YALAN VE İFTİRA

Somuncu Baba

Müslüman¸ dürüstlük anıtıdır.

Doğru dürüst Müslüman olmak Yüce Allah'ın emridir. Dürüstlük fıtrat üzere kalmaktır. Dinin amacı dürüst insan yetiştirmektir.

Müslüman¸ dürüstlük anıtıdır.


Doğru dürüst Müslüman olmak Yüce Allah'ın emridir. Dürüstlük fıtrat üzere kalmaktır. Dinin amacı dürüst insan yetiştirmektir.


"İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma .[1]"


"O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O¸ sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.[2]"


"«Rabbimiz Allah'tır» deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.[3]"


Müslüman¸ doğruluk ve dürüstlük anıtıdır. O¸ önce Yüce Yaratıcıya karşı dürüsttür. Bu¸ onun imanda sadakatinin gereğidir. Yüce Allah'a karşı sadakat¸ O'na layık kul olmak¸ O'nun emirleri doğrultusunda yaşamak¸ hep doğruların adamı olmak¸ O'nun hatırını bütün her şeyden üstün tutmak¸ O'nun sözlerini doğru bir şekilde anlamak¸ bu doğruları kendi hayatına yansıtmak¸ bu doğruları her zaman ve her şartta haykırmakla mümkündür. Zira bizler¸ Rabbimize karşı söz vermişiz. "Kâlû belâ"da söz vermişiz¸ getirdiğimiz kelime-i şehâdet ve kelime-i tevhîdle söz vermişiz¸ "Müslümanım elhamdülillah" sözlerini söylerken söz vermişiz. O halde mü'mine düşen¸ bu sözlerin adamı olmaktır.


İkinci olarak Müslüman¸ Allah'ın peygamberine karşı dürüsttür. Ona iman ettiğini¸ onun yolunu izleyerek doğrular. Her konuda Peygambere itaat ederek gösterir. Peygamberi izlemek ve ona bağlı olmak¸ tevhîd sözündeki "Muhammedü'r-rasûlu'llah" sözünün gereğidir.


Üçüncü olarak Müslüman insanlara karşı dürüsttür. O¸ asla yalan söylemez¸ aleyhine bile olsa doğruların adamı olmaktan çekinmez. O kadar ki Allah katında doğrulardan yazılıncaya ve doğrular kervanı içersinde katılıp cennetlik oluncaya kadar bu özelliğini sürdürür.


Doğruluk Müslümanın şiârıdır¸ Müslümanlık göstergesidir. Yalancılık ise münâfığın şiârıdır¸ nifak göstergesidir. Bu yüzden Müslüman asla yalan söylemez¸ yalana pirim vermez¸ yalan yere yemin etmez ve yalancı şahitlik yapmaz. Aynı şekilde o¸ yalanın katmerlisi olan iftirâdan da uzak durur.


Kur'ân'da iftirâ ile ilgili başka kavramlar da kullanılmıştır ki¸ bunlar iftirânın farklı versiyonlarına işaret eder. Kizb¸ ifk¸ bühtân¸ kavl-i zûr gibi.


Bunlardan kizb¸ vâkıaya aykırı söz söylemektir. Kizb¸ genellikle kişinin kendisi ile alakalı olur. Yapmadığı bir iş için "yaptım" demesi gibi. Yahut başkası hakkında aslı olmayan olumlu şeyleri söylemek şeklinde de olabilir. Birini sahip olmadığı sıfatlarla övüp medh etmek gibi.


İftir⸠başkası hakkında yalan söylemektir. İftir⸠olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmak veya nakletmektir. Kizbin zararı kişinin kendinde kalırken¸ iftirânın zararı başkasına da dokunur. Kur'ân'da iftirâ kökü¸ yalan¸ şirk ve zulüm için de kullanılmıştır.


 İfk¸ gerçeği ters yüz etmektir. Yalanın en çirkinidir. İfk¸ Müslümanın kardeşi hakkında kendisine ulaşan bilgileri ters yüz ederek¸ kardeşinin hoşlanmayacağı şekilde söylemesidir. İfk¸ Allah'a¸ peygamberine¸ Kur'ân'a ve iffetli insanlara karşı da olabilir.


Bühtân ise¸ Müslümanın kardeşi hakkında¸ onda bulunmayan ve ona yakışmayan¸ kendisinin hiç hoşlanmayacağı şeyleri söylemektir.


Dinimiz¸ bu yalan çeşitlerinin hepsini yasaklamıştır. Müslüman bunların hepsinden uzak durmaya gayret eder.


Kişiler bir kısım dünyevî menfaatler uğruna iftirâ furyasına kapılmaktadırlar. İftirâ hem iftirâ edeni¸ hem de iftirâ edilen kimseyi yaralar. İftirâ eden¸ yalana bulaşmakla günaha girmiş olur¸ iftirâ edilenin ise toplum nezdinde onuru zedelenir¸ itibarı kaybolur; insanların enerjileri asılsız haberleri yayma ve bu asılsız haberleri düzeltme uğruna heder olur gider. Sonuçta insanlar arasında güven ve dostluklar zayıflar. Günümüzde bencillik¸ kıskançlık ve bir kısım ihtiraslar uğruna¸ özellikle medya vasıtasıyla iftirâlarla insanların haysiyetleri zedelenmektedir. Oysa iftir⸠ne kadar geniş kitlelere yayılırsa¸ o kadar günahı büyük olur¸ tevbe ve helalleşilmesi o kadar zor olur.


Allah'a iftirâ etmek¸ günahların en büyüğü ve en zalimcesidir.


