ANADOLU VE BALKAN COĞRAFYASINDAKİ MANEVÎ MEKÂNLAR VE ÖNDERLER

Somuncu Baba

"İslâm orduları Anadolu üzerinden İstanbul'a ulaşma mücadelesini
sürdürürken bir yandan da deniz yoluyla İstanbul'un kuşatılması
da söz konusu olmuştur. İslâm ordularının¸ İstanbul'a deniz yoluyla
ulaşma ve kuşatmaların şahitlerinden birisi de bugün Eyüp'teki
makamında her gün binlerce Müslüman'ın ziyaret etmekte olduğu
Ebu Eyüp el-Ensârî olmuştur."

Yüce dinimiz İslâmiyet¸ Allah (c.c.) Rasulü Hz. Peygamber (s.a.v.)'in aracılığıyla insanlığa tebliğ edilmiş olduğu ilk mekân Hicaz Bölgesi olmuştur. Bunu dört halife devrinde önemli bir konuma sahip olduğunu bildiğimiz Suriye ve Irak Bölgeleri takip etmiştir. İran'ın İslâm coğrafyasına dâhil edilmesi; Nihavend ve Kadisiye gibi iki önemli meydan muharebesinden sonra Hz. Ömer devrinde mümkün olacaktır. Zira ilk İslâm Devleti olarak bilinen bu siyasî oluşum için Hicaz Bölgesi manevî zenginliğin kaynağı konum ve özelliği yanında yeni fethedilmiş olan bölgeler de siyasî ve ekonomik manada özellikleri temsil etmiştir.


İslâm tarihinde Emeviler devri olarak bilinen dönemde¸ devletin siyasî manada merkezi Şam olduğu için ağırlık merkezi de Suriye ve Irak olmuştur. Böylece¸ Ortadoğu'nun¸ kuzeyi¸ doğusu ve batısı yönünde birbirini takip eden zaferlerle dünya yeni döneme ve nizama kavuşmanın sürecine girmiştir. Zira yeni coğrafyalar ve halkların İslâm'la tanışmaları¸ şereflenmeleri birbirini takip edecektir.


İslâm orduları¸ Batı'da Mısır üzerinden Kuzey Afrika coğrafyasının tamamını fethetmiş ve Tarık bin Ziyad idaresindeki kuvvetler Afrika Kıta'sının batıdaki son noktasına ulaşmış¸ İslâm orduları 711 tarihinde Avrupa Kıta'sına geçmiştir. Bu yüzden Atlas Okyanusu'nu Akdeniz'e bağlayan bu dar boğazın adı da Cebelitarık adını almıştır. İslâm orduları kısa zamanda Endülüs coğrafyasının tamamına hâkim olmuş ve böylece Avrupa coğrafyasına ilk olarak İ'lâ-yı Kelimetullah taşınmıştır. Bu şeref¸ başta Tarık Bin Ziyad ve diğer gazi kumandanlar ile Emevi ordusuna nasip olmuştur.


İslâm orduları bu yeni coğrafyanın İslâm'la tanışma ve şereflendirme görevini sürdürürken bir yandan da kuzey yönünde ilerlemesini devam ettirmiştir. Kısa bir zamanda yarımadanın tamamı fethedilmiş ve İslâm orduları¸ 732 tarihinde¸ bugünkü Paris şehrine 150 Km. uzaklıktaki Puvatya şehrinde yapılmış olan savaşla durdurulmuştur. Bu şehir¸ Müslümanların bu yönde ulaşmış olduğu son nokta olacaktır. Böylece İslâm orduları¸ Suriye ve Mısır'dan sonra¸ Kuzey Afrika'yı¸ Toros Dağlarının doğusundaki Anadolu vilâyetleri ile Kafkasya'nın güneyindeki toprakları fethetmiştir. Anılan yüzyılda tamamı fethedilemeyen Anadolu'da Bizans¸ İslâm ordularının karşısındaki başlıca rakip konumundaydı. Bu yönde Puvatya bir bakıma Viyana'nın batıdaki simetriği olarak düşünülebilir.


