20. YÜZYILDA ‘VAHDET' NEŞVESİYLE PARLAYAN BİR SİLSİLE

Somuncu Baba

"Vahdet fikrinin en belirgin özelliklerinden birisi
olan dünyanın geçici olduğu fikrine yer vererek
sözlerine başlayan Çorumî¸ sonrasında Allah'tan
başka bir şey/ağyar ile ülfet etmeyi büyük bir
hata olarak kabul ettiğini ifade etmiştir."

‘Varlığın birliği' şeklinde anlaşılan ‘Vahdet-i Vücûd' düşüncesi Anadolu'da meşhur sûfî İbnü'l-Arabî ve talebesi Sadreddin Konevî ile büyük yankı bulmuş bir düşünce sistemidir. Bu düşünce sistemine göre¸ Allahu Teâlâ'nın dışındaki bütün varlıklar ‘gölge' varlıklar hükmündedir. Gerçek anlamda ‘var' olan Allahu Teâlâ'nın zatıdır. Kâinat¸ insan ve diğer varlıklar Allahu Teâlâ'nın tecelligâhıdır. Allahu Teâlâ'nın ilk olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)'in nurunda (nûr-i Muhammedî) tecelli etmesi ise bu sistem içerisinde insana verilen değerin bir göstergesi niteliğindedir. Vahdet fikrini benimseyen sûfîlerin düşünce sistemlerinde ‘Dünya sevgisini kalpten çıkarma ve sadece Allahu Teâlâ'nın sevgisini kalbe hâkim kılma' ilkesi çok önemli bir yer tutmaktadır.[1] 


Bu düşüncenin yirminci yüzyıl Anadolu'sundaki önemli temsilcileri arasında Mustafa Çorumî¸ Tokatlı Mustafa Hâkî¸ Sivaslı Mustafa Takî¸ Sivaslı İsmail Hakkı Toprak ve Darendeli Hulûsi Efendi'nin de yer aldığı Nakşî-Halidî silsilesine mensup sûfîler önemli bir yer tutmaktadır.[2] Yakın tarihimizin¸ siyasî¸ sosyal¸ ekonomik ve manevî cepheleri üzerinde son derece etkili olan bu isimler¸ tasavvufî kişilik/kimliklerini ‘Vahdet' fikri üzerine inşa etmişlerdir. Çalışmamızda¸ yakın tarihimizin gönül kahramanları olan bu sûfîlerin düşünce sistemlerinin merkezinde yer alan vahdet telakkilerini ve bu düşüncelerinin günlük hayatlarına yansımalarını incelemek istiyoruz.


Mustafa Çorumî¸ Mustafa Hâkî Efendi ve Vahdet Düşünceleri


Ahmet Ziyâüddîn Gümüşhanevî¸ Abdullah Mekkî ve Yahya Dağıstanî gibi büyük isimlere hizmet eden ve onların manevî işaretleri ile Anadolu'ya gelerek tekkesini kuran Mustafa Çorumî¸ en çok varlığın birliği fikrinden hareketle halkı irşat etmeye çalışmıştır. O¸ şu şiirinde vahdet anlayışını açıkça ifade etmiştir:


El çekmişem fânilere/ Menzil olan viraneden


Lâhut eli menzil bana/Hâki diyarı neylerem


 


Bülbül niçin verdin gönül/Rengi solan bir goncaya


Solmaz benim nazlı gülüm/Fani baharı neylerem


 


Ağyâr ile yok ülfetim/Bigânedir dünya bana


Canan ile vahdet gerek/ Kesrette yâri neylerem[3]


  Vahdet fikrinin en belirgin özelliklerinden birisi olan dünyanın geçici olduğu fikrine yer vererek sözlerine başlayan Çorumî¸ sonrasında Allah'tan başka bir şey/ağyar ile ülfet etmeyi büyük bir hata olarak kabul ettiğini ifade etmiştir. Kesreti yani Allah'ın dışındaki varlıklar ile birlikte olmayı manevî ilerleme açısından tehlikeli bir nokta olarak gören Çorumî¸ ‘Cân' diye ifade ettiği Allahu Teâlâ ile ‘Vahdet' şuuruna erebilmeyi hedef olarak benimsediğini anlatmıştır.


