SADÂKAT MEDENİYETİ VE CENNETE GÖTÜREN AMEL: DOĞRULUK

Somuncu Baba

"Yeryüzünün en doğru adamına¸ "Emrolunduğun üzere
dosdoğru ol." uyarısı gelmişti. Bu onun doğruluğundan
asla vazgeçmemesi ve doğruluğunun artarak devam
etmesine yönelik bir emirdi ve bu emir¸ aynı zamanda¸
kendisinden asla yalan sadır olmayan sâdiku'lmasdûk'un
şahsında bizlere idi."

Doğruluğun Arapça karşılığı olan Sıdk¸ bir şeyi olduğu gibi bildirmektir.[1] Sıdk¸ sözün özle¸ söylemin eylemle bir olmasıdır. ‘Kur'ân insanı'¸ öncelikle¸ Yüce Yaratıcısına karşı özü¸ sözü ve davranışlarıyla doğrudur. O¸ dürüst ve içten bir kul olarak Allah'a karşı verdiği sözde duran kişidir. İkinci olarak Müslüman¸ Peygamberine karşı dürüst olandır; ona bağlılığını¸ onu her şeyinden çok sevmek ve onu izlemekle göstererek Peygambere verdiği ümmetlik sözünü tutar. Zira o kimse¸ Elest Bezmi'nde Yüce Allah'a sadâkatle kulluk edeceğine dair söz vermiştir. Her¸ "Müslümanım Elhamdülillah" demesi ve getirilen her Kelime-i Tevhid'i dile getirmesi¸ Allah ve Peygamberine sadâkatle bağlı kalma sözüdür.


"Mü'minler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi¸ sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de sözünü yerine getirebilmek için sırasını beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir. Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracak¸ münafıklara -dilerse- azap edecek¸ yahut da onların tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah¸ bağışlayandır¸ esirgeyendir."[2]


Üçüncü olarak Kur'ân insanı¸ insanlara karşı dürüst olandır. Onlara verdiği sözü tutan¸ onlarla ilişkilerinde samimi ve içten olan¸ dostluğuna güvenilen kimsedir mü'min.


Sadâkat¸ karı-koca arasında başta olmak üzere insanî ilişkilerin temel harcıdır. Nitekim kocanın hanımına vereceği mehrin adı Kur'ân'da sadâktır.[3] Bu¸ kocanın karısına sadâkatinden dolayı gönülden verdiği ödül demektir. Zaten aynı kökten gelen sadaka da¸ karşı taraftan hiçbir karşılık beklemeden sırf Allah rızası için yapılan yardıma denmiştir. Sadaka¸ zengin ve fakir arasında dostluk ifadesidir. Sadâk/mehir karı kocanın birbirine sadâkatinin¸ sadaka ise kulun Allah'a olan sadâkatinin göstergesidir. Zira sadâkat¸ kalplerin sevgi üzere birleşmesidir.[4]


Kur'ân'ın Doğruluk Yol Haritası


Kur'ân¸ pek çok âyetinde doğruluk üzerinde durmuştur. Rivâyetlere göre Peygamberimizi ihtiyarlatan âyetlerin başında "Emrolunduğun üzere dosdoğru ol."[5] âyeti gelir. Bu¸ onun Allah'ın emrettiği şekilde dosdoğru olmaya verdiği değeri ve bu konuda gösterdiği gayreti gösterir. Zira Allah'ın Rasûlü¸ peygamber olmadan önce insanlar arasında dürüstlüğü ile bilinen ve Emin Muhammed diye çağrılan bir kimse idi. Doğruluk-dürüstlük onun ayrılmaz parçasıydı. O¸ en zorlu şartlarda bile doğruluktan ayrılmazdı. Ancak ona bu şekilde ilâhî bir uyarı gelmişti. Yeryüzünün en doğru adamına¸ "Emrolunduğun üzere dosdoğru ol." uyarısı gelmişti. Bu onun doğruluğundan asla vazgeçmemesi ve doğruluğunun artarak devam etmesine yönelik bir emirdi ve bu emir¸ aynı zamanda¸ kendisinden asla yalan sadır olmayan sâdiku'l-masdûk'un şahsında bizlere idi.


