Bağdat FatihiSultan IV. Muradve Zamanı

Dünyevî ve Uhrevî İlimlerle Donanmış Âkil Bir Padişahtır IV. Murat Han
Osmanlı Devleti’nin 17. padişahı olan Sultan IV. Murad, 27 Temmuz 1612 tarihinde İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’nda dünyaya gelmiştir. Babası I. Ahmed, annesi Mahpeyker Kösem Sultan’dır. Yedikule Zindanları’nda bir grup isyancı tarafından hunharca öldürülen II. Osman’ın kardeşidir. Aklî durumu tartışılan I. Mustafa, IV. Murad’ın amcasıdır. Ayşe Hasekî Sultan’la evli olan IV. Murad’ın Şehzade Süleyman, Mehmed, Alâeddin, Ahmed, Mahmud adlarında oğulları; Kaya Sultan, Rukiye, Safiye, Gevherhan ve Hafise adlı kızları vardı.
IV. Murad, her Osmanlı padişahı gibi iyi bir tahsil hayatı geçirmiştir. Hüsamzade, Sarı Solak ve Hacı Süleyman Efendilerden ok atmayı, Cündî Halil Paşa’dan ata binmeyi öğrenmiştir. Zekeriyazade Yahya Efendi gibi zamanın önde gelen âlimlerden fıkıh dersleri almıştır. Babası I. Ahmed’in de hocası olan Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’ne çok değer veren ve fırsat buldukça onu ziyaret eden IV. Murad, onun manevî nüfuzundan istifade etmiştir. Enderun Mektebi’ndeki hocalardan özel eğitim görmüştür. Annesi Kösem Sultan, biricik şehzadesi olan oğlunun donanımlı yetişmesine çok önem vermiş, adeta üzerine titremiştir. O da keskin zekâsı ve güçlü hafızasıyla hocalarının verdiklerini tahsil etmiştir.
Tarihçiler IV. Murad’ın uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, koyu kumral saçlı, elâ gözlü, beyaz tenli, hafif sakallı, heybetli ve mehabetli bir kişi olduğunu yazarlar.  Kuvvetli ve atletik bir yapıya sahip olan Sultan, ok atmasını ve kılıç kullanmasını çok iyi bilirdi.
IV. Murad Ateş Bahçelerinde Tomurcuk Güller Yetiştiren Bir Bahçıvandır
IV. Murad’ın çocukluğu rahat bir ortamda geçmemiştir. Çünkü o dönemde ağabeyi II. Osman (Genç Osman) isyancılar tarafından kahpece öldürülmüş, amcası I. Mustafa da bir dizi ruhsal sarsıntılar geçirmiştir. Bunlar çocuk yaştaki IV. Murad’a olumsuz bir biçimde tesir etmiştir. Amcası I. Mustafa’nın padişahlık yapmasının uygun olmayacağı kararı alınınca Şehzade Murad 10 Eylül 1623’te, henüz 11 yaşındayken tahta çıkarılmıştır. Tahta çıkarıldığı günün ertesi Eyüp Sultan Türbesi’nde Aziz Mahmud Hüdâyî tarafından kılıç kuşandırılmıştır. IV. Murad, padişah olsa da, yaşı çok küçük olduğu için devlet işlerine fazla karıştırılmamış, devleti daha çok annesi Kösem Sultan ve ona bağlı sadrazamlar yönetmiştir. Genç padişah 1623-1640 tarihleri arasında 16,5 yıl tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde, özellikle son yedi senesinde önemli işlere imza atmıştır.
IV. Murad’ın çocuk denecek yaşta tahta çıkarıldığı dönemde Osmanlı ülkesinde hiç de olumlu bir tablo yoktu. Şehzade Murad’ın babası I. Ahmed’in ölümünden sonra Osmanlı’da taşlar yerinden oynamıştı. Devlet otoritesi bir hayli sarsılmıştı. Her şeyden evvel yeniçeriler eskisi gibi padişaha sadık değillerdi; otorite tanımayarak başlarına buyruk davranıyorlardı.
IV. Murad’ın saltanatının ilk dokuz yılında varlığı pek de hissedilmemiştir. Çünkü o dönemde yaşı itibariyle devlet işlerini çekip çevirecek donanımda ve olgunlukta değildir. Fakat padişahlığının son yedi yılı için bunu söyleyemeyiz. Zira saltanatının son yedi senesinde tahttaki varlığını alabildiğine hissettirmiş, yönetime ağırlığını koymuştur. Bu dönemde ilk olarak sadrazam Recep Paşa’yı devre dışı bırakmıştır.
