ÖLDÜRMEYE KARŞI YAŞATMA

Somuncu Baba

“Müslüman¸ yaşadığı şartlar ne kadar acı verici ve zorlu da olsa
intihar etmeyi asla düşünmez. Gökten belalar sağanak sağanak
yağsa¸ onları sabırla¸ azim ve kararlılıkla nasıl sevaba dönüştürebilirim
diye düşünür ve bunun için gayret sarf eder.”

Öldüren ve dirilten Yüce Allah'tır. Allah'ın verdiği canı ancak Allah alır. O'nun verdiği canı almaya yeltenmek¸ O'nun yetkilerine müdâhaledir. Bu yüzden hiç kimse O'nun verdiği canı¸ almaya kalkmamalıdır. O'nun Hay sıfatının tecellîsi demek olan canı almak¸ hiç kimsenin haddine düşmez ve hiç kimsenin yetkisinde değildir. O'nun izni olmadan hayvanların ve diğer canlıların bile canına kast etmek âaiz ve doğru değildir.


Bir adamın canına kast etmek¸ hem Yüce Allah'ın hakkına tecâvüzdür¸  hem da o kişinin hakkına tecâvüzdür. Yüce Yaratıcının¸ öldürme yetkisine tecâvüzdür¸ O'nun haksız yere cana kıyılmaması ölçüsüne başkaldırıdır. Aynı şekilde bu¸ insanın yaşama hakkına tecâvüzdür. Kişi bir başkasının canına kıymakla¸ yalnızca ona acı çektirmez¸ onun yakınlarına ve onu sevenlere de acı çektirmiş¸ dolayısıyla onların haklarına da tecâvüz etmiş olur. Bu yüzden Kur'ân bize¸ Hz. Süleyman'ın ordularının geçmek zorunda kaldığı Karınca Vâdi'sindeki karıncaların canlarını koruma telâşını anlatır:


Nihâyet Karınca vâdisine geldikleri zaman¸ bir karınca: ‘Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!' dedi.”[i]


Bu kıssanın vermek istediği temel mesaj şudur: Gereksiz yere karıncanın bile canına kast etmeyeceksin! Âyette kraliçe karıncanın¸ “farkına varmadan sizi ezmesin ifadesi de oldukça dikkat çekicidir. Demek ki insanoğlu¸ farkında olmadan incitebilir belki ama göz göre göre haksızlık yapmamalı¸ karıncayı bile incitmemelidir. Bile bile¸ göz göre göre varlıkları incitenler ise¸ karıncayı yalan çıkaran¸ belki de karınca gözünde insanlıktan çıkanlardır.


Bir hadislerinde Peygamberimiz şunları anlatır: Sizden öncekilerden bir peygamberi bir karınca ısırmıştı. O da kızıp karınca yuvasını yaktırdı. Bunun üzerine Yüce Allah¸ onu şöyle uyardı: Bir karınca ısırdı diye¸ sabah akşam beni tesbîh eden bir ümmeti sen nasıl helâk edersin! Hem de bir karınca ısırdı diye¸ bir ümmeti helâk öyle mi!?[ii]


Kânûnî¸ saraydaki meyve ağaçlarına musallat olan karıncaların itlâfı için fetvâ istemek üzere devrin Şeyhülislâmına şöyle yazar: Dırahta/meyve ağacına musallat olursa karınca/Ne lazım gelir anı kırınca? Bu soruya Ebussuud Efendi'nin cevabı aynı vezinde şöyle olur: Yarın Hakk'ın divanına varınca/Süleyman'dan hakkını alır karınca!


Bu karşılıklı yazışmadaki ana mesaj yine aynıdır: Gereksiz yere/haksız yere hiçbir cana kıymayacaksın¸ karıncayı bile incitmeyeceksin!


Peki ya insanın canı¸ onun incitilmesi?! İnsan varlıkların en şereflisidir. Varlıkların en şereflisi insanın canının da dokunulmazlığı vardır. Yüce Yaratıcının yarattığı her insanın yaşama hakkı vardır. Ancak haksız yere başkasının canına kasdeden¸ Allah'ın kullarına savaş açan¸ toplumda terör estiren kimseler¸ kendi can emniyetlerini tehlikeye atmışlar demektir.


Bu girişten sonra Rabbimizin ölümü öldüren şu uyarılarını okuyalım:


Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse¸ onun velîsine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu velî de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o¸ alacağını almıştır.”[iii]


Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz¸ onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.”[iv] O halde geleceği kendilerine emanet edeceğimiz¸ bizi bizden sonra yaşatacak olan çocuklarımızı ne anne karnında öldürmeye yeltenelim¸ ne de dünyaya geldikten sonra onların canına kasdedelim. Onları dinden imandan mahrum yetiştirerek diri diri cehenneme sokmaktan da uzak duralım.


Kim bir mü'mini kasden öldürürse cezâsı¸ içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş¸ onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”[v]Aslında haksız yere cana kıyan kimse¸ bozuk ruh haliyle¸ yaşayacağı vicdan azabıyla dünya hayatını da zindana/cehenneme çevirmiş olur¸ âhiretini de. Oysa insanın hedefi dünya ve âhirette huzurlu/cennetî bir hayatı yaşamak olmalıdır.


