VAHYE KARŞI SİHİR/BÜYÜ

Somuncu Baba

Sihir¸ bir takım gizli güçlerle bağlantı kurarak olağan üstü bazı olayları gerçekleştirmeye çalışmak ve böyle iddialarda bulunmaktır. Sihir¸ göz boyacılığıdır. Akıl ve ilim dışıdır. Aldatmadır. Genelde saf ve bilgisiz insanlar üzerinde etkisini gösteren bir nevi ayartmadır. Karı koca¸ anne baba evlat ve kardeşlerin¸ dostların arasını açma girişimidir. Oysa Allah'ın dini¸ yakın akraba başta olmak üzere tüm insanlar arasında ülfet¸ tanışma ve kaynaşmayı amaçlar¸ bunun için ilkeler koyar.

"Onlar Allah'ın Kitabını arkalarına attılar. Şeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular."[1]


Yüce Yaratıcı¸ kulları boşlukta kalmasın¸ bidat ve hurafelerin girdabında boğulmasın diye onları peygambersiz ve kitapsız bırakmamıştır. Bunun için ilk insanı ilk peygamber kılmış ve ilk peygamberine ilk kitabını vermiş¸ ondan sonra da her kavmin bir yol göstericisi¸ mürşidi¸ rehberi olmuştur. Buna rağmen insanlar¸ Yüce Allah'ın vahyini ötelemişler ve alıcılarını şeytanlara çevirerek onların iğvalarına kendilerini kaptırmışlar. Şeytanlar da onları saptırmış¸ ürettikleri iğva¸ zan ve kuruntuların ağına düşürmüş ve onları istedikleri gibi çekip çevirmişlerdir. Onlar¸ vahyi arkalarına attılar ve şeytanların okuduklarına uydular. Süleyman Peygamber gibi büyükleri de buna alet ettiler. Oysa Süleyman Peygamberin söyledikleri vahiy kaynaklı idi¸ sihir ise şeytan kaynaklı pisliklerdendi.


Sihir¸ bir takım gizli güçlerle bağlantı kurarak olağan üstü bazı olayları gerçekleştirmeye çalışmak ve böyle iddialarda bulunmaktır. Sihir¸ göz boyacılığıdır. Akıl ve ilim dışıdır. Aldatmadır. Genelde saf ve bilgisiz insanlar üzerinde etkisini gösteren bir nevi ayartmadır. Karı koca¸ anne baba evlat ve kardeşlerin¸ dostların arasını açma girişimidir. Oysa Allah'ın dini¸ yakın akraba başta olmak üzere tüm insanlar arasında ülfet¸ tanışma ve kaynaşmayı amaçlar¸ bunun için ilkeler koyar.


"Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz¸ Allah katında en değerliniz¸ O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir¸ haberdardır."[2]


Falcılık¸ yıldızlara ve yıldıznamelere bakıp bir kısım ahkâm çıkarmak¸ geleceğe yönelik bazı tespitlerde bulunmak bu cümledendir. Büyücüler¸ bir kısım sıkıntılarla denenen zayıf inançlı insanları¸ saç/kıl¸ iğne¸ muska¸ tırnak¸ suya bakma¸ ölmüş hayvanların parçaları¸ anlamsız çizgi-işaretler ve benzeri malzemelerle kandırmaya¸ onlara inandırmaya çalışırlar. Gaipten haber vermeye¸ geleceğe dair bilgiler aktarmaya¸ çalıntı malı ve çalanı bulmaya çalışırlar ki bunların hepsi gaybı/geleceği yalnızca kendisi bilen Yüce Allah'a meydan okumaktır. "De ki: ‘Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur."[3]


Sihir¸ büyü¸ kehanet Yüce Allah'ın her şeyi kuşatan erişilmez gücünü devre dışı bırakma¸ başka güçleri O'nun gücü karşısına koyma girişimidir. Oysa hiçbir güç Yüce Allah ile baş edemez¸ O'nun erişilmez gücü karşısında yok olmaya ve yıkılmaya mahkûmdur.


Sihir¸ Yüce Allah'ın peygamberlerin eliyle olmazları olduran mucize gücüne karşı geliştirilmek istenen bir girişimdir. Oysa peygamberlerin elinde gerçekleşen mucizevî olaylar gerçeğin kendisidir; sihirbazın elinde gerçekleşenler ise tamamen göz boyama şeylerdir. Sözgelimi Yüce Allah'ın emri ile Hz. Musa'nın elindeki asa gerçekten yılan ve ejderhaya dönüşmüş; onun mübarek eli ışık saçan bir kandil olmuştur. Sihirbazların elindeki ipliklerin yılanlar gibi hareket etmesi ise el çabukluğu ve göz boyamadan ibarettir. Onlar¸ içerisine cıva doldurdukları bir kısım şeffaf hortumları güneşin ısısı ile hareket ettirip insanları kandırmaya çalışmışlardır.