Çorumî'den sonra irşat makamına geçerek insanlara istikamet ve sevgi pusulası ile yön gösteren Mustafa Hâkî Efendi de üstadı gibi düşünce sisteminin merkezine ‘Vahdet' anlayışını yerleştirerek hareket etmiştir: 


Hem de bak yine yemiş laklakayı çokça demiş/


Men arafe[4] bilememiş mayesi bi-pak dediler 


 


Dünyayı bir yana koyup hali kanaate doyup


Varlığını cümle soyup kalmalı çıplak dediler



Menzilini buldu bulan var yürü sen böyle dolan


Gördü beni arif olan kupkuru kavlak dediler


 


Sıdk ile gûş eyle cevap işte budur râh-ı sevap


Mahlemiz oldu turap ahiri toprak dediler [5]


Üstadı gibi şiirinde dünyanın geçiciliği üzerinde duran Hâkî Efendi¸ nefsinin¸ dünyanın geçiciliğini anlamaktan uzak¸ kemale eremeyen bir nefs olduğundan bahsetmiştir. Dünya için¸ çok uğraş vermenin ne denli yanlış bir davranış olduğunu belirten Hâkî Efendi¸ dünya hayatında önemli olanın¸ bireyin Hak yolunda canla başla çalışması olduğunu belirtmiştir. Bundan sonra Hâkî Efendi¸ Hakk'a vâsıl olmak isteyen kimseler için yapılması zorunlu olan ilkeleri sıralamaya başlamıştır. Buna göre¸ Hakk'a ulaşmak isteyen kimse¸ dünyaya değer vermemeli¸ kanaat sahibi olmalı ve benliğinden vazgeçmelidir.


Mustafa Takî Efendi ve İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi'de Vahdet Düşüncesi


Mustafa Hâkî Efendi'nin vefatından sonra irşat makamına geçen Mustafa Takî Efendi de üstatları gibi ‘Vahdet' eksenli hizmet anlayışına hız kesmeden devam etmiştir. O;


Vahdeti ehadiyyettir diyarları bir bir


Hep seyri güzar ettirilir sâlike bir bir


mısralarında vahdet fikrinin¸ kendisini Allahu Teâlâ'ya adayanlara süratli bir ilerleme kazandıracağını açıkça ifade etmiştir.[6] Yine Takî Efendi'den sonra gönüllere yön veren İsmail Hakkı Toprak Efendi ise;


Gel beri gel mâsivâdan uzlet et


Ba'dehu Mevlâ ile var sohbet et


 


Sivâ kaydından azâd olmaya sa'y eyle erkenden


Ki zira râh-ı ıtlak içim mâni'dir kuyûd ey dil[7]


dizeleri ile ancak Allahu Teâlâ'nın dışındaki her şeyden vazgeçme suretiyle Mevlâ'ya vasıl olunacağını ve bu engelin aşılması gereken önemli bir engel olduğunu belirtmiştir.


Hulusî Efendi ve Vahdet Anlayışı


Bu silsilenin son halkası olan Darendeli Hulûsi Efendi de


Bu âlem-i kesretde gizli halvete erip


Vahdet ile bir olup ol bî-nisân olaydı.


Görünen ol¸ gören ol¸ aralıkta kimse yok.


Yokluk ilinde varlık¸ cümle canan olaydı[8]


dizeleri ile üstatları ile aynı olan kanaatini dile getirmiştir. O¸ açık bir şekilde her şeyde Allahu Teâlâ'nın görüldüğünü O'ndan başka bir şeyin gerçek anlamda var olmadığını ve var olmak için yok olmak gerektiğini kendine has üslubu ile dile getirmiştir. Ardından;


Kim daldı vahdet bahrına¸ ere hakîkat şehrine.


Yârın muhabbet bezmine¸ cânını kurbân eyledi[9]


ifadeleri ile ancak vahdet denizine dalan kimselerin yani Hak'tan başka hiçbir şeye varlık izafe etmeyenlerin hakikat şehrine varabileceklerini belirtmiştir.


