KUR'ÂNDAN KISSALAR

Somuncu Baba

Kur'ân'ın bu kıssa ile vermek istediği en temel mesajlar¸ "Yüce Allah'ın olmazları olduran erişilmez kudrete sahip olduğu¸ ölüleri diriltmeye de kadir olduğu¸ en olumsuz şartlarda bile insanların isterlerse hakikati bulabilecekleri¸ yoluna adanmış olanları Yüce Allah'ın sahipsiz bırakmayacağı¸ Mekke'deki tevhîn mücadelesinde zor zamanlar yaşayan Peygamberimiz ve sayıca az Müslümanların sabırlı ve kararlı olmalarının gerektiği" gibi konulardı. Kıssayı okuyan kimse¸ bu mesajları net bir şekilde görebilmektedir. Şâyet kıssada Ashâb

Hayat düstûrumuz Kur'ân¸ bir tarih kitabı değildir. Geçmişte yaşanmış pek çok kıssa Kur'ân'da anlatılır. Ancak Kur'ân'ın bu anlatımları Kur'ân'a özgündür. Kur'ân¸ bunları tarihî bilgi vermek için anlatmaz. Bu sebeple onun kıssa üslubunda¸ kronolojik bir sıra yoktur. Kıssanın yaşandığı zaman açıklanmaz. Kıssanın yaşandığı yerler¸ çoğu zaman zikredilmez. Kıssanın kahramanları da birkaç örnek dışında zikredilmez. Bunun sayısız hikmetleri vardır. Şöyle ki:


1. Kıssalarda ayrıntı bilgiler yoktur. Belki de bugün elimizdeki Kitab-ı Mukaddes'te anlatılan kıssalarla¸ Kur'ân kıssalarının ayrıldığı en temel nokta budur. İlkinde kıssalarda oldukça fazla ayrıntıya girilir. Kur'ân ise mesajının¸ ayrıntılar içerisinde kaybolmasına izin vermez. Kıssayı¸ mesaj verecek yönleriyle anlatır.


2. Kur'ân kıssaları¸ tarihî bir sıraya göre anlatılmaz. Sözgelimi Kur'ân'da en fazla bahsedilen Hz. Musa ve İsrailoğulları kıssası¸ tarihî sırasına göre anlatılmaz. Kur'ân'ın kıssa anlatmadaki asıl hedefi¸ mesajını kalıcı¸ canlı ve etkili bir şekilde anlatmak olduğu için¸ kıssanın içerisinden seçtiği kesitleri mesajına hizmet edecek şekilde anlatır. Mesajla doğrudan alakalı olmayan kısımlar ise Kur'ân'da geçmez.


3. Kıssanın yaşandığı zaman açıkça belirtilmez. Hangi tarihte¸ hangi asrın kaçıncı senesinde yaşandığı anlatılmaz. Bunun en temel amacı¸ kıssadaki mesajın tüm zamanları kapsamasını sağlamaktır. Bu şekilde¸ kıssa yaşandığı zamanda kalmaz. Her zaman ve her yerde mesajıyla yaşanılabilir özelliktedir.


4. Kıssanın geçtiği yerlere temas edilmez. İstisnâî olarak bazı yerlerin adı geçer Kur'ân'da. Ancak zikredilen bu yerler¸ insanlık tarihinin kilometre taşları olan yerlerdir. Mekke¸ Medine¸ Mescid-i Aksa gibi. Kur'ân mesajının bütün yerleri kapsaması için¸ yer adlarını çok fazla zikretmez. Buna göre¸ her şehir¸ her yer kıssada kendisini bulabilir.


5. Kur'ân kıssalarında şahıs isimleri de çok fazla geçmez. İstisnâî olarak geçen şahıs isimleri¸ insanlığın önderleri peygamberler ve bunların dışında birkaç isimdir. Bu özellik de kıssadaki mesajın bütün herkese hitap etmesine yöneliktir. Kıssayı okuyan herkes¸ iyi bir kimse ise de kötü bir kimse ise de kıssada kendini bulabilir¸ buna göre kendine pay çıkarabilir.