Allah ve Rasülü her zaman doğruları söyler. Evet¸ Yüce Allah her zaman doğruları söyler; O'nun kutlu elçisi de öyle… Zaten peygamberlerin temel özelliklerinden biri¸ onların sıdk/doğruluk sıfatına sahip olmalarıdır. "Allah ve Rasûlü doğru söylemiştir."[6] Nitekim Kur'ân'dan bir parçayı okuyup bitirdikten sonra bizler "Sadakallahü'l-azîm/Yüce Allah doğru söyler"; her hadis okuduktan sonra da "Sadaka rasülüllhah/Allah'ın Elçisi doğru söyler" diyerek bu gerçeği tekrar ederiz. Allah ve peygamberinin sözlerinden sonra bu ifadelerin tekrar edilişi¸ Allah ve peygamberinin her zaman doğru söylediğine¸ bizim de aynı şekilde her zaman ve her şartta doğru olmamızın gerektiğine ve okunan o sözlere bağlı kalmanın önemine vurgu yapmak içindir.


Mü'minlerin dillerinden düşürmedikleri bir zikir cümlesi şöyledir: "Muhammedü'r-rasulullah sâdiku'l va'di'l emîn/Muhammed Allah'ın elçisidir¸ o sözünün eri güvenilir bir kimsedir." Mü'minler bu özlü cümleyi dillerinden düşürmeyerek Hz. Peygamberin dürüstlüğünü hatırlarlar¸ onun sözlerine sarılmanın gereğine dikkat çekerler ve onu örnek alarak her şartta onun gibi dürüst olmaya gayret ederler.


Zaten Yüce Allah¸ mü'minler de doğru olsunlar¸ doğru söylesinler¸ doğrularla beraber olsunlar diye peygamberlerinin dürüstlüğünü sürekli onlara hatırlatır ve mü'minlerden doğru dürüst olmalarını ister.


Rabbe karşı¸ peygambere karşı ve insanlara karşı sadâkat gösterenler için Rableri katında kadem-i sıdk/sadâkat makamları vardır. "İman edenlere¸ Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı (kadem-i sıdk) olduğunu müjdele."[7] Âyette geçen ‘kadem-i sıdk'¸ "En güzel sevâb¸ onların hayırla anılmaları¸ Hz. Peygamberin şefaati¸ hiç son bulmayacak olan doğruluk makamı¸ onları öne geçirecek yüce makamlar"[8] olarak anlaşılmıştır. Dolayısıyla sadâkatin kazanımı hem dünyadadır¸ hem de âhirettedir. "Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarında¸ güçlü ve Yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler (Mak'ad-i sıdk)."[9]


Mü'min¸ hem bu dünyada hem de öteki dünyada doğruluğun hâkim olduğu sadâkat yurduna tâliptir. "Ve şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından¸ hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver."[10] Tabiidir ki Müslümanın bu arzusu¸ kuru bir temennîden ibaret değildir. O¸ bu arzusuna ulaşmak için çaba ve gayret gösterir¸ sadâkati kendine düstûr edinir.