Sonuç


Daha birçok söz ve şiirleri ile vahdet anlayışlarını dile getirmemiz mümkün olan bu gönül insanlarının vahdet düşüncelerine genel olarak baktığımızda dünya sevgisini kalpten çıkarıp Allah sevgisi ile kalbi doldurabilmenin endişesine sahip olduklarını görürüz. Onlara göre fani olana gönül vermek doğru bir davranış değildir. Yine onlara göre dünya gönülden çıkarılıp Allah sevgisi gönlü kaplayınca eşyaya¸ insana ve bütün yaratılmışlara kişinin bakışı değişecektir. Allah sevgisi ile hareket eden bir kimse yaratılmışa hizmeti Yaratan'a hizmet olarak görecek ve bu şuur ile dünya-ahiret dengesini gözeterek hayatını anlamlı kılmaya çalışacaktır. Bütün yaratılmışlara ilahi tecellilere mazhar olması yönüyle bakıp şefkat ve merhamet penceresinden onları değerlendirecektir. Dolayısıyla adalet¸ birlik ve beraberlik¸ aşk¸ sevgi ve saygı gibi birçok değer ve ilerleme aşamalarını hayatında başarıyla gerçekleştirecektir.


Bu zikredilen hasletlerden dolayı olsa gerek parçalanmış bir toplumda Mustafa Çorumî'nin gerçekleştirmeye çalıştığı birlik projesi; Mustafa Hakî Efendi'nin Tokat Ali Paşa Cami imam-hatipliği ve Son Osmanlı Mebusan Meclisi'ndeki birlik-beraberlik gayretleri; Mustafa Takî Efendi'nin öğretmenlik ve ilk TBMM'deki mebusluk sürecinde vatan¸ millet ve maneviyat uğrunda can verecek seviyede bir kardeşliği tesis etme çabaları; İsmail Efendi'nin cami¸ yol¸ köprü yapımı ve gönül kazanmaya yönelik hizmet felsefesini hayata geçirerek sergilediği birlik-beraberlik heyecanı ve Hulûsi Efendi'nin kütüphanesi¸ imam-hatiplik hizmetleri ve vakıf faaliyetleri çerçevesinde oluşturduğu birlik ve kardeşlik ruhu varlığın özünde gördükleri birlik/vahdet fikrinin maddî âlemdeki karşılığını elde etmeye yönelik faaliyetlere dönüşmüştür. Onlar¸ sevgi¸ saygı¸ kardeşlik¸ hoşgörü¸ sabır¸ tevazu ve daha birçok güzel ahlak ilkesi ile varlığın özündeki birliği inanan gönüllere hatırlatarak tefrika¸ kargaşa ve ayrılıktan uzak durmanın önemini anlatmaya çalışmışlardır.


Her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde varlığın özünde görülen birliği inanan gönüllerde de görebilmek ümidi ile…






[1] Sadreddin Konevî¸ en-Nusûs fî tahkîki tavri'l-mahsûs¸ (Vahdet-i Vücûd ve Esasları)¸ Çev: Ekrem Demirli¸ İz Yay.¸ İstanbul 2004¸ s.7-108.



[2] Çorumî 1906¸ M. Hâkî 1921¸ M. Takî 1925¸ İsmail Efendi 1969 ve Hulusî Efendi 1991 yılında vefat ettikleri için ‘yirminci yüzyılda bu silsile içerisinde yer alanların vahdet fikri' şeklinde çalışmamızı şekillendirdik.



[3] Hamdi Ertekin¸ "Son Dönem İskilipli Âlimler"¸ Türk Kültüründe İz Bırakan İskilipli Âlimler Sempozyum Bildirileri¸ TDV Yay.¸ Ankara 1998¸  s.409-410; Fatih Çınar¸ ‘İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak'ın Tokatlı Üstadı: Mustafa Hâkî Efendi'¸ Bir Gönül Eri: İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak¸ Buruciye Yay.¸ Sivas 2010¸ s.78.



[4] Aclûnî¸ Keşfü'l-Haf⸠c.II¸ s.262 (Hadis No:2532).



[5] Mehmet Fatsa¸ Tasavvufta Mekkî Kol¸ Mavi Yayıncılık¸ İstanbul 2000¸ s.119.



[6] Çınar¸ Mustafa Hâkî Efendi'¸ s.93.



[7] H. İbrahim Şimşek¸ ‘İsmail Hakkı Toprak'ın Bazı Tasavvufî Görüşleri'¸ Bir Gönül Eri: İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak¸ Buruciye Yay.¸ Sivas 2010¸ s.284.



[8] Osman Hulusi Ateş¸ Divan-ı Hulusi-i Dârendevî¸ haz. Mehmet Akkuş ve Ali Yılmaz¸ Nasihat Yayınları¸ İstanbul 2006¸ s.290.



[9] Ateş¸ Divan¸ s.300.

Sayfayı Paylaş