Nihâyet nefsi onu¸ kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.”[vi] Hz. Âdem'in oğlu Kâbil¸ kıskançlık yüzünden kardeşi Hâbil'i öldürdü ve ebedî kaybedenlerden oldu. Kâbil¸ kâtillerin başı olarak kaybederken; mazlumların başı Hâbil ise kazananlardan oldu. Kardeşinin kanını dökmekle Kâbil¸ kargalar karşısında âciz ve gülünç duruma düşmüştür. Zira¸ kardeşinin ortada kalan cesedini nasıl defnedeceğini bir kargadan öğrenmiş ve “yazık bana şu karga kadar olamadım demiştir.[vii]


Kim¸ bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.”[viii] İslam'ın bu evrensel ilkesine göre bir insan¸ insanlığı temsil eder¸ insanlığın parçasıdır. Hiçbir insan yalnızca kendinden ibaret değildir. Dolayısıyla insanı yaşatmak¸ insanlığı yaşatmaya katkıdır. İnsanlığın bir parçasını katletme de insanlığın canına kasdetmektir. Bu ifade adam öldürmenin ne denli bir cürüm olduğunu anlatmaktadır. Haksız yere bir kişiyi öldürmeye niyetlenen bir kimse¸ bütün insanları öldürebilir. Bu yüzden bütün insanların¸ kendilerine gelebilecek tehlikeleri bertaraf etmek için top yekûn kâtil ruhlu kimselere karşı durması gereklidir.


Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı… Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.”[ix]


Haksız yere öldürmelerde Kur'ân'ın öngördüğü kısas cezasını devletin yetkili organları uygular. Hiç kimsenin bu cezayı kendisinin veya onun adıma birinin uygulama hakkı yoktur. Aksi takdirde toplumda kan davaları yaygınlaşır. Âyetteki¸ “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.” cümlesinde pek çok hikmet ve mânâ gizlidir. Şöyle ki:


Aslında kısasta bir çeşit öldürme vardır. Peki¸ bu nasıl hayat olur? Haksız yere bir cana kıyınca¸ öldürüleceğini bilen kimse¸ öldürmekten¸ elini kana bulamaktan vazgeçer. Böylece hem kendi canını¸ hem de öldürmeyi düşündüğü kimsenin canını kurtarmış olur. Dolayısıyla kısasta her zaman hayat vardır. Uygulanmasa da hayat vardır¸ uygulanırsa da. Kısas ile kin ve nefretler son bulur ve çok daha büyük kan davalarının başlaması önlenmiş olur. Zaten Kur'ân'ın cezaları¸ insanları cezalandırmaktan ziyade¸ onları suçtan caydırmakta¸ böylece bir anlamda muhtemel suçları cezalandırmış olmaktadır. Bu yüzden âyette “hayât kelimesi nekre/belirsiz olarak geçmiştir. Zira bunda hiç de hesap edilemeyecek pek çok kimse için hayat vardır. Elbette bunu özü temiz akıl sahipleri anlarlar. Elbette Yüce Allah'ı hesaba katarak O'na karşı sorumluluklarını yerine getirenler bunlardır.


İntihar Büyük Günahtır!


Ey iman edenler!.. Kendinizi öldürmeyin.[x] İntihara yeltenmeyin. İntihar haramdır. Kederden dolayı intihar¸ kadere ve ecele başkaldırıdır. Birbirinizin kanına girmeyin¸ birbirinizi öldürmek¸ bir vücudun azaları mesâbesinde olan toplum bedeninin kendi organlarından birini kesip atması gibidir. Peygamberimiz intihar etmenin dehşetini şu sözleriyle anlatır:


İntihar eden kimse Allah'ın huzuruna nasıl intihar ettiyse o halde gelir. Yüksek yerlerden yuvarlanarak… Elinde bıçak karnını deşerek… Elinde zehir kâsesini yudumlayarak… Suç aletiyle Mahkeme-i Kübrâya çıkarılır ve o haliyle cehenneme atılır…”[xi]


Bu yüzden Müslüman¸ yaşadığı şartlar ne kadar acı verici ve zorlu da olsa intihar etmeyi asla düşünmez. Gökten belalar sağanak sağanak yağsa¸ onları sabırla¸ azim ve kararlılıkla nasıl sevaba dönüştürebilirim diye düşünür ve bunun için gayret sarf eder.


O halde Yüce Allah'ın en saygın yaratığı olan insanı ve onun hizmetine sunulan bütün canlıları sayalım¸ sevelim ve onların yaşam haklarını koruyalım. O'nun Hay sıfatı ile yaşayalım ve yaşatalım.






[i] 27/Neml¸ 18.



[ii] Müslim.



[iii] 17/İsr⸠33.



[iv] 17/İsr⸠31.



[v] 4/Nis⸠93.



[vi] 5/Mâide¸ 30.



[vii] 5/Mâide¸ 31.



[viii] 5/Mâide¸ 32.



[ix] 2/Bakara¸ 178-179.



[x] 4/Nis⸠29.



[xi] Buharî¸ Müslim.

Sayfayı Paylaş