6. Kur'ân kıssalarının bu özellikleri¸ anlatılan kıssaların yaşanmamış¸ hayalî kıssalar olduğu anlamına gelmez. Zira Kur'ân bunu açıkça beyan eder. Elbette Kur'ân kıssaları¸ geçmişte yaşanmış¸ bugün ve yarınlarda yaşanılabilecek şeylerdir. "Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür¸ hâkimdir.[1] Ashâb-ı Kehf'in olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti."[2]


Ashâb-ı Kehf Kıssası


Sayılan bu hikmetleri¸ Kur'ân'ın tek bir surede anlattığı en gizemli kıssalardan biri olan Ashâb-ı Kehf kıssasında şöylece görebiliriz:


Ashâb-ı Kehf¸ müşrik olan babalarına karşı gelmiş¸ onların güdümüne girmekten çekinerek yaşadıkları imkânları ve evlerini terk edip bir mağaraya sığınmış bir grup gençti. Bu gençlerin kaç kişi oldukları (üç mü beş mi yedi mi¸ onların kaç kişi olduklarını en iyi Rabbim bilir.)¸ isimlerinin ne olduğu¸ terk ettikleri şehrin neresi olduğu¸ sığındıkları mağaranın nerede bulunduğu¸ mağarada kaç yıl kaldıkları (üç yüz yahut üç yüz dokuz yıl mı¸ onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir.)¸ uyutulup uyandırıldıktan sonraki akıbetlerinin ne olduğu açıkça Kur'ân'da anlatılmaz. Olayın tarihi¸ hangi hükümdar zamanında yaşandığı da kıssada geçmez.


Kıssa¸ Ashâb-ı Kehf'in¸ mağaraya sığınmalarıyla başlar. Ondan öncesi anlatılmaz. Sözgelimi müşrik babalarına ve toplumlarına rağmen¸ onların kimin vasıtasıyla nasıl hidâyete erdikleri¸ yaşlarının¸ toplumdaki konumlarının¸ adlarının ne olduğu anlatılmaz. Üstelik Kur'ân¸ onların sayıları ve mağarada kaldıkları süreyi tartışanları eleştirir. Elbette bu bilgiler kıssa ile sunulmak istenen mesajın anlaşılmasına katkıda bulunsaydı Kur'ân onları söylemekten çekinmezdi. Ancak bunlar ayrıntı bilgilerdi. Kıssa içerisinde onlara yer verilseydi kıssa olduğundan fazla uzayacak ve okuyucuların dikkati dağılacaktı.


Kur'ân'ın bu kıssa ile vermek istediği en temel mesajlar¸ "Yüce Allah'ın olmazları olduran erişilmez kudrete sahip olduğu¸ ölüleri diriltmeye de kadir olduğu¸ en olumsuz şartlarda bile insanların isterlerse hakikati bulabilecekleri¸ yoluna adanmış olanları Yüce Allah'ın sahipsiz bırakmayacağı¸ Mekke'deki tevhîn mücadelesinde zor zamanlar yaşayan Peygamberimiz ve sayıca az Müslümanların sabırlı ve kararlı olmalarının gerektiği" gibi konulardı. Kıssayı okuyan kimse¸ bu mesajları net bir şekilde görebilmektedir. Şâyet kıssada Ashâb-ı Kehf'in yaşadığı yer¸ yaşadıkları zaman¸ mağaralarının bulunduğu yer¸ sayıları¸ isimleri ve mağarada kaldıkları süre açıklanmış olsaydı¸ okuyucu bu ayrıntılara takılıp kalacak¸ asıl mesajlardan kopacaktı. Kur'ân ise¸ bu eşsiz ve özgün üslubu ile buna izin vermemektedir.


Anlatmadaki Temel Hedef


Kur'ân¸ kıssa anlatmadaki temel hedefini net bir şekilde şöyle vurgular:


"Bu kıssayı anlat¸ belki düşünür öğüt alırlar."[3]


"Elbette onların hikâyelerinde akıl sâhipