MESCİD-İ NEBÎ'NİN GÖLGESİ VE PEYGAMBERİN ÂĞÛŞUNDA TEVHÎD EĞİTİMİ:

Somuncu Baba

“Suffeli¸ insanlık sevdalısıdır¸ hayatını insanlığın hizmetine adamıştır. Onun en büyük derdi hakîkatin insanlığa ulaşması ve insanlığın kurtulmasıdır. O¸ bilir ki kendi eliyle bir kişinin hidayete ermesi¸ hakîkatle tanışması¸ dünya ve içindekilerden çok daha hayırlıdır. Bunun için o¸ hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz¸ diyar diyar dolaşır¸ hicret eder. Derdi davası uğruna ıraklar ona yakın olur¸ zorlar kolay gelir.”

“Suffeli¸ insanlık sevdalısıdır¸ hayatını insanlığın hizmetine adamıştır. Onun en büyük derdi hakîkatin insanlığa ulaşması ve insanlığın kurtulmasıdır. O¸ bilir ki kendi eliyle bir kişinin hidayete ermesi¸ hakîkatle tanışması¸ dünya ve içindekilerden çok daha hayırlıdır. Bunun için o¸ hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz¸ diyar diyar dolaşır¸ hicret eder. Derdi davası uğruna ıraklar ona yakın olur¸ zorlar kolay gelir.”


 


 


 


Suffe ruhu¸ Hz. Peygamber'le birlikte Mekke'de başladı. Tevhîd mücadelesini başlattığında O¸ bir kişi idi. Tevhîd kervanına ilk olarak Hz. Hatice¸ Hz. Ebubekir¸ Hz. Ali ve Hz. Zeyd katıldı. Onlar¸ evlerde aldılar tevhîd eğitimlerini. Ebûbekir'in¸ Ammar'ın evlerinden sonra Erkam'ın Evi¸ okulları oldu. Müşriklerin yoğun baskı ve işkenceleri altında ne sıkıntılar çektiler¸ açlık¸ yokluk ve boykotlara göğüs gerdiler. Ama asla yılmadılar¸ eğilmediler¸ davalarından dönmediler. İşkence ve eziyetler¸ onların bilenmesine ve güçlenmesine sebep oldu. Zira çok güçlü olmalıydılar¸ Medine'de büyük bir görev onları bekliyordu. İnsanlığın önderlik görevini yükleneceklerdi onlar. Büyük görevlere ise¸ büyük fedakârlıklarla erişilirdi.


Zamanı gelince okul yerleri Medine oldu. Hicretle birlikte Mescid'in hemen yanı başında idiler. Başlarında Peygamberimiz vardı. Onların maddî manevî her şeyleri ile yakından ilgilenen başöğretmen. Bir taraftan inen ayetler¸ öte taraftan Hz. Peygamberin örnekliği ve onun inci tanesi sözleri onları dokuyor¸ beyinlerini işliyor¸ gönüllerini kuruyor ve onları geleceğe hazırlıyordu.


İslâmî Hareket Onlarla Başlamıştır


Peygamberimiz¸ ilklerden olan bu insanlara o kadar değer ve önem vermişti ki¸ müşrikler onun bu insanlarla oturup kalkmasını yadırgamaktaydılar. Bir defasında yanında Habbab¸ Suheyb¸ Bilal ve Ammar varken Kureyş ekâbirleri ona gelip şöyle dediler: “Ey Muhammed! Sen bunlara mı râzısın? Demek Allah¸ aramızdan bunlara mı lutfetti? Şimdi biz¸ onlara mı tabi olacağız? Kov onları yanından¸ belki o zaman sana uyabiliriz!” Başka bir rivayette ise şöyle dediler:


“Bizim için onlardan ayrı bir oturum yap. Senin yanına Arap heyetleri geldiğinde biz bu çoluk çocuktan utanıyoruz. Bari biz yanına gelince onlardan uzaklaş. Biz gittikten sonra istersen onlarla otur.”