İslâm ordularının kuzey yönündeki hedefi Anadolu coğrafyası olmuştur. Anılan tarihlerde Anadolu Yarımadasının neredeyse tamamı Bizans İmparatorluğu'nun yönetiminde idi. Anadolu¸ Müslümanlar için özel bir konuma sahipti. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)'in İstanbul'un fethine dair müjdesi onlara şevk ve kudret veriyordu. Sahabeden Ebu Eyüp el-Ensarî¸ bu imanla sefere katılmış ve surlar önünde şehid olarak bu topraklara defnedilmiştir. Hatta büyük Türk velisi Akşemseddin'in keşfine göre¸ Kur'an'daki "Beldetün Tayyibetün" âyeti İstanbul'u ve fethini tebcil eder. Zira Akşemseddin muhasara esnasında da Fâtihi bununla müjdelerken bu kelimenin Ebced hesabı ile fetih tarihi olan 857 (1453) yılına tekabül ettiğini söylemiştir. Muahhar bir hadise göre de Ayasofya'da namaz kılan Müslümanlara da cennet vaad edilmiştir. Bu cümleden olmak üzere¸ İslâm'ın kudsî şehirleri arasında yer alan İstanbul¸ Hıristiyanlık nazarında böyle bir mevkie sahip değildir. Zira Hz. İsa (a.s.)'nın havarîleri tarafından Kudüs¸ Roma¸ İskenderiye ve Antakya'ya kilise kurulduğu halde¸ hiçbir havarî İstanbul'a gelmemiştir.


Emeviler ve takiben de Abbasiler devrinde (ordularının çoğunluğunu Türklerin teşkil etmiş olduğu) yaklaşık olarak üç yüz sene Anadolu akınları¸ her yıl Sayfiye (yazlık) ve Şitîye (kışlık) adını alan gazâları sırasında Tarsus¸ Malatya ve Erzurum en önemli gâza üsleri idi. Bu merkezler askerlerin dışında İslâm dünyasından akın akın gelen ilim ve din âlimleri ile dolu idi. Hükümdarlar yanında varlıklı Müslümanlar; Tarsus¸ Darende¸ Malatya ve Erzurum yörelerinde askerî¸ dinî ve hayrî vakıflar tesis ediyor¸ gâziler¸ gönüllüler ve din adamları için kışlalar¸ ribâtlar (kervansaray ve imâret)¸ medreseler ve müesseseler kurup yaşatıyor¸ fethedilen yerler adeta birer cazibe merkezleri hâline getiriliyordu. Bu yörelerdeki hizmetler cihâd ruhunu ve İslâm kültürünü yükseltiyordu.


İslâm orduları Anadolu üzerinden İstanbul'a ulaşma mücadelesini sürdürürken bir yandan da deniz yoluyla İstanbul'un kuşatılması da söz konusu olmuştur. İslâm ordularının¸ İstanbul'a deniz yoluyla ulaşma ve kuşatmaların şahitlerinden birisi de bugün Eyüp'teki makamında her gün binlerce Müslüman'ın ziyaret etmekte olduğu Ebu Eyüp el-Ensârî olmuştur. Ancak Anadolu üzerinden ve denizler yoluyla yapılmış olan akınlar ve kuşatmalardan beklenilen netice alınamamıştır. İslâm ordularının¸ Toros Dağlarından başlayan ve Munzur-Karasu-Aras Dağları boyunca uzanan dağ silsilesi bu yönden Anadolu'ya girişi engellemektedir. Ancak İslâm orduları zaman zaman bu sıradağ silsilesini aşıp Malatya'ya kadar ulaştığı bilinmektedir. Bu gazâ-cihâd seferlerinin şahidi "Battal Gazi Destanı" olmuştur. Bu yüzden Darende¸ Tohma Vadisi ve haliyle de Malatya ve yöresinin fethi böyle bir mücadelenin hayırlı meyvesidir.


Emevi ve Abbasiler döneminde Kuzey yönünde yani Anadolu'ya yönelik olarak yüzlerce yıl süren seferlerden beklenilen neticenin alındığı söylenemez. Ancak bu dönemde¸ İslâm orduları Endülüs'te insanlık medeniyetinin zirvelerini¸ bilim-düşünce hayatının derinlik boyutunun temsilcisi olmuştur. Aynı şekilde Horasan ve Maveraünnehir merkezli yeni bir dünya "Türk Dünyası"nın İslâm'la tanışması¸ şereflenmesi de tarihimizin bilim¸ medeniyet yolundaki altın sayfalarını teşkil etmiştir.

Sayfayı Paylaş