"Artık bundan sonra her kim Allah'a karşı yalan uydurursa¸ işte bunlar¸ zâlimlerin ta kendisidirler.[4]"


"Allah hakkında yalan uydurandan daha zâlimi var mı?[5]"


"Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O¸ bir azap ile kökünüzü keser! İftirâ eden¸ muhakkak perişan olur.[6]"


Allah'a iftirâ etmek¸ O'nun isim ve sıfatları hakkında asılsız ve yanlış şeyleri seslendirmek¸ O'nun dinini yanlış bir şekilde yorumlamak¸ O'nun dinini tahrîf ve tebdîl etmeye kalkmak şeklinde olabilir. Yüce Allah'ın söylemediğini¸ O'na söyletmeye kalkmak iftirâların en dehşetlisidir. Tarih boyunca pek çok kişi¸ Allah'ın söylemediği bir şeyi O'na isnat ederek¸ Allah'ın dininin hakîkatlerini gizleyerek yahut parçalayıp bölerek insanları kandırmaya ve saptırmaya yeltenmişlerdir.


İffetli insanlara iftirâ etmek¸ fâsıklığın ta kendisidir.


Yapmadığı bir şeyden dolayı bir insanın onurunu zedelemek¸ namusuna dil uzatmak¸ insanlar yanında onu lekeleyip küçük düşürmek… Bunlar¸ her şeyden önce o insanın yaratıcısına dil uzatmaktır. Dinin temel hedeflerinden biri olan ırz ve namus dokunulmazlığına saldırıdır. Namuslu bir kadına dil uzatmak¸ onun kadınlığını¸ anneliğini zedelemektir. Böyle bir sataşma¸ hem o kadını¸ hem onun eşini¸ çocuklarını ve diğer akrabalarını yaralar. Bu yüzden dinimiz iffetli kadınlara zinâ isnat etmeyi¸ onların namusuna dil uzatmayı en çirkin günahlardan saymış ve böyle bir iftirâya karışanlara yaptırımlar uygulamıştır. (Kazif cezâsı)


Kur'ân¸ Nûr suresinin ilk sayfalarında¸ Mü'minlerin Annesi Hz. Aişe'ye yapılan iftirâ olayı (İfk) ve bu olaya karışanların dünya ve âhiretteki cezâlarından tafsilatlı bir şekilde bahseder ve bu olay vasıtasıyla mü'minleri uyarır. Evet¸ Hz. Âişe annemize iftirâ atılması olayı¸ tarihte kalmıştır ancak bu olayla ilgili âyetlerin mesajları evrensel olarak günümüze de ışık tutmaktadır.


"Namuslu kadınlara zinâ isnadında bulunup¸ sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen fâsıktırlar. Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir."[7]


Âyetlerden öncelikle şu hususlar dikkatimizi çekmektedir:


Kadın için de erkek için de zinâ dedikodusu¸ büyük günahlardandır.


İslam'da diğer konulardan farklı olarak yalnızca zinâ iddiası ve ithamında dört şahit şart koşularak insan onuruna ve namusuna verilen önem gösterilmiştir. Buna göre birinin zinâ ettiğini iddia eden yahut birisine zinâ isnat eden kimse dört şahit getirmek durumundadır. Aksi halde¸ iddiasını isbat edemeyen kişi olarak cezâlandırılır.


Âyette iftirâ edenlerin fâsıklar olduğu belirtilmiştir. Fâsık¸ yoldan çıkmış kimse demektir. Fâsıklıktan kurtulabilmek için içtenlikle tevbe etmek¸ bu yanlış halini düzeltmek şarttır. Demek ki tek başına tevbe ettim demek yeterli olmamaktadır. İftirâ ederek yoldan çıkmış olan kimse¸ halini düzelterek yeniden yola girdiğini isbat etmelidir ki bağışlanabilsin.


Âyette iftirâ atmanın cezâsı olarak 80 değnek belirlenmiş¸ yanı sıra fâsık durumuna düşen bu kimseler¸ şâhitlikten de düşürülmüşlerdir.


Bu âyetten önceki âyetlerde zinâ edenlere uygulanacak cezâlar açıklanmıştı. Âyetlere göre zinâda cismânî cihet¸ zinâ isnadı/kazfde ruhânî cihet ağır bastığından; zinânın cismânî cezâsı ağır¸ kazfin ruhânî cezâsı ağır olarak açıklanmıştır. Zira zinâ edenlere yüzer değnek cezâ öngörülmüş¸ iftirâ edenlere ise seksen değnek cezâdan sonra fâsık olma¸ şâhidlikten düşme gibi mânevî cezâlar da öngörülmüştür.


İftirâcılar şeytanların dostlarıdırlar:


İster namus konusunda olsun¸ ister diğer konularda olsun iftir⸠şeytan işi pisliklerdendir.


"Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar¸ günaha¸ iftirâya düşkün olan herkesin üstüne inerler. Bunlar¸ (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.[8]"


"O halde¸ pislikten¸ putlardan sakının; yalan sözden sakının.[9]"


Bu uyarılar karşısında Müslüman diline sahip çıkar¸ başkaları hakkında duyduğu her haberin peşine düşmez. Duyduklarını araştırıp tahkik etmeden onları yaymaya ve onlara göre hareket etmeye kalkmaz.


 






[1] 42/Şûr⸠1.



[2] 11/Hûd¸ 112.



[3] 46/Ahkâf¸ 13-14.



[4] 3 Âlu Imran 94.



[5] 18 Kef 15¸ 29 Ankebût 68¸ 39 Zümer 32.



[6] 20 Taha 61.



[7] 24 Nûr 4-5.



[8] 26 Şuara 221-223.



[9] 22 Hac 30.

Sayfayı Paylaş