Peygamberimiz onların bu teklifini kabul eder gibi olunca da; “Bu konuda bize bir yazı yaz.” dediler. Peygamberimiz¸ Hz. Ali'den yazması için kâğıt-kalem getirmesini istedi. Tam bu sırada onu uyaran ayetler indi. Bunun üzerine Peygamberimiz elindeki kâğıdı attı¸ sonra da o güçsüz ve zayıf genç Müslümanları çağırdı.1 Onlara şöyle seslendi:


“Ümmetimden zayıf bir grupla beraberliğe sabretmeyi nefsime emretmeden benim canımı almayan¸ bana bu günleri gösteren Allah'a hamdolsun. Bundan böyle hayat da sizinle¸ ölüm de sizinle olacak!”2


Gerçekten de Peygamberimiz¸ Suffelilere çok yakın olmuş¸ onların derdiyle dertlenmiş ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için her türlü tedbiri almıştır. O kadar ki¸ un öğütecek gücünün kalmadığını söyleyerek kendisinden bir hizmetli edinmesini isteyen kızı Fâtıma'ya¸ “Suffe'de insanların mideleri boş dururken sizin ihtiyaçlarınızı yerine getiremem”3 diyerek Suffelileri kendi ailesinin ihtiyaçlarına tercih etmiştir.


Söz konusu ayetler şöyledir:


“Rablerine toplanacaklarından korkanları Kur'an ile uyar. O'ndan başka bir dost ve aracıları yoktur. Umulur ki Allah'tan sakınalar.”


“Sabah akşam¸ Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur¸ senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki¸ onları kovarak zulmedenlerden olasın.”


“Böylece¸ ‘Aramızdan Allah bunlara mı iyilikte bulundu?' demeleri için onları birbiriyle denedik. Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?”


“Ayetlerimize inananlar sana gelince: ‘Size selâm olsun' de. Rabbiniz¸ sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse¸ ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O¸ bağışlar ve merhamet eder.”4


“Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.”5


Ayetler¸ Peygamberimize ve onun şahsında tüm önderlere İslâm'a gönül vermiş olan mü'minlere¸ toplum içerisindeki yerleri ne olursa olsun¸ değer vermenin gerekliliğini ve onlara katlanmanın zaruretini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Davetçiyi toplumun değer yargıları yönlendirmemelidir. Davet adamı Allah'ın değer yargılarını esas almalıdır. O'na göre üstünlük¸ Allah'a karşı yükümlülüklerini gerçek anlamda yerine getirmededir. Sıkıntı ve yokluğa rağmen kanaat ve sabırla sabah akşam Rabbin rızasını gözeterek ibadet ve taatin içerisinde olmadadır. Kim O'na iyi kul olursa¸ o üstündür. Çünkü Allah¸ insanların kalıplarına değil onların kalplerine bakar¸ dış görünüşlerine değil amellerine bakar.


Tevhîd tarihi boyunca¸ peygamberlerin çağrılarına kulak verenler¸ Allah'ın dinine ilk gönül verenler toplumun gençleri¸ yoksulları ve zayıfları olmuştur. Bu insanlar peygamberlerine sahip çıkmışlar ve davet bu insanlarla başlamıştır. Buna karşılık peygamberleri de onlara sahip çıkmış¸ onlarla yakından ilgilenmiş¸ onların dertleriyle dertlenmiş ve onları en iyi şekilde geleceğe hazırlamışlardır.


Ashâb-ı Suffe ve Suffe Rûhu


Suffe¸ “avlu¸ gölgelik” gibi anlamlara gelir. Suffeliler¸ Mescid-i Nebî ve Peygamber'in gölgesi altında varlığını sürdüren erlerdir. Onlara Edyâfü'l-İslâm/İslâm'ın ve Müslümanların misafirleri denmiştir. Peygamber mescidinin yanı başında olan ve gündüzleri bir okul¸ geceleri bir yatakhane işlevi gören bu kurum Peygamberimiz döneminin üniversitesini¸ yatılı yurdunu oluşturuyordu.