IV. Murad koyduğu yasaklarla da adından sıkça söz ettiren, bazıları tarafından takdir edilirken bazı kesimler tarafından da sıkça eleştirilen bir şahsiyettir. O, öncelikle alkol ve tütün kullanımını yasaklamıştır. Bu yasağa uyulup uyulmadığını kontrol etmek için şehir içinde tebdil-i kıyafet dolaşmıştır. Yasaklara uymayanları sert bir şekilde cezalandırmıştır.
Bağdat’ın Fethine Giden             Süreçte Yaşananlar
IV. Murad’ın saltanatının ilk yıllarında Sadrazam Kemankeş Ali Paşa devlet işlerinde fevkalade etkili ve yetkiliydi. Bu dönemde işler yolunda gitmiyor, koca devlet sıkıntılı bir dönem geçiriyordu. Bunda önceki dönemlerin etkisinin yanında, padişahın tecrübesizliği de etkendi. İstanbul’da yönetimden kaynaklanan otorite zaafı vardı. Bu olumsuzluklar taşraya da yansımıştı. Abaza Paşa, Sultan Osman’ın katledilişini bahane ederek Erzurum ve çevresini hâkimiyeti altına almış, rastladığı yeniçerileri öldürmüş, Ankara’ya yürümüştü. Bunun yanında Bağdat’taki Bekir Subaşı da otorite tanımayarak ciddi sıkıntılara neden oluyordu. Bunları takip eden Safevîler ilk fırsatta Bağdat’ı işgal etmişlerdi. Buna bir de Gürcistan’da çıkan hadiseler eklenince idarenin sorunları daha da artmış oldu. Daha sonra Abaza Paşa yakalanmış, padişahtan özür dilemiş, Padişah da onu Bosna Beylerbeyliği’ne atamıştı.
Bağdat’ın geri alınması IV. Murad için hayatî bir öneme sahipti. Zira Bağdat, Kanunî Sultan Süleyman’ın mirasıydı. Bu nedenle Padişah Bağdat’ın geri alınmasına öncelik vererek Hafız Ahmed Paşa’yı Bağdat’a gönderdi. Bütün gayretlere rağmen şehir alınamadı. IV. Murad, Bağdat’tan vazgeçecek gibi görünmüyordu. Onun ardından Hüsrev Paşa’yı Hemedan ve Bağdat Seferi’ne gönderdi. Kerbelâ, Necef ve Hille alınsa da Bağdat bu ikinci muhasarada da zapt edilemedi. Başarısız olan Hüsrev Paşa gitti; ikinci kez Hafız Ahmed Paşa geldi.
Büyük önemi olan Bağdat’ın işgali, kadim devletin dizginlerini eline alan IV. Murad’ı çok üzmüştü. İlk iş olarak Bağdat’ı almak istiyordu. Önce Revan (Erivan) Seferi’ne çıkmış, orayı almıştı. Revan Seferi ile Ahıska, Revan (Erivan) ve Kafkasların büyük bir bölümü Osmanlı tarafından ele geçirilmiştir. 1638 yılında Bağdat Seferi ile Bağdat yeniden Osmanlı himayesine geçmiştir. IV. Murad bu savaşlarda ordusuna bizzat komuta etmiş ve “Bağdat Fatihi” olarak anılmıştır. Bu seferle devlet otoritesini yeniden ve kesin bir şekilde sağlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun İkinci Büyük Reformcusudur IV. Murad
IV. Murad; ceddini hiçbir zaman unutmayan, onları rahmet ve minnetle yâd eden, şanlı mâzisine kıymet veren vefalı bir insandı. Bu yüzden Revan ve Bağdat Seferleri sırasında, yol güzergâhı üzerinde bulunan vakıf eserlerini büyük bir özenle onartmıştır. Onları kaderine terk ettirmemiştir. Bunun yanında İmam-ı Azam Türbesi Bağdat’ın fethinden sonra tamir ettirilmiştir. Yine Kâbe’nin en büyük ve kapsamlı tamirlerinden birisi olan ve on birinci tamiri kabul edilen, yenileme ve genişletme faaliyeti yine onun emriyle gerçekleştirilmiştir.
IV. Murad’ın saltanatının son dönemi son derece hareketli ve bereketli geçmiştir. Tarihçilerin kanaatine göre IV. Murad, Genç Osman’dan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci büyük reformcusudur. Devletin gerileme dönemi olmasına rağmen o, yeni şeyler yapmak için büyük gayretler göstermiş, bu konuda başarılı da olmuştur. O, gerilemenin amilleri üzerinde kafa yormuş, önleyici tedbirler almıştır. Döneminde fethin nişanesi olarak Topkapı Sarayı içerisinde Revan ve Bağdat Köşkü gibi güzide eserlerin yanında; köprüler, kervansaraylar ve çeşitli hayır eserleri inşa ettirerek milletinin hizmetine sunmuştur.
