O'NUN ÂYETLERİ

Somuncu Baba

"Aslında her insan¸ âyetlerle iç içe yaşamaktadır. Ne var ki çoğu zaman insan¸ bu âyetlerin farkında olmamakta yahut bu âyetleri görmezden gelmekte¸ onları önemsememekte yahut da onları âyet olarak hakikate götüren delil olarak görmemektedir."

Allah'ın âyetleri birbirinin kardeşidir.


Âyet¸ bir şeyin iç yüzü¸ alamet¸ iz¸ delil¸ nişane¸ ibret¸ mucize demektir. Her Kur'ân cümlesi¸ gerçeği açıklayan¸ Yüce Yaratıcının varlığına¸ birliğine ve erişilmez kudretine işaret eden delillerdir. Kur'ân'ın her bir âyeti okunup anlaşıldıkça eşyanın hakikati daha iyi anlaşılır¸ O'na giden yolda mesafe kat edilir ve O'na bir adım daha yaklaşılmış olur.


Kur'ân'da mucize kelimesi geçmez. Âyet kelimesi mucize anlamında da kullanır. Şöyle ki her bir âyet insanı aciz bırakan eşsiz hakikat cümleleridir.


İnsan iki kitapla karşı karşıyadır. Her iki kitap da sayısız âyetlerle doludur ve her iki kitabın âyetleri birbirini açıklar¸ destekler. Zira iki kitabın sahibi de Yüce Yaratıcıdır. Bu iki kitap Kâinat kitabı ve Kur'ân-ı Kerîmdir. Bu nedenle iki kitabı birlikte okumak son derece önemli ve gereklidir.


Kur'ân¸ âyetleri kardeş ilan eder ve şöyle der:


"Onlara gösterdiğimiz her bir âyet (mucize) kardeşinden daha büyüktü."[1]


Bu âyetleri anlayabilmek için¸ onları önemsemek¸ onları fark etmek¸ okumak¸ üzerinde derinlemesine düşünmek¸ tekrar tekrar okuyup aklı kullanmak gerekir. Aynı şekilde onları okurken diri ve uyanık olmak¸ kalp gözüyle bakıp görebilmek gerekir. Nitekim geçmişte pek çok insan peygamberlerin elinde çok açık mucizeler/âyetler gördükleri halde onlara inanmamışlardır. Yine peygamberler¸ onlara Allah'ın açık âyetlerini okumuşlar¸ fakat çoğu insan yine inanmamış¸ âyetleri görmezden gelmiştir.


Yüce Rabbimiz¸ Kur'ân'da âyetlerin insanlara sunuluş gayesini şöylece belirler:


Yüce Allah¸ fark edelim¸ okuyalım¸ anlayalım¸ derinlemesine düşünelim¸ onlarla hidâyete erelim¸ iman edelim¸ yakına erelim¸ takvalı olalım¸ aklımızı kullanalım¸ derinlemesine düşünelim¸ dersler alalım¸ ibretler çıkaralım¸ şükredelim diye âyetlerini anlatır da anlatır. Bu konudaki âyetlerde şöyle buyurulur:


"Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz."[2]


"O¸ bilen bir kavme âyetlerini açıklamaktadır. Doğrusu bunda sakınan bir kavim için elbette nice deliller vardır!"[3]


"İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz."[4]


"Şüphesiz bunda dinleyen bir toplum için ibretler vardır."[5]


"Şüphesiz ki bunda çok sabırlı¸ çok şükreden herkes için ibretler vardır."[6]


"İşte bunda ibret alanlar (mütevessimîn) için işaretler vardır."[7]


"Şüphesiz bunda akıl sahipleri (Ülü'n-Nühâ)  için (Allah'ın kudretine) işaretler vardır."[8]


"İman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardır."[9]


"Sizin yaratılışınızda ve (Allah'ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda¸ kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır."[10]


Kur'ân'a göre¸ Allah'ın âyetleri karşısında insanlar şu iki gruba ayrılır: Müminler ve ötekiler.


Müminler¸ Allah'ın âyetlerini görürler¸ ötekiler görmezden gelirler.


Müminler¸ dinlerler¸ ötekiler âyetlere karşı sağır kesilirler¸ onları duymazdan gelirler.


Müminler¸ âyetleri fark ederler¸ ötekiler yanından geçer giderler ve onları önemsemezler.


Müminler¸ ciddiye alırlar¸ ötekiler alay ederler¸ dalga geçerler.


Müminler inanır¸ âyetlerle imanlarına iman katarlar; ötekiler kibirle inkâr ederler¸ inkârlarına inkâr katarlar.


Müminler¸ âyetler karşısında Yüce Allah'ın büyüklüğünü görüp O'na boyun eğer¸ gözyaşlarıyla secdelere kapanırlar; ötekiler ise burun kıvırıp geçip giderler.


Müminler âyetlerin kadr ü kıymetini bilirler¸ ötekiler az bir paha ile onları değişir ve satarlar.


 Müminler sürekli hatırlarlar¸ ötekiler hep unuturlar.