Aralarında Abdullah b. Mes'ûd¸ Bilâl-i Habeşî¸ Suheyb er-Rûmî¸ Habbâb b. Eret¸ Ammâr b. Yâsir¸ Mikdâd b. Esved¸ Ebûzer el-Gıfârî¸ Selmân-ı Fârisî¸ Abdullah b. Ömer¸ Huzeyfetü'l-Yemân¸ Ebû Saîd el-Hudrî gibi nice seçkin sahâbî vardı. Sayıları 10 ile 400 arasında değişiyordu.


Kaynaklarımız Peygamber Mescidi'nin yanı başında erkekler için yer olduğu gibi¸ Suffetü'n-Nisâ denilen hanımlar bölümünün/kadınlar kolunun da olduğunu haber veriyorlar. Orada bazı hanımların kaldığı ve mesciddeki derslerden ve manevî havadan istifade ederek yetiştiklerini söylüyorlar.


Suffeliler ilim¸ ibadet¸ dua ve zikirle meşgul olan¸ zamanı gelince cephelerde cihad eden¸ iâşe temini için çalışan¸ Peygamberimizin hizmetinde bulunan¸ müezzinlik yapan¸ irşad ve diplomatik faaliyetlerde aktif görev alan kimselerdi6


Ashâb-ı Suffe¸ mescid merkezli bir hayatı benimsemiş¸ Hz. Peygambere yakın olmuş¸ onu dinlemiş¸ onu izlemiş¸ onun söz ve fiilleri ile yoğrulmuş insanlardır. Onlar¸ iyi bir alt yapı ve donanımdan sonra¸ sahip oldukları güzellikleri başkaları ile paylaşmak için her türlü fedakârlığı ortaya koymuşlar ve dünyanın her yerine ulaşmışlar. Mesajlarını dünyalılara ulaştırabilmek için¸ hiçbir engel tanımamışlar. Gittikleri her yerde okul olmuşlar¸ tevhîdin¸ iyilik ve güzelliğin temelini atmışlar. Medine¸ Mekke Okulu'ndan sonra Irak Okulu ve diğer merkezlerdeki ilim¸ irfan ve tevhîd okullarını bizzat onlar kurmuşlar. Afrika'nın içlerinde¸ Anadolu'nun her köşesinde¸ Hindistan'da ve hatta Çin'de bile okul olmuşlardır.


Suffeli¸ Saadet Çağı insanının temeli¸ harcı¸ ham maddesi olan Ashâb-ı Suffe'nin izinde olan herkestir. Onların metodu ile onların fedakârlık-azim ve kararlılıklarıyla¸ onların hedeflerine doğru yol alan her ferttir.


Suffe¸ ilmin imanla yoğrulduğu oluşumun adıdır. Suffeli imanlıdır¸ ama yerinde saymaz sürekli ileriye dönük gelişim ve atılım içerisindedir. Bu yüzden o¸ ilme doyumsuzdur.


Suffe¸ kendini ibadete adamış bir cami kuşu¸ kimi zaman ilme adanmış bir ilim yolcusu¸ yeri ve zamanı gelince sosyal hayatın içerisinde bir iyilik meleği yahut cephede bir mücahid. Ama yaptığı her şeyde Allah'ın rızasını önceleyen er kişidir.


Suffeli¸ ibadetin içerisindedir hep. O¸ zamanını ibadetle değerlendiren¸ her eylemini ibadete dönüştüren ruhtur. Suffe ruhu¸ mescid merkezli bir hayatı öngörür.


Suffe¸ variyet içerisinde bile zâhidane hayat yaşamasını bilen sûfîliğin temelini oluşturan çekirdek kadrodur.


Suffeli¸ kendisi ihtiyaç halinde olsa bile¸ kardeşini kendi nefsine tercih eden isâr ruhuna sahip¸ diğergâm kişidir.


Suffeli¸ bireyi değil cemaati ön planda tutan¸ meşru zeminde bir oluşum içerisinde yerini alan¸ bir binanın tuğlaları gibi kardeşlerine kenetlenen kimsedir.


