KUR'ÂN'DAN LİDERLİK İLKELERİ

Somuncu Baba

“Kur’ân ve sünnetle şekillenen kültürümüzde¸ “Mahkeme
kadıya mülk değildir” özdeyişi meşhurdur. Fatih’in babasının¸
güç ve kuvveti yerinde iken tahtını¸ geleceğin Fatih’ine
bıraktığını herkes bilir¸ ancak kimse aynı konumda olmayı
istemez. Bizde elde ettikleri koltukta¸ son nefeslerine kadar
oturmayı şiar edinenler vardır. Hele bir de layık olmadıkları
halde işgal ettikleri makamlarda oturdukları halde¸
“Ölüyoruz¸ mahvoluyoruz” diyerek sızlananlar vardır.”

Kur’ân¸ bize hayvanların da ümmet olduğunu¸ onların hayatında da hiyerarşik bir yapının olduğunu haber verir.1 Bu durum¸ sosyal hayatta bireylerin birbirlerine muhtaç bulunduklarını¸ aralarında sevgi ve saygıya dayalı bir dayanışma ve iş bölümünün gerekli olduğunu anlatması bakımından önemlidir. Zira toplumda hiyerarşi yoksa anarşi var demektir.
İnsan¸ hemcinsleriyle birlikte yaşamaya muhtaç olan sosyal bir varlıktır. Bu birlikteliğin huzurlu bir şekilde devam edebilmesi¸ herkesin sorumluluk ve haklarını bilmesi ve bunların gereklerini yerine getirmesi ile mümkündür. Bunun için de herkesin konumunu bilip ona göre hareket etmesi şarttır.
Kur’ân¸ her insanı lider olmaya yönlendirir. Ancak bu herkesin lider olacağı anlamına gelmez. Elbette ehliyetli olan¸ layık olan lider olacaktır. Lider olan¸ liderliğin hakkını verdiği sürece o makamda kalacak¸ hakkını veremediği zaman da oradan ayrılmasını bilecektir. Mü’minlere dua örneği sunan bir ayette liderlik bilinci şöyle dile getirilir: “Rabbimiz¸ bize göz aydınlığı eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi müttakîlere önder yap!”2

Peygamberimiz¸ “Üç kişi olduğunuzda içinizden birini imam seçin.”3 buyurarak yönetim ve yöneticinin önemine vurgu yapmıştır. Öte yandan¸ “Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz.”4 buyurarak da¸ içerisinde yaşadığı toplumda her insana görev düştüğünü beyan etmiştir. Bu yönlendirmesi ile Peygamberimiz¸ her mü’mini yönetime ortak olmaya davet etmiştir. Başka bir hadiste¸ “Hiçbir gölgenin/korumanın olmadığı bir günde Allah'ın arşının gölgesi/koruması altında bulunacak olan sınıfın en başında adaletli idareci zikredilerek.”5 denilerek konunun önemine dikkat çekilmiş ve bir yandan yönetime katılmak¸ hatta yönetimin en başında yer almak teşvik edilirken¸ diğer yandan yönetici olmanın sorumluluğuna işaret edilmiştir. Peygamberimiz¸ kendisi fetânet sahibi olması yanında¸ ilahî donanımla desteklendiği halde ashâbı ve eşleri ile istişâre etmiş ve “Danışan kazanır¸ danışmayan kaybeder.6buyurmuştur.

