PEYGAMBERLE BERABER OLANLARIN TEMEL ÖZELLİKLERİNDEN BİRİ: TEVÂZÛ

Somuncu Baba

"Peygamberle beraber olanların temel özelliklerinden
biri de onların rükûlu¸ secdeli¸ namazlı mü'minler
olmalarıdır. Onlar¸ Yüce Yaratıcı'ya karşı kulluk
görevlerini aksatmadan ve içtenlikle yerine getirirler. "

Peygamberle beraber olmak:


Kur'an bize¸ Peygamberle beraber olanlardan bahseder. Peygamberle beraber olmak¸ onun çağında yaşamak değildir. Elbette onunla çağdaş olmak özel ve güzel bir şeydir. Ancak¸ önemli olan onun yolunda olmaktır. Bu da ona inanmak¸ onu canından çok sevmek¸ ona bağlanmak¸ ona sevdalanmak ve ona benzemekle mümkündür. Nitekim onun çağında yaşadığı halde¸ onunla beraber olma şerefine erememiş nice bahtsız insan vardır. Ebû Leheb onun hem yakın akrabası¸ hem yakın komşusu idi. Ebu Cehil de öyle¸ diğerleri de. Onlar¸ onunla beraber olmak şöyle dursun¸ onun karşısında oldular¸ ona cephe aldılar ve hatta onunla savaştılar.


Bu yüzden Peygamberle beraber olmak¸ hangi çağda ve hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın¸ onun izinde olmakla mümkündür. İşte Kur'an¸ dünya ve âhirette onunla beraber olmanın formüllerini verir. Bu formüllerin gereğini yerine getirenler hem dünyada onunla beraber sayılırlar¸ hem de âhirette onunla beraber olacaklardır.


"Muhammed Allah'ın elçisidir. Onunla beraber olanlar kâfirlere karşı çetin¸ kendi aralarında merhametlidirler. Onları çokça rükûa varırken¸ secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rızâ isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu¸ onların Tevrat'taki ve İncil'deki vasıflarıdır…"[1]


Âyette şu hususlar dikkatimizi çekmektedir:


Bu âyet¸ peygamberimizin isminin açıkça geçtiği beş âyetten biridir. Muhammed (s.a.v)'in Allah'ın elçisi olduğuna bizzat Yüce Allah tanıklık etmektedir.


Bu âyet¸ Peygamberle beraber olanlardan bahsetmektedir. "Peygamberle beraber olan" ifadesi¸ elbette öncelikle saadet çağını yaşayıp Peygamberimize iman eden sahâbeyi içerisine alır. Ancak bu evrensel Kur'an âyeti¸ sahâbe başta olmak üzere aynı çizgide olanları da içerir.


Bu âyet¸ Peygamberle beraber olmanın formülünü bize vermekte ve bizleri onunla beraber olmaya yönlendirmektedir.


Bu âyete göre Peygamberle beraber olabilmek için¸ safların ve kime karşı nasıl bir tavır takınılacağının belirlenmesi gerekmektedir. Şöyle ki: Peygamberle beraber olanlar mü'minlerdir ve onlar¸ mü'minlere karşı son derece şefkat ve merhametli¸ karşı tarafta bulunan kâfirlere karşı da onurlu bir duruş sergilemelidirler.


Peygamberle beraber olanların temel özelliklerinden biri de onların rükûlu¸ secdeli¸ namazlı mü'minler olmalarıdır. Onlar¸ Yüce Yaratıcı'ya karşı kulluk görevlerini aksatmadan ve içtenlikle yerine getirirler. Yine onlar ilim¸ irfan ve helal rızık peşinde koşan kimselerdir. Onlar hayırlı işlerde çalışan¸ birbirleriyle yarışan¸ üreten ve paylaşan kimselerdir. Onların bu yaşayışları yüzlerine yansır¸ sîretleri sûretlerine akseder.


Mütavâzı olanı Allah yüceltir:


Mütevâzı olma ile ilgili epeyce Kur'an âyeti de vardır. Onlardan bir kaçı şöyledir:


"Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah¸ sevdiği ve kendisini seven mü'minlere karşı alçak gönüllü¸ kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu¸ Allah'ın¸ dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir."[2]


"Sana uyan mü'minlere (merhamet) kanadını indir."[3] "Mü'minlere alçak gönüllü ol."[4]


"O gönülden Rabb'e boyun eğen ihlâslı ve mütevâzı insanları (muhbit) müjdele![5]


"Ben yer sofrasında kuru ekmek/et yiyen bir kadının oğluyum." diye kendisini tanıtan Peygamberimiz de tevâzû ile ilgili pek çok hadislerinden birinde şöyle buyurur: "Allah için mütevâzı olanı Allah yüceltir. Böbürleneni Allah alçaltır. Allah'ı çok ananı Allah sever."[6]


Mütevâzı olmak¸ karşıdaki insana değer vermektir¸ yaratandan ötürü yaratılanı sevmektir. Ona karşı üstünlük davasından¸ insana hükmetme iddiasından vazgeçmektir. Her yaratılanı ve özellikle insanı hoş görmektir. Her mü'min insanın¸ toplumda bir yerinin ve dolduracağı bir boşluğun olacağını görebilmektir. Kâmil insan¸ meyveli ağaca benzer. Meyveleri arttıkça ve olgunlaştıkça¸ dalları yere sarkar. Olgun olmayan kişi ise¸ kavak ağacı gibi hep burnu yukarıdadır. Bunun için Yüce Rabbimiz¸ şöyle buyurur:


"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah¸ kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol¸ sesini alçalt. Unutma ki¸ seslerin en çirkini merkeplerin sesidir."[7]


"Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin."[8]


"Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki¸ yeryüzünde tevâzû ile yürürler."[9]


Kur'an¸ insanın önce iç dünyasını kurar¸ sonra da kurduğu o sağlam iç dünyanın üzerine dış dünyayı kurar. Ne iç dünyayı ihmal eder¸ ne dış dünyayı. Kur'an'a göre şekil ve mân⸠bir bütünün birbirini tamamlayan iki parçasıdır. Kur'an adamı¸ fizikî görüntüsünde ve hatta yürüyüşünde bile ölçülü olan¸ mütevâzı olandır. Zaten¸ iç dünyasına tevâzû erdemini yerleştiren insanların dış dünyalarına bunun izleri yansır. İçi kibir ve büyüklük duyguları ile dolu olan insanlar¸ fizîken ne kadar şirin¸ tevâzûlu görünürlerse görünsünler¸ bu geçicidir ve bir çeşit nifak göstergesidir. Tevâzûda önemli olan¸ içtenliktir.


Hz. Ömer¸ her Müslümanı İslâm'ın temsilcisi olarak gördüğü için¸ giyim kuşamlarına dikkat etmeyen¸ pespâye bir görüntü sergileyen kimseleri şiddetle uyarmıştır. Çünkü ona göre her Müslüman¸ giyim kuşamı¸ duruşu ve onuru ile İslâm'ı temsil ediyordu¸ onlara temsil ettikleri dini küçük düşürücü şeyler yakışmazdı.


Tevâzûda yapmacıklık nifak¸ aşırılık ise riyadır:


Elbette ki tevâzû¸ hakîkati inkâr edenlere taviz vermek¸ onlardan etkilenmek¸ onların yanlışlarına suskun kalmak¸ onlar karşısında eğilmek¸ zillete boyun eğmek demek değildir. İman adamı¸ inkârcılara karşı safını¸ duruşunu iyi belirlemelidir. Özellikle savaş zamanı¸ mü'minler inkârcılara onurlu bir duruş sergilemelidirler. Bu duruşu sergileyebilmek için de mânen ve maddeten kendilerine güvenmeleri ve güven vermeleri gerekir. Bunun için mü'minler¸ her bakımdan güç hazırlığı içerisinde olmalıdırlar. Çünkü güçlü olmayan insan¸ kendine güvenemez¸ güven veremez ve onurlu bir duruş sergileyemez.


Evet¸ Müslüman¸ inkârcılara karşı kararlı¸ onurlu ve tavizsiz olmalıdır. Nitekim âyette şöyle buyrulmuştur: "Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar¸ (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar."[10] Böylece Müslümanların kolay yutulan bir lokma olmadığını bilsinler. Bu da birlik beraberlik içerisinde ve her bakımdan güçlü olmakla mümkündür. Evet¸ Müslüman dik başlı değildir¸ ama her zaman başı diktir. Tıpkı şairin dediği gibi: "Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum/ Kesilir fakat eğmeye gelmez boynum."


İman adamı¸ kavgacılığını¸ kin ve nefretini inkârcılara saklayan; mü'minlere karşı ise son derece şefkat ve merhametli olan kimsedir. O¸ mü'minlere karşı Ebu Bekir şefkat ve rikkati¸ kâfirlere karşı ise Ömer hiddet ve şiddeti içerisinde olan kimsedir. O¸ iman ehline karşı Osman gibi düşkün¸ küfür ehline karşı Ali gibi kılıç olan kimsedir. Zaten Kur'an¸ insanın özünde olan sevgi ve nefret duygularını yöneten¸ onların yerli yerince kullanılmasını sağlayan ve yönlendiren kitaptır.


Mü'minlerin¸ küfür ehline karşı bu tavizsiz onurlu duruşu¸ barış zamanlarında onlarla bir arada yaşamaya¸ onlara karşı insanî ilişkilere girmeye¸ özellikle tebliğ aşamasında onları muhatap olarak alıp hakîkatleri onlara tatlı dil ve ikna edici bir üslupla anlatmaya engel değildir. Nitekim Yüce Allah¸ azgın ve zâlim olan Fir'avun'a davete gönderirken peygamberleri Hz. Musa ve Hz. Harun kardeşlere şöyle buyurmuştur: "Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o¸ aklını başına alır veya korkar."[11] Zira mü'minin tepkisi¸ kâfirin şahsına değil¸ onun icrâatınadır. Nitekim bir kâfir¸ iman edince mü'minin kardeşi olur ve mü'minlerin sahip olduğu bütün haklara sahip olur.








[1] 48/Fetih¸ 29.



[2] 5/Mâide¸ 54.



[3] 26/Şuar⸠215.



[4] 15/Hıcr¸ 88.



[5] 22/Hac¸ 34.



[6] İbn Mâce.



[7] 31/Lokmân¸ 18-19.



[8] 17/İsr⸠37.



[9] 25/Furkân¸ 63.



[10] 9/Tevbe¸ 123.



[11] 20/Tâh⸠44.

Sayfayı Paylaş