ADALET, İLÂHÎ ADALET…

+233 Dergi-66

Adalet herkes için geçerli ve herkese gereklidir. Zalimin zulmü cezasız kalırsa bu, toplum içindeki bunalımları ve farklı suçları beraberinde getirir. Haksızlıklara, ilgili kurumlar müdahil olmazsa sosyal infialler artar. İnsanlar bir haksızlık gördüğü zaman adaletin hemen ve bu dünyada tecelli etmesini beklerler fakat bu, her zaman mümkün olamamaktadır. Her şeye rağmen dünya hayatında karşılığını bulmayan zulümler, haksızlıklar, adaletsizlikler eninde sonunda herkesin çıkacağı ilâhî divanda, ilâhî mizan ile tartılacak ve mutlaka karşılığını görecektir. Sadece olumsuzluklar değil aynı zamanda iyilikler, güzellikler de öyle. Bundan hiç kimse müstağni değildir. Denilmiyor mu ki, “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür; kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”

İyi ki adalet var, iyi ki İlâhî adalet var…

Adalet kavramını işleyen bir hikâye paylaşmak istedik bu yazımızla. Rasih Efendi tarafından yazılan ve bir süre önce yeni yazıya çevirerek dilini güncelleştirdiğimiz “Zihinleri Keskinleştirmek İçin Hayvan Menkıbeleri” şeklinde günümüz Türkçesine çevirebileceğimiz Menâkıb-ı Hayvân Berâ-yı Teşhiz-i Ezhan adlı kitaptan bir hikâye bu. İlâhî adaletin eninde sonunda gerçekleşeceğini anlatan bu edebî hikâyeye kulak verelim:

Bir Kartal ile Bir Tilki Hikâyesi

Bir kartal, yuvasını bir meşe ağacı üzerine yapıp orada yavrular. Bu ağacın altında da bir tilki yavrular. Bunlar çocuklarını besleyip büyütürlerken aynı civarı paylaşmalarından dolayı, görünüşte aralarında bir komşuluk ilişkisi vardır.

Bir zaman sonra tilki, yavruları için yiyecek aramaya çıkar. İşte o zaman kartal ansızın tilkinin yavrularını kapıp yuvasına getirir ve bunları kendi yavrularına taksim ederek yedirir.

Aradan bir zaman geçtikten sonra tilki, yavrularının yanına geldiğinde onları göremez. Üzüntüye düşüp bağırıp çağırmaya başlar. Sonunda dirayetini korumaya çalışarak bu durumun nereden kaynaklandığını anlar. Fakat çaresizce yaratılışı icabı kendisinin kara hayvanı, komşusunun yani hasmının uçuculardan olması sebebiyle bu konuda hasmından bir şekilde intikam alamayacağından sükût eder.

Nazm

Hudâ diyâr-ı devlethâne-i erbâb-ı ikbâli

Gehî bir lâne-i güncişk-i bî-ârâm içün saklar

 

Cedel-kârâne hâmûşî kadar rengîn cevâb olmaz

Sükûtun merd-i dânâ hasmını ilzâm içün saklar[1]

Gereğince intikamını Mevlâ’ya havale ederek yavrularının hasret ateşiyle yanar. Bunun mükâfatını da Allahu Teâlâ’dan bekler. Bu hâliyle yuvasının bir köşesinde ağlayıp inleyerek vakarlı bir biçimde yasını tutarken aşağıdaki içli beyitleri söyler ve ağlar:

Nazm


Gâib etdim azıcık vaktde eyvâh seni

Bana çok gördü felek âkıbet ey mâh seni

 

 

Devr-i hicrinde neler çekdiğimi söyler idim

Görebilsem idi bir kere dahi âh seni

 

Yâd-ı gisûy u ruhunla geçer aylar günler

Var mı bir anmadığım şâm u sehergâh seni[2]

Tilki, şiirde tarif edilen duygular içinde, hüzün kulübesinde günlerce yüreğini dağlar.

Aradan birkaç gün geçer geçmez kartal uzakta geniş bir alanda çiftçilerin ekinlerinin bereketli olması sebebiyle Cenab-ı Hakk’a şükür ve hamd için bir keçi kurban etmeye geldiklerini görür. Çiftçiler, keçiyi Allah rızası için kurban edip kurbanı da fakir fukaraya bölüştürürler. Fakirlerden bazıları kurban etinden biraz kebap yapmak için ateş yakar ve üzerine etleri koyduktan sonra da işlerine dönerler.

Kartal buradan et çalmak için vakit gözetir, fırsatını bulunca da ateşin üzerinden, biraz kıvılcım yapışmış et parçasını kapıp doğruca yavrularının bulunduğu yuvaya getirir. Kartal, sap ve samandan bina etmiş olduğu için tutuşması muhtemel olan yuvasına, kaptığı eti bırakır. Rüzgârın şiddetinden yuva alev alınca kartalın yavruları birer birer ağacın altında bulunan tilki yuvasına düşüverirler. Tilki bunları kartalın gözü önünde birer birer kapıp yemek suretiyle, kendisine yapılanlara misliyle karşılık verir. Tilki intikamını alarak içinde yanan düşmanlık ateşini böylece teskin eder.

Kıssadan hisse: Cenab-ı Hakk’ın yüce adaleti; nice kudretli, kuvvetli görünen insanı, kendisinden eziyet gördüğü fakir ve zayıfların gamlı gözyaşları önünde

Nazm

Nîk ü bed herkes bulur âlemde elbet etdiğin

Kendi bulmazsa cezâ mirâs olur evlâdına[3]

gereğince, yaptıklarının karşılığını aynen görerek kendisinden intikam aldırdığı kâinatın aynasında herkes tarafından görülür.

Kıt’a

Zâlim bir zulme giriftâr olur âhir

Elbetde olur ev yıkanın hânesi virân

 

Sabret siteme ister isen hüsn-i mükâfat

Fikreyle ne zulm eylediler Yusuf’a ihvân[4]

 

Beyt

Anunçün oldu kuşlardan hümâ mümtâz-ı şân ile

Ki bir hayvânı incitmez geçinür üstühân ile[5]

[1] Allah, ikbal sahiplerine ait köşklerin duvarını, bazen, uçup oynayan küçük bir serçenin yuvasını korumak için yıkmadan tutar.

Kavga döğüş çıkarmak isteyenin karşısında susmak kadar güzel karşılık yoktur. Bilge ve yiğit kişi sessizliğini rakibini susturmak için kullanır.

[2] Ey ay yüzlü, sonunda felek seni bana çok gördü ve kısa bir zamanda seni kaybettim.

Ah, seni bir daha görebilseydim ayrılık vakitlerinde neler çektiğimi sana anlatabilirdim.

Bazen saçını bazen yanağını hatırlayarak günler aylar geçer. Bir akşam bir sabah seni anmadığım zaman mı var ki…

[3] İyi yahut kötü, bu dünyada ne edersen onu bulursun. Hatta karşılığını sen görmesen bile evladına miras kalır…

[4] Başkalarına eziyet çektiren, zulmeden kimse eninde sonunda kendisi de bir zulmün ağına düşer çünkü ev yıkanın muhakkak evi yıkılır.

Eğer, yaptığın güzel işlerin karşılığını iyi bir şekilde görmek istersen, sabretmelisin; Hz. Yusuf’a kardeşlerinin ne kadar eziyet ettiklerini bir düşün.

[5] Bir tek hayvanı incitmeyip bir kemik parçasına razı olduğu için Hüma kuşu bütün kuşların seçkini olmuştur.

Sayfayı Paylaş