AHMET BÎCAN

AHMET BÎCAN

On beşinci yüzyılda yaşayan Türk âlim, mütercim ve mutasavvıflarından olan Ahmet Bîcan, Yazıcı Salih adında bir zatın oğludur. Büyük kardeşi Mehmet gibi o da Yazıcızâde, Yazıcoğlu diye tanınmıştır. Bunlara Yazıcıoğlu denmesinin sebebi, babalarının kâtip olmasından dolayıdır. Gelibolu’da doğmuş ve gene Gelibolu’da 1454 veya 1455 tarihinde vefat etmiştir.

Ahmet Bîcan, babası ve ağabeyi, Malkara’dan veya ona bağlı Kadıköy’ünden gelip Gelibolu’ya yerleşmişlerdir. Ahmet Bîcan’ın devrinin ilimlerini tahsil ettiği, Arapçayı ve Farsçayı gayet iyi bildiği eserlerinden de anlaşılmaktadır. Kendi ifadesiyle de sabit olduğu üzere mezhepçe Hanefî, tarikat olarak da Bayramî’dir. Ağabeyi Mehmet gibi kendisi de tarikatın kurucusu Hacı Bayram-ı Veli’nin müridi idi.

Bayramiye Tarikatı’nın gayesi, gönülde Allah nurunun kandilini yakarak mü’mini yüce âleme yöneltmek suretiyle kemâle erdirmek, tam olgunluk seviyesine çıkarmaktır. Bu da Allah’ı çok anmak çile çekmekle elde edilir. Bu itibarla kendini ibadet ve riyazete veren Ahmet Bîcan çok zayıflamış ve âdeta cansız hale gelmiştir. Onu görenler cansız sanırlardı. Onun için Ahmet’e, Bîcan (cansız) takma adı verilmiştir. Bu yaşayışından dolayı edebî faaliyetini tasavvufa hasretmiştir.

Ahmet Bîcan’ın eserleri, hemen hemen dinî, tasavvufî ve efsanevî veya mitolojik karakterdedir. Âlim ve mutasavvıf olmakla beraber teliften çok tercüme ve derleme nev’inden mensur eserler yazmıştır. Ekseriya tasavvuf veya tekke edebiyatı şair ve müelliflerinde görüldüğü üzere Ahmet Bîcan da sanat gayesi gütmez. Ahmet Bîcan’ın dili bugün de anlayabileceğimiz bir sadelikte ve akıcılıktadır. Cümleleri çok kere kısadır. Tercümeden kaynaklanmakla birlikte asırlarca önce devrik cümlenin güzel örneklerini vermiştir. Envârü’l-Âşıkîn/Âşıkların Nurları yüzyıllar boyunca halk arasında sevilerek okunagelmiş pek çok evde, bilhassa eski köy odalarının başucu kitabı olmuştur. Ahmet Bîcan’ın bu şaheseri ağabeyi Yazıcıoğlu Mehmet’in Megarib-i Zaman/Zaman Grupları adlı Arapça eserinin Türkçeye serbest bir tercümesidir. Ahmet Bîcan dünyanın vefasız olmadığını, bu sebeple bir yadigâr bırakmasını kardeşine teklif eder. Bunun üzerine de Ahmet Bîcan’a Türkçeye çevirmesini söyler. Envârü’l-Âşıkîn böyle yazılmış olur. Yazıcıoğlu Mehmet ayrıca kendi yazdığı bu eseri Muhammediye adıyla manzum olarak Türkçeye de tercüme etmiştir.

Envârü’l-Âşıkîn bir önsöz, kitabın yazılma sebebi ve beş uzun bölümden ibarettir.

Birinci Bölümde; mevcudatın tertip ve nizamından, yerlerin ve göklerin yaratılmasından, yerde ve gökte olan yaratılmış varlıklardan, bunların yaratılış şekillerinden ve bu yaratılıştaki ilahî sırlardan bahsedilmektedir.

İkinci Bölümde; Âdem’in yaratılışından, ruh üfürmeden, Peygamberlerin hayat hikâyelerinden, ilahî kitaplardan ve bu kitapların içindekilerden vahiy ve vahyin sırlarından, peygamberlerin karşılaştıkları güçlüklerden, Peygamberimiz (s.a.v.)’in örnek ahlâkından bahsedilmektedir.

Üçüncü Bölümde; Allah’ın nuranî varlıkları olan meleklerden, vazifelerinden, ruhlardan, görünmeyen varlıklardan ve ruhların makamlarından bahsedilmektedir.

Dördüncü Bölümde; inanış şekillerinden, farklı inanışlardan, ibadetlerden, ilim ve cehaletten, mübarek gün ve gecelerden, dua ve niyazdan, zikir ve tesbihten, tevbe ve istiğfardan, ölümden, kıyametten, ahiret ve mahşerden, cennet ve cehennemden, dünyanın boşluğundan, hesaptan, şefaatten, mizandan (ahiret terazisinden) bahsedilmektedir.

Beşinci Bölümde; cennet nimetlerinden cehennem azaplarından oradaki acayip ve garaip hadiselerden, ilahî makamlara erenlerin durumlarından ve Allah’ı görmekten bahsedilmektedir.

Kitabın sonunda ise, eserin nasıl yazıldığı, niçin yazıldığı ve nelerden meydana geldiği tekrar anlatılmaktadır. Kitap yazarın Allah’a münacatı, yakarışı ile son bulur.

Sayfayı Paylaş