Kur’ân ve sünnetle şekillenen kültürümüzde¸ “Mahkeme kadıya mülk değildir.”özdeyişi meşhurdur. Fatih’in babasının¸ güç ve kuvveti yerinde iken tahtını¸ geleceğin Fatih’ine bıraktığını herkes bilir¸ ancak kimse aynı konumda olmayı istemez. Bizde elde ettikleri koltukta¸ son nefeslerine kadar oturmayı şiar edinenler vardır. Hele bir de layık olmadıkları halde işgal ettikleri makamlarda oturdukları halde¸ “Ölüyoruz¸ mahv oluyoruz.” diyerek sızlananlar vardır. Hâlbuki bir makamda oturmak nimet ise¸ bu nimetten başkalarını da yararlandırmak; külfet ise bunu başkalarıyla paylaşmak esas olmalıdır. Bu şekilde başka insanlar da yönetme sanatına hazırlanacaklar ve katkıda bulunacaklardır. Nitekim son anlarında kendisine oğlu Abdullah’ı¸ Müslümanların başına halife tayin etmesini isteyenlere Hz. Ömer şu cevabı vermiştir: “Hayır¸ ben ailemden birinin bu göreve gelmesini istemiyorum. Eğer bu iş hayırlı ise biz ondan nasîbimizi aldık¸ şayet bu kötü bir işse bu iş için bir kurban yeterlidir…”7
Kur’ân’da¸ Hz. Tâlût’un İsrailoğullarına hükümdar atanma gerekçeleri anlatılırken¸ yönetici olmanın temel ilkelerine de dikkat çekilmektedir: “Muhakkak ki Allah¸ size onu seçti. Ona bilgice ve vücutça bir üstünlük verdi. Allah mülkü (idareyi) kime dilerse ona verir. Allah'ın (nimeti) boldur. Allah hakkıyla bilicidir”8 Tâlût¸ kral soyundan değildi ve fakirdi. Bu yüzden İsrailoğulları onun yönetici seçilip atanmasına itiraz etmişlerdi. Oysa yöneticilikte liyâkat esastı¸ soy sop ve zenginlik değil. Zira ilim ve kudret¸ insanın özünde bulunan ve ondan ayrılmayan kemal vasıflarındandı. Onun vücutça üstün olması¸ onun organlarının yerli yerince olması¸ yakışıklı olması yanında¸ onun güçlü kuvvetli olmasıdır. Ayette onun ilmî gücü¸ bedenî gücünden önce anılmıştır. Çünkü rûhî güç¸ bedenî güçten öncedir.9
Buna göre lider makamına getirilecek olan kimsede öncelikle bulunması gereken şartlar şunlar: İnanç¸ ilim¸ liyâkat¸ dirâyet¸ cesâret¸ adalet…
Râşid/mükemmel halifelerin ilki olan Hz. Ebubekir’in hayatına baktığımızda bu özelliklerin onda mevcut olduğunu görürüz. O¸ hilafete seçildiği gün yaptığı şu tarihî konuşmasında çok önemli mesajlar vermiştir:

“Ey insanlar! Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde başınıza geçmiş bulunuyorum. Eğer iyilik yaparsam bana yardımcı olunuz¸ kötülük yaparsam beni doğrultunuz. Doğruluk emanettir¸ yalan ihanettir. İçinizdeki en zayıfınız¸ hakkını alana kadar yanımda en güçlünüz olacaktır. Cihadı terk eden millet zelîl olur. Toplumda fuhşun yaygınlaşması¸ toplumsal belaların gelmesine sebeptir. Allah’a ve peygamberine bağlı kaldığım sürece bana itaat ediniz¸ aksi durumda bana itaat etmeniz gerekmez.”10
İlk halifenin bu anlamlı sözlerinden¸ yönetime gelen kişinin insanlardan farklı olmadığı¸ onlardan biri olduğu anlaşılır. Ardından o¸ kendisinin hiçbir konuda lâ yüs’el/sorgulanamaz ve dokunulmaz olmadığını belirtip sürekli denetlenmesini istiyordu. Daha sonra adalet¸ sadâkat¸ cihad¸ iffet ve itâat gibi erdemlere dikkat çekmiş ve bu konulardaki kararlılığını belirtmiştir.