IV. Murad, son derece katı, dediğim dedik, otoriter ve sert tabiatlı bir padişahtı. O, devletin yüksek menfaatlerini hep şahısların menfaatlerinin önünde tutardı. Disiplinden asla taviz vermezdi. Emirlerini ıskalayanları asla affetmezdi. “Zalimlere merhamet, mazlumlara zulümdür.” düşüncesinde bir insandı. Bu yüzden her zaman mazlumun yanında olmuştur. Ucunda büyük bedeller olsa da, adalet yolundan asla ayrılmamıştır. Küçük suçları bile görmezden gelmemiş, böylece büyük kabahatlerin önüne geçmiştir. Eğer öyle davranmasaydı, devletin karışıklıklarda çalkalandığı bu dönemde yıkım ve acı son kaçınılmaz olurdu.
Şair Ruhlu Bir Padişah Olan IV. Murad’ın Geniş Bir Kültür Sanat Çevresi Vardı
IV. Murad; ufku geniş, zeki, hafızası son derece güçlü bir padişahtı. Eğitime, bilime ve sanata çok önem veren IV. Murad, bu sahalarda emek verenlerin de hamisi olmuştur. Onun döneminde pek çok âlim, şair, sanatkâr ve tarihçi yetişmiştir. Ganîzâde Nadirî, Nev’izâde Atayî, Cevrî, Sabrî, Şehrî, Nailî, Veysi gibi şairler bu dönemde yaşamıştır. IV. Murad, Dönemi’ndeki büyük söz ustalarını sohbet halkasında bir araya getirirdi. O, devrinin müstesna kültür sanat adamlarını ve şairleri meclisinde toplar, onlarla sanat ve edebiyat muhtevalı söyleşilerde bulunurdu. Bu sanat meclisine katılanlardan biri de Evliya Çelebi’dir. Bunun yanında IV. Murad, ‘Leylek’ namıyla meşhur olmuş Tıflî Çelebi’den de Şehname dinlerdi.
IV. Murad dönemi büyük kültür sanat eserlerinin verildiği müstesna bir dönemdir. O da etrafında, ataları Fatih ve Kanûnî gibi kültür sanat çevreleri oluşturmuştu. Kıymetli vakitlerinin bir kısmını bu işlere ayırmıştı. Hicivleriyle meşhur olan Nef’î ve Şeyhülislâm Yahya onun kültürel çevresindeki büyük şairlerdir. Nef’î’nin Divan’ında IV. Murad için yazılmış on bir kaside mevcuttur. Nef’î aynı zamanda padişahın atları için de iki rahşiyye yazmıştır. IV. Murad, Nef’î’ye hicvi yasaklamıştı. Ondan usta işi kasideler dinlemekten çok hoşlanırdı. Fakat kendisine hicvi yasak ettiği hâlde hiciv yazmaktan kendini alamayan Nef’î için sonradan ölüm fermanı vermiştir. Bu da padişahın sert mizacına en büyük delildir.
Osmanlı Devleti’nde padişahlar sanatla ve sanatçıyla ilgilenmişlerdir. Sanatçıyı seven IV. Murad da, sanata ve edebiyata her zaman büyük bir ilgi duymuştur. O, aynı zamanda Arapça ve Farsçaya hâkim bir insandır. Öte yandan kendisi de iyi bir hattat ve Divan şairidir. “Muradî” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Mürettep bir divanının olup olmadığı bilinmemekle beraber, pek çok tarih ve tezkire kitaplarında şiirlerinden örneklere rastlanmaktadır.
Çocuk denecek yaşta tahta çıkan IV. Murad’da nikris (gut) hastalığı vardı. Bu hastalık Osman Gazi, II. Mehmed (Fatih), II. Bâyezîd, , Kanûnî Sultan Süleyman gibi Osmanlı padişahlarının da ölümüne neden olmuştu. IV. Murad’ın bu hastalığı Bağdat’ı fethettikten sonra iyice artmıştı. Eklemlerindeki ağrılar dayanılacak gibi değildi. IV. Murad, 8 Şubat 1640 tarihinde henüz 28 yaşındayken vefat etmiş, böylece emri Hak vaki olmuştur. Genç yaşta vefat eden Padişah’ın cenazesi babası I. Ahmed’in yanına defnedilmiştir. Allah rahmet eylesin.

Sayfayı Paylaş