Müminler¸ âyetler üzerinde derinlemesine düşünürler¸ âyetlerdeki hikmetleri kavramaya çalışırlar ve âyetlerin gereklerini yerine getirirler; ötekiler ise hiç düşünmezler¸ akıllarını kullanmazlar¸ yüzeysel olarak okur yahut dinler geçerler.


Bu konuda Kur'ân âyetlere karşı duyarsız kalanlara şöyle serzenişte bulunur:


"Elbette sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o daveti işittiremezsin. Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip) doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin."[11]


Kur'ân'ın Özellikle Dikkat Çektiği Âyetler


Ümmî bir peygambere yirmi üç senede inmiş olması yanında¸ her bir cümlesi¸ ayrı bir âyet olan Kur'ân¸ insanlık tarihi ve kâinat kitabının pek çok âyetine genel olarak işaret eder. Bunun yanında bazı âyetlere özellikle dikkat çeker. İşte Kur'ân'ın dikkat çektiği âyetlerden bir kaçı:


İnsanın kendi yaratılışı en büyük âyettir:


"Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır. Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?"[12]


"Sizi topraktan yaratması¸ O'nun (varlığının) delillerindendir. Sonra siz¸ (her tarafa) yayılan insanlar oluverdiniz. Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda¸ iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır."[13]


"Evrenin yaratılışında âyetler vardır: Göklerin ve yerin yaratılışında¸ gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır."[14]


"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında¸ gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde¸ insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde¸ Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda¸ yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında¸ rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah'ın varlığını ve birliğini isbatlayan) birçok deliller vardır."[15]


"Gece ve gündüz¸ güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız¸ güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!"[16]


"Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah'ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman¸ harekete geçip kabarır. Ona can veren¸ elbette ölüleri de diriltir. O¸ her şeye kadirdir."[17]


"Gökleri¸ yeri ve bunların içine yayıp ürettiği canlıları yaratması da O'nun delillerindendir. O dilediği zaman bunları bir araya toplamaya da kadirdir."[18]


"Denizde dağlar gibi akıp gidenler (gemiler) de O'nun (varlığının) delillerindendir."[19]


"Size rahmetinden tattırsın¸ emriyle gemiler yüzsün¸ fazlından (nasibinizi) arayasınız ve şükredesiniz diye (hayat ve bereket) müjdecileri olarak rüzgârları göndermesi de Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir."[20]


Ka'be ve çevresinde âyetler vardır:


"Orada apaçık âyetler¸ (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır."[21]


"Geçmiş toplumların kıssalarında âyetler vardır: Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde¸ (almak) isteyenler için ibretler vardır."[22]


"İlahî afetlerde âyetler vardır: Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan¸ çekirge¸ haşere¸ kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular."[23]


Aslında her insan¸ bu âyetlerle iç içe yaşamaktadır. Ne var ki çoğu zaman insan¸ bu âyetlerin farkında olmamakta yahut bu âyetleri görmezden gelmekte¸ onları önemsememekte yahut da onları âyet olarak hakikate götüren delil olarak görmemektedir. Çoğu insanın günlük hayatında bu âyetleri kanıksadığı ve sıradanlaştırdığı görülür. Sanki bunlar rastgele olmuş¸ sıradan şeylermiş gibi. Oysa iyi düşünüldüğünde bu âyetlerin her biri¸ Yüce Allah'ın erişilmez kudretinin tezahürleridir.


Şöyle bir düşünse insan kendi yaratılışını¸ hiçbir şey iken var edilişini… Ana rahmindeki oluşu evrelerini… Bir damla sudan¸ nasıl ete kana cana büründüğünü… Aciz bir çocuk olarak dünyaya gelip¸ nasıl gençlik¸ olgunluk ve ihtiyarlık çağlarına eriştiğini… Nasıl yürümeye¸ konuşmaya¸ tüketmeye ve üretmeye başladığını…


Elbette ki bütün bunlar görenedir görene. Basiretleri bağlanmış¸ kör olanlara değil!


Rabbimiz buyuruyor:


"İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah'ın âyetleridir. Artık Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?"[24]






[1] 43/Zuhruf 48.



[2] 2/Bakara 219¸ 266.



[3] 10/Yunus 5-6.



[4] 10/Yunus 24.



[5] 10/Yunus 67.



[6] 14/İbrahim 5.



[7] 15/Hıcr 75.



[8] 20/Taha 54¸ 128.



[9] 27/Neml 86.



[10] 45/Casiye 4.



[11] 30/Rûm 52-53.



[12] 51/Zariyat 20-21.



[13] 30/Rûm 20-21



[14] 3/Âlu Imran 190.



[15] 2/Bakara 164.



[16] 41/Fussılet 37.



[17] 41/Fussılet 39.



[18] 42/Şura 29.



[19] 42/Şura 32.



[20] 30/Rûm 46.



[21] 3/Âlu Imran 97.



[22] 12/Yusuf 7.



[23] 7/A'raf 133.



[24] 45/Casiye 6.

Sayfayı Paylaş