Herkeş Layık Olduğu Yönetimle İdare Edilir!
Liyakatli insanları yetiştirecek olan ve onları başa getirecek olan da toplumun kendisidir. Hadislerde “Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz¸ amelleriniz yöneticilerinizdir.”buyurularak bu hususa işaret edilmiştir. Nitekim önceki ilahî kitaplarda şu kudsî cümlelerin yer aldığı bildirilmiştir: “Ben hükümdarlar hükümdarı Allahım. Hükümdarların gönüllerine ben hâkimim ve onları ben çekip çeviririm. Halk¸ Bana itâat ederse¸ onların yöneticilerini rahmet vesîlesi kılarım. Halk Bana isyan ederse¸ onları kötü yöneticilerle cezalandırırım. Bu durumda onlar yöneticilerine kabahat bulmakla oyalanmasınlar¸ tevbe edip Bana dönsünler ki onlar¸ onlara merhamet etsinler.” Peygamberimiz de bir dualarında şöyle buyurmuştur: “Allah’ım¸ günahlarımız sebebiyle bize merhamet etmeyenleri başımıza musallat kılma!”
Zulmü ile meşhur olan Haccâc’a bir adamın beddua ettiğini işiten Ka’b el-Ahbâr’ın şu uyarıları da oldukça manidardır: “Böyle yapma¸ zira sizin başınıza gelenler kendi yaptıklarınız yüzündendir.”11
İki müslüman taraf arasında cereyan edip yetmiş binden fazla müslümanın katledilmesi ile sonuçlanan Sıffin Savaşı öncesi bir adam Hz. Ali'ye sorar: “Hz. Ebubekir ve Ömer dönemlerinde fitne ve fesat yoktu. Hz. Osman ve senin zamanında bunlar ortaya çıktı¸ bunun sebebi nedir¸ Ey Ali?” Kendisini fitne ve fesadın sebebi imişcesine suçlayan bu soruya o büyük insanın cevabı şöyle olur:
“Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer benim gibilerinin yöneticisi idiler. Bugün bense senin gibilerin yöneticisiyim. Beni suçlamayı bırakın da¸ siz kendinize bakın.”12

