ADİL OL… ZÂLİM OLMA!

Somuncu Baba

Zıtlar bizi terkibe götürüyor… Adaleti¸ zalimden de öğrenmek mümkündür. Haccac-ı Zâlim var mesela; halk ona zalim diyor¸ ama o kendi içinde tutarlı¸ adil. Sen¸ zalimi tanıyacaksın; hem zulmünü bertaraf etmek için¸ hem de onun gibi olmamak için.

Zulüm¸ en genel anlamıyla¸ fıtratın bozulmasıdır… İnsanın bozulmasıdır. İnsanın bozulması¸ akıl tutulmasına ve basiret kapanması sebep olur. Vicdanlar yaralanır. Vicdan¸ akl-ı selîmdir… İnsanı¸ insan yapan bir meleke! “Vicdan¸ Hakkın aynasıdır” da derler. Buyruldu ki; “Karar verirken¸ vicdanının sesini duymazlıktan gelme!” (4/Nisa¸ 58)

Zıtlar bizi terkibe götürüyor… Adaleti¸ zalimden de öğrenmek mümkündür. Haccac-ı Zâlim var mesela; halk ona zalim diyor¸ ama o kendi içinde tutarlı¸ adil. Sen¸ zalimi tanıyacaksın; hem zulmünü bertaraf etmek için¸ hem de onun gibi olmamak için.


 


Zulüm¸ en genel anlamıyla¸ fıtratın bozulmasıdır… İnsanın bozulmasıdır. İnsanın bozulması¸ akıl tutulmasına ve basiret kapanması sebep olur. Vicdanlar yaralanır. Vicdan¸ akl-ı selîmdir…  İnsanı¸ insan yapan bir meleke! “Vicdan¸ Hakkın aynasıdır” da derler. Buyruldu ki; “Karar verirken¸ vicdanının sesini duymazlıktan gelme!” (4/Nisa¸ 58)


 


İçimizde vesveseler olur¸ kaygılar¸ endişeler… İç sesimiz bazen hayır söylemez. İnsanız¸ kıskanırız¸ haset ederiz¸ düşmanlık besleriz. Bunlar¸ insanın içinde cereyan eder. Eğer bu cereyanın tesirinde kalır isek¸ Hak korusun¸ zalimleşiriz. Peki¸ ne yapmalı? Ecdat bunun için bazı formüller bulmuşlar:


 


Evleri süsleyen “Bu da geçer yâ Hû!”¸ “Hoş gör yâ Hû!” tabloları… “Hasbünallah” zikirleri¸ “lâ-havle!” çekmeler… Bütün bunlar¸ insanın otokontrol mekanizmasını geliştiriyor¸ sakinleşmeye¸ hakkaniyetle meseleleri anlamaya imkân veriyor.


 


Bir gün Beyazıt'a sormuşlar:


 


– Senin de kalbine kötü şeyler gelir mi? Buyurmuş ki¸


 


– Uğrar geçer!


 


Kalbimize kötü şeyler gelecek… Gelir de; ama uğrayıp geçer mi? Uğrayıp geçmesi lazım ki¸ hayatı zenginleştirelim. Yoksa o iç sesler düşmanlığa¸ zulme sebebiyet verir. Toplumsal güven¸ huzur ve istikrar kaybolur.


 


Bendeniz¸ “Nasıl böyle büyük bir devlet olduk?” sorusu muvacehesinde Aşıkpaşazâde'nin tarihini okudum. Osmanlı'yı cihan hâkimi kılan esaslar nelerdir¸ onları tetkik ettim. Osmanlı'nın temel dinamiklerinin şunlar olduğunu gördüm:


 


1.  Adalet


2.  İsti'malet/Hüsn ü mu'amele


3.  Ehliyet


4.  Ahde vefa


 


Bu dört temel ilkenin aslî kaynağı¸ yine adalettir. Adalet olur ise¸ muameleniz de güzel olur. İşi¸ “benim adamıma” değil de hak edene verirsiniz.  Ehliyet ararsınız. Bekledikleriniz olmadı¸ diye ceffel kalem insanları silip atmazsınız; vefalı olursunuz. İşte Osmanlı'yı cihan hâkimi yapan temel değerler bunlar…


 


Yardım et… Adalet¸ kardeşine yardım etmendir!


 


Hz. Enes'ten gelen bir rivayeti hatırlıyorum… Efendimiz (s.a.v.) dostlarına¸ “Zalim de olsa¸ mazlum da olsa kardeşine yardım et!” buyurdu. Bunun üzerine orada bulunanlardan birisi¸ “Ey Allah'ın Rasûlü¸ kardeşim mazlumsa ona yardım ederim. Ama zalimse nasıl yardım edebilirim ki?” dedi.


 


Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Onu zulümden alıkoyar¸ ona mâni olursun… Bu da ona yardım etmektir.”


 


İnsanı insan yapan şu evrensel değere dikkat eder misiniz?  Zalim veya zulme meyletti diye¸ kardeşinle hemen köprüleri atma… Silici olma! Onu hayra çağır¸ gittiği yolun yanlış olduğunu göster. Eğer köprüyü atarsan¸ o zalim¸ daha da zalim olacak. Düşmüş o¸ kuyuda; elini uzat¸ çıkartıp topluma hazırla.


Velhasıl¸ sen¸ âdil ol¸ zâlim olma!

Sayfayı Paylaş