Yine onların insanların arasını açmak için uydurdukları sözler¸ insanların beyinlerini büyüleyen ve onları ruhen etkileyen şeylerdir.


Peygamberlerin mucizelerindeki amaç¸ insanlara Yüce Allah'ın kudretini ve kendilerine yardım ettiğini gösterip iman etmeye çağırmaktır. Sihirbazın amacı ise¸ insanları aldatarak makam mansıp ve dünyalık elde etmektir. Sihirbazlar¸ kendilerine hayrı olmayan¸ kendilerini kurtaramayan kimselerdir.


 "Sihirbazlar geldiklerinde¸ Firavun'a; ‘Biz üstün gelirsek¸ şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?' dediler."[4]


"Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini büyülediler ve onları ürküttüler¸ büyük bir sihir yaptılar."[5]


"Sihirbazlar zaten başarı kazanamazlar/iflah olmazlar…"[6]


"Yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz."[7]


Ailede geçinmeyi beceremeyen¸ geçinme için gerekli sorumlulukları yerine getirmeyen insanlar¸ çoğu zaman yuvadaki problemleri büyü ve büyücülere yüklemeye çalışırlar. Yahut dertlerine çare olsun diye başvurdukları büyücüler onları¸ yanlış sebeplere yönlendirerek kandırırlar ve onları doğru yoldan kaydırırlar. Oysa o problemlerin asıl sebebi kendileridir. Kendi ihmalkârlık ve sorumsuzlukları bir kısım problemlere davetiye çıkarmış¸ ama onlar şeytan mantığı ile suçu başkalarına atmaya çalışmışlardır.


Müslüman şu gerçeğe yakinen inanır ki: Yüce Allah istemeden hiçbir şey olmaz. Her şey O'nun plan ve programı çerçevesinde gerçekleşir. Olan her şey O'nun değişmeyen ilahî yasalarına göre olur. O'nun gücü karşısında hiçbir güç duramaz.


Sihir¸ akla aykırıdır¸ ilme aykırıdır¸ vahye aykırıdır. Yüce Allah'ın gücüne ve mucizeye alternatiftir.


Bütün bunlardan dolayı İslâm¸ sihri¸ büyücülüğü¸ falcılığı¸ gelecekten haber vermeyi yasaklamış ve bunları büyük günahlardan saymış; Müslümanları bu gibi işlerle bulaşmaktan men ettiği gibi¸ bu gibi işlerle uğraşanlara kanmamaları konusunda da onları sürekli uyarmıştır.


Kur'ân'ın son surelerinde¸ iplere üfüren üfürükçülerin ve vesvese veren sinsi şeytanın şerrinden Allah'a sığınmayı emreden dualar yer almıştır.


"Düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.[8] İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden¸ insanların Tanrısı¸ insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."[9]


Bu duaların Kur'ân'ın sonunda yer alması da oldukça manidardır. Bunun anlamı şudur: Fâtiha suresinden itibaren Kur'ân'ın sonuna kadar ilahî hükümlerin gereğini yerine getireceksin ve nihayet Yüce Allah'a dua edip şer odaklarının şerrinden O'na sığınacaksın. 112 surenin gereklerini yerine getirmeden¸ yalnızca son iki sureyle dua etmek yetmez. Çünkü Kur'ân bir bütün olarak okunmalı¸ anlaşılmalı ve yaşanmalıdır.


Peygamberimizin konuyla ilgili uyarılarından bir kısmı şöyledir:


"Sürekli içki içen¸ sihre inanan¸ yakın akrabası ile ilgisini kesen kimse cennete giremez."


"Kim bir kâhine giderse¸ kırk günlük namazı kabul olmaz."


"Kâhine inanan kimse¸ Allah ve Rasülü ile ilgisini kesmiş olur.


"Kim bir düğüm bağlar¸ sonra da üzerine üflerse sihir yapmış olur. Sihir yapan kimse Allah'a ortak koşmuş demektir."


"Kâhine gidip onun söylediklerini tasdik eden kimse Muhammed'e indirileni inkâr etmiş olur."


O halde sihir¸ büyü ve kehanet şerrine karşı vahyi kuşanmalı¸ vahiyle donanıp tüm şer odaklarına meydan okumalıdır. Unutmayalım ki vahiyle dolmayan beyinler¸ vahiyle olmayan gönüller¸ şer odaklarının kontrolünde kalacak ve onların dayatmalarına kurban olacaktır.


 






[1] 2/Bakara 101-102.



[2] 49/Hucurât 13.



[3] 27/Neml 65.



[4] 26/Şuara 41.



[5] 7/Araf 116.



[6] 10/Yunus 77.



[7] 20/Taha 69.



[8] 113/Felak 1¸ 4.



[9] 114/Nâs 1-6.

Sayfayı Paylaş