İnsanların İmamları İle Çağrılacağı Bir Güne Hazır Olmak!
Yüce Rabbimiz¸ bir ayetinde kıyamet gününe dikkatlerimizi çekiyor. O güne¸ bugünden hazırlanalım diye şöyle buyuruyor: Her milleti¸ imâmıyla çağırdığımız gün¸ kimlerin Kitabı sağından verilirse işte onlar¸ Kitaplarını okurlar ve en ufak bir haksızlığa uğratılmazlar.”13
Ayette geçen imamlardan kasıtla ilgili beş görüş vardır:14
1. Onları reis/başkanları ile çağırırız. İyilere uyup doğru yolda kalmışsa onu o yola getiren¸ o yolda tutan iyi önderleriyle çağırırız. Sapmış¸ yoldan çıkmışsa¸ bu sefer de onu sapıtan lideriyle birlikte çağırırız. “Ey falan sâlih zatın peşinden gidenler¸ ey filan azgının izini sürenler.”diye çağrılacaktır. Yani dünyada kime uymuşsa¸ kimin izinden gitmişse¸ kimin güdümüne girmişse onunla birlikte çağırırız. O liderlerle çağrılacak ve sonuçta onlarla haşr olup onların gittiği yere gidecektir. Buna göre kimlerle düşüp kalktığımıza¸ kime uyduğumuza¸ kimi kendimize önder/lider kabul ettiğimize¸ kime bağlanıp izinden gittiğimize dikkat etmeliyiz.
2. Onları¸ amelleriyle çağırıp haşrederiz. Herkes ameline göre muamele görür. Sözgelimi o gün insanlar¸ “Ey şirk koşanlar¸ ey nifakçılar¸ ey zinakârlar¸ ey ayyaşlar¸ ey hırsızlar!”diye çağrılacaktır. O gün iyilikleriyle gelen¸ onun karşılığını; kötülükleriyle gelen de onun karşılığını görecektir. Buna göre¸ o gün için sâlih amellerimizi artırmaya¸ sâlih adamların adamı olmaya¸ kötü amellerden kurtulmaya bakmalıyız.
3. Onları peygamberleriyle çağırırız. Her ümmet kendi peygamberi ile birlikte çağrılıp Allah’ın huzuruna çıkacaktır. Son peygamberin ümmeti de Hz. Muhammed (s.a.v.)’in önderliğinde haşrolunacaktır¸ tabii ki onun peygamberliğini kabul etmiş¸ ona inanmış¸ onu tanımış ve onu izlemişse. O gün insanlar¸“Ey Musa peygamberin ümmeti¸ ey İsa peygamberin tabileri¸ ey Muhammed’in izinde gidenler.” diye çağrılacaktır. “Her ümmete peygamberini şâhid getirdiğimiz gün¸ ey Muhammed seni de bütün hepsine şâhid getirdiğimiz gün¸ onların hali nice olur!?”15 Buna göre kendimizi¸ o güzel insana layık hale getirmeye gayret etmeliyiz. Bu ise o güzel insanı doğru bir şekilde tanımak¸ onu canımızdan çok sevmek¸ onun izinden gitmek ve ona layık olmakla olacaktır.
4. Onları kitaplarıyla çağırırız. Her toplum¸ kendilerine inmiş olan kitaplarıyla çağırılıp o kitabın gereklerini yerine getirip getirmediklerinden sorgulanacaklardır. Bu ümmet de Kur’ân’la birlikte çağırılacak ve Kur’ân’ı ne kadar kendilerine düstur edindiklerinden sorgulanacaktır.O gün insanlar¸ “Ey Tevrat’a muhatap olanlar¸ ey İncil’e muhatap olanlar¸ ey Kur’ân’a muhatap olanlar!” diye çağrılacaktır. Buna göre Kitabımız Kur’ân’ı tanımaya¸ onu anlayıp gereklerini yerine getirmeye gayret etmeliyiz.
5. Onları amel defterleriyle çağırırız. Yapıp ettiklerinin yazıldığı amel defterleri ile birlikte çağırıp onlardaki kayıtlara göre onları hesaba çekeriz. Buna göre amel defterlerimizi¸ o gün yüzümüzü ağartacak güzelliklerle doldurmaya gayret etmeliyiz. Zira o gün¸ iyilere amel defterleri/karneleri¸ sağ taraflarından verilecek¸ kötülere ise sol taraflarından verilecektir. Dünyada yapıp ettiği her şeyin o defterde yazılı olduğunu görecek ve hayretler içerisinde şöyle diyeceklerdir: “Bu defterlere ne olmuş da¸ büyük küçük her şeyi kaydetmiş!?16Ah¸ keşke defterim/karnem bana verilmeseydi!”17
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Sosyal bir varlık olan insan¸ ya yöneten yahut yönetilen olarak yönetim sanatının içerisindedir. Önemli olan bu alana katkıda bulunabilmektir. Bunun için donanımlı insanlar olmaya gayret etmeliyiz. Unutmayalım ki¸ her mü’min hayırlıdır¸ ancak iman-akıl-ilim-variyet-bedenî güç bakımından kuvvetli mü’min daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir.

1Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki¸ (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar.” 6/En’âm¸ 38.

2 25/Furkân¸ 74.

3 Münâvî¸ Feyzu’l-Kadîr¸ I¸ 431 (Müslim¸ Nesâî¸ Ahmed).

4 Buhârî¸ Cuma 11¸ Cenâiz 32; Müslim¸ İmâre 30.

5 Tirmizî¸ Cihâd 27; A. b. Hanbel¸ II¸5¸54¸55.

6 Heysemî¸ Mecmaü’z-Zevâid¸ II¸ 280.

7 İmadüddin Halil¸ İslam’da Liderlik¸ ş 41.

8 2/Bakara.
¸ 247.

9 Razî¸ Tefsîr.

10 İmadüddin Halil¸ İslam’da Liderlik¸ ş 25.

11 Münâvî¸ Feyzu’l-Kadîr¸ V¸ 47.

12 Şemseddin Ahmed¸ Dört Büyük Halife¸ İst. 1976¸ 318.

13 17/sr⸠71.

14 İbnü’l-Cevzî¸ Tefsîr¸ V¸ 64-65.

15 4/Nis⸠41.

16 18 Kehf 49.

17 69 Hâkka 25.

Sayfayı Paylaş