Suffeli¸ insanlık sevdalısıdır¸ hayatını insanlığın hizmetine adamıştır. Onun en büyük derdi hakîkatin insanlığa ulaşması ve insanlığın kurtulmasıdır. O¸ bilir ki kendi eliyle bir kişinin hidayete ermesi¸ hakîkatle tanışması¸ dünya ve içindekilerden çok daha hayırlıdır. Bunun için o¸ hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz¸ diyar diyar dolaşır¸ hicret eder. Derdi davası uğruna ıraklar ona yakın olur¸ zorlar kolay gelir.


Suffeli¸ son derece mütavazıdır¸ ama bir o kadar da onurludur. Kardeşinin kalbine girmek için¸ yanaklarını kapı eşiği yapmaktan¸ kardeşi için saçını süpürge yapmaktan çekinmez. Aç kalır ama dilenmeyi hiç düşünmez. Karnına taş bağlar¸ ama yine de insanlardan bir şey istemez.


Suffeli¸ kanaatkârdır¸ sabırlıdır¸ az yer ama çok şükreder. O zâhiddir¸ derviştir¸ sûfîdir. Eli kârda¸ gönlü yârda¸ dili zikirde olan kimsedir.


Suffe¸ Allah'a adanmışlığın adı¸ imanı hayata taşımanın örneği¸ erdemlerin odağıdır. Varlığı herkesin ve her şeyin hayrına olan cemaatin kendisidir.


Suffeli¸ hayattan kopmadan âhiret adamı olmayı becerebilen kimsedir. O¸ mazeretler üretmeden¸ elindeki imkânları en güzel şekilde değerlendirerek geleceğe güçlü bir şekilde hazırlanan donanımlı mü'mindir.


Suffe¸ ütopya değil¸ her çağda ve her şartta yaşanabilen gerçeğin ta kendisidir. Zira bu ruh¸ her dönem yaşanmıştır¸ bugün de yaşanabilir.


Bu dinin kazanımları hem dünyevî hem uhrevîdir. Dinine sahip çıkanları ise¸ Yüce Allah¸ asla sahipsiz ve mahrum bırakmamıştır.


Kişi adını sûfî koymakla sûfî¸ derviş koymakla derviş¸ Suffeli koymakla Suffeli olmaz. Zira Suffeli olmak kuru bir iddia ve temenniden ibaret değildir. Suffeli olmak¸ büyük bir idealin¸ büyük bir gayenin adamı olmak ve bu ideal ve gayenin gerçekleşmesi için yapılması gereken her şeyi yapmaktır. Gerçek anlamda Suffeli olabilmek için¸ Ashâb-ı Suffe ruhunu doğru bir şekilde kavramak ve o safta yer alan suffe önderlerini tanımak; düşünce¸ ideal ve hayatımızla onları izlemek gerekir.


Unutulmasın ki Suffeliler¸ Peygamberimizin “Bundan böyle hayat da sizinle¸ ölüm de sizinle.” buyurduğu kimselerdir. Buna göre hayatı ve ölümü peygamberle yaşamadan suffeli olunamaz.


Dünün¸ bugünün ve yarının gerçek Suffelileri Tevhîd adamlarına selam olsun!


DİPNOT


1  Bkz. İbn Kesir¸ Tefsîr¸ II¸ 134-135; III¸ 80-81.


2  Bkz. Taberî¸ Câmiu'l-Beyân¸ XV¸ 235-236.


3  Muhammed Hamidullah¸ İslam Peygamberi¸ II¸ 770 (Ahmed¸ No: 838).


4  5/En'âm 51-54.


5  18/Kehf¸ 28.


6  Bkz. Muhammed Hamidullah¸ İslam Peygamberi¸ I¸ 179¸ II¸ 767-773; Akif Köten¸ Asr-ı Saadette Suffa Ashabı¸ A. Saadette İslam¸ İstanbul¸ 1994¸ IV¸ 379-416.

Sayfayı Paylaş