İman adamı¸ her zaman ve her şartta doğru söyleyen sâdık bir lisân/lisân-ı sıdk sahibidir. Kur'ân¸ örnek alalım diye¸  İbrahim Peygamberin evlatlarını bize şöyle tanımlıyordu: "Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik."[11] Nitekim Hz. İbrahim şöyle niyazda bulunuyordu: "Bana¸ sonra gelecekler içinde¸ iyilikle anılmak nasip eyle!"[12]


Sâdıklar ve Sıddîklar


Kur'ân¸ bir âyetinde sâdıkları şöyle tanımlar: "Mü'minler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden¸ ondan sonra asla şüpheye düşmeyen¸ Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır."[13] Yine Kur'ân'a göre sâdıklar¸ Allah ve peygamberine yardım edenler¸ onun dinine sahip çıkanlardır.[14]


Kur'ân¸ bize Hz. İdris'i¸[15] Hz. İbrahim'i[16]¸ Hz. Yusuf'u[17]¸ Hz. Meryem'i[18]  "sıddîk" olarak tanıtır. Allah'a ve peygamberine iman edenlerin de sıddîklar olduğuna vurgu yapar.[19] Dolayısıyla sadâkat unvanını kazanmak için bu güzel insanları iyi tanımak ve onlar gibi olmak gerekir.


Doğrular da doğruluklarından sınanacaklardır. Yukarıda da söylendiği gibi doğruluk bir iddia değil¸ söylem ve eylemlerde kendisini gösteren bir güzel meziyettir. "Allah bu sözü doğruları doğruluklarıyla sorumlu kılmak için aldı."[20]


Allah Teâl⸠doğru olmayı emrettiği gibi doğruların yanında yer almayı da emreder: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun."[21]


Doğrular mükâfatlarını alacaklar: Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracaktır:[22] "Allah şöyle buyuracaktır: Bu¸ doğrulara¸ doğruluklarının fayda vereceği gündür."[23]


Sonuç olarak diyoruz ki: Gönlümüz¸ beynimiz¸ söylemlerimiz ve eylemlerimizle kendimize karşı dürüst olmalıyız. O'nu iyi tanıyarak ve O'nun ölçüleri doğrultusunda hareket ederek Yüce Yaratıcımıza karşı dürüst olmalıyız. Her yönden örnek alıp izinde giderek Peygamberimize karşı dürüst olmalıyız. Her zaman ve her yerde Müslümanca bir duruş sergileyerek tüm insanlara karşı dürüst olmalıyız. Sadâkat Medeniyetinin bir üyesi olma bilinciyle her şartta doğrulardan olarak¸ doğrularla bir ve beraber olarak cennet yolculuğuna devam etmeliyiz. Çünkü doğruluk bizleri cennete taşıyacak en güzel ameldir. "Doğruluğa sımsıkı sarılın. Çünkü sıdk¸ iyiliğe iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söylemeye devam ettikçe Allah katında doğrulardan yazılır. Yalandan şiddetle kaçının¸ çünkü yalan kötülüğe¸ kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söylemeye devam ettikçe Allah katında yalancılardan yazılır."[24]






[1] Ebû Hilâl el-Askerî¸ Kitâbu'l-Furûk¸ s¸ 51.



[2] 33/Ahzâb¸ 23-24.



[3] Bkz. 4/Nis⸠4.



[4] Ebû Hilâl el-Askerî¸ age¸ s¸ 132¸ 313.



[5] 11/Hûd¸ 112¸ 42/Şûr⸠15.



[6] 33/Ahzâb¸ 22.



[7] 10/Yûnus¸ 2.



[8] İbnü'l-Cevzî¸Zâdü'l-Mesîr¸ IV¸ 5-6.



[9] 54/Kamer¸ 54-55.



[10] 17/İsr⸠80.



[11] 19/Meryem¸ 50.



[12] 26/Şuar⸠84.



[13] 49/Hucuraât¸ 15.



[14] 59/Haşr¸ 8.



[15] 19/Meryem¸ 56.



[16] 19/Meryem¸ 41.



[17] 12/Yûsuf¸ 46.



[18] 5/Mâide¸ 75.



[19] 57/Hadîd¸ 19.



[20] 33/Ahzâb¸ 8.



[21] 9/Tevbe¸ 119.



[22] 33/Ahzâb¸ 24.



[23] 5/Mâide¸ 119.



[24] Münâvî¸ Feyzü'l-Kadîr¸ IV¸ 343.

Sayfayı Paylaş