülen yağmurun altında yürümenin tadını da bilemezler elbette. Onlar yeşillik diye parktaki üç ağacı¸ oyun alanı olarak da bu ağaçları çevreleyen birkaç yüz metrekarelik oyun sahasını bilirler.


Apartman Dairesinde Yaşamak/ Öfkeye Hakim Olmak


Esasında apartman içinde koşamama¸ gürültü yapamama sadece çocuklarımız için bir elem değil elbette. Televizyonun¸ radyo veya başka bir cihazın sesini açamayız. Alt¸ üst¸ yan¸ bir alttaki¸ bir üstteki komşularımız aklımıza gelir. Dudaklarımızı ısırarak¸ kendimizi zapt etmeye gayret ederek sesimizi kısarız. O halde sesimizi ne kadar yükseltebiliyorsak o kadar işte. İçimizden geldiği gibi bir rahatlayamayız. Sesimizi komşularımızın duyacağını ve yarın göz göze geleceğimizi düşünerek zirveye çıkan coşkumuzu bile birden yatıştırma telaşına gireriz. Sinirlilik hali apartman hayatına hiç gelmez zaten. Hz. Peygamber (s.a.v.) insan sinirlerince kızgınlığını gidermek için abdest almasını tavsiye etmişti: "Öfke şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateş su ile söndürülür. Biriniz öfkelendiği zaman abdest alsın."[6] Bugün ise apartman dairesinde yaşamak mecburi olarak bu işi görüyor. Bir fark var ki¸ sinirimiz geçmeden sinirlerimize hâkim oluyoruz. Abdest ise insanı gerçekten sakinleştiriyor. O yüzden abdest alınmaya devam edilmeli.


İnsanî İlişkiler Sıfır Noktasında


Yabancıları bir araya getiren ve herkesi yabancı olarak bir arada tutan apartman hayatı insânî ilişkileri sıfır noktasına getirmiştir. Yaşadığımız binalarda komşularımızla o kadar yabancıyız ki¸ aynı binayı paylaşmamıza rağmen ilk karşılaştığımızda bu binada mı oturuyor diye tereddüt ettiğimiz insanlar olmaktadır. Özellikle de çok daireli binalarda. Bu sebeple karşı karşıya geldiğimizde bir tebessümü¸ bir selam vermeyi bile çok gördüğümüz olmaktadır. Oysa Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştu: "(Mü'min) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş¸ diken¸ kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır."[7] Görüldüğü üzere¸ insanlarla kaynaşmayı sağlayacak küçük fırsatları bile heba ediyoruz.


Bir sorunumuz olduğunda¸ acil bir şeye ihtiyaç duyduğumuzda¸ hasta olduğumuzda veya çocuğumuz geldiğinde eve girebilsin diye anahtarı bırakabileceğimiz güvenilir birine ihtiyaç duyduğumuzda¸ komşumuzun kapısını çalamayışımız ne acıdır?! Muhtemelen apartmanda oturanların önemli bir kısmı da aynı şeyleri düşünüyordur. İnsanlar birbirine şüpheci gözlerle bakmaktadır. Oysa Rabbimiz şöyle buyurmuştu: "Ana babaya¸ akrabaya¸ öksüzlere¸ yakın komşuya¸ yakın arkadaşa¸ yolda kalmışlara ve ellerinizdeki kölelere yardım edin."[8] Bir de Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ne buyurduğuna bakalım: Peygamberimizin arkadaşlarından olan Amr'ın oğlu Abdullah bir koyun kestirince kölesine şöyle der: "Yahudi komşumuza da verdin mi? Ona da bundan ikram ettin mi? Çünkü ben Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Cebrail bana komşuya iyi davranmayı o kadar tavsiye etti ki¸ neredeyse onu mirasçı kılacak zannettim."[9]


Bir özlemim daha var: Eski binalarda hiç olmasa soba yakardık. Hiç düşündünüz mü¸ modern apartmanların elimizden alıp götürdüğü şeylerin başında soba nimeti gelmektedir. Biz anamın evinde kömürlü soba ile büyüdük. İçine tıka basa kömürü doldurup gürültüsünü dinleyerek etrafında oturmaktan ve üzerinde ekmekleri kızarttıktan sonra tereyağı sürmekten müthiş haz alırdık. Kardeşler arasında kavga çıkardı zaman zaman¸ kim hangi ekmek dilimini alacak diye. Kestane kızartırdık¸ bazen fındık¸ bazen de çekirdek. Bugün kaloriferli evlerde bu tatları tekrar yaşamaktan uzağız. Hepsi mâzîde kalan birer hâtıra oldu. Çocuklarımıza bunları anlattığımızda hikâye dinliyor gibi bakıyorlar. Oysa anamın köydeki evde kuzinede yaptığı ekmekler ile ateşin közünde pişirdiği mısırları nasıl unutabilirim?!


Nimet-Külfet Meselesi


Apartman hayatını bütünüyle kötülemek elbette doğru olmaz. Kalorifer sisteminin sağladığı rahatlık¸ her an sıcak su temin edebilmek¸ daha intizamlı bir yuva kurma imkânı gibi imkânlarına baktığımızda¸ hayatın kaçınılmazlarından biri haline gelen "beton içi yaşam" maddî durumu "çok çok iyi" olmayanların vazgeçemeyecekleri yaşam alanları haline geldi. Bu haliyle apartman yaşamı belki pek çok nimeti ve rahatlığı sunmaktadır¸ ancak unutturduğu birçok güzelliklerimiz yanında aynı zamanda birçok sorumluluğu da beraberinde getirmektedir. Nimet-külfet meselesi… Bu sebeple kul hakkı açısından hassas olmayı gerektirmektedir. Bu açıdan baktığımızda¸ apartman hayatı kul hakkının en çok yenildiği yerlerden birisidir. Komşuyu rahatsız etmek¸ ona ait eşyaya veya araca zarar vermek¸ apartmana ait araç gereci bozmak gibi hususlar bu bağlamda zikredilebilir.  Oysa Allah Rasûlü iyi Müslümanın özelliklerini sayarken¸ komşusunun kendi zararından emin olmasını zikretmişti.[10]


 






[1] Tirmizî¸ 1845



[2] Buhârî¸ 3224



[3] Buhârî¸ 12



[4] Buhârî¸ 2262



[5] Buhârî¸ 5559



[6] Ebû Dâvûd¸ 4152



[7] Tirmizî¸ 1879



[8] 4/Nis⸠36



[9] Tirmizî¸ 1866



[10] Muslim¸ 66

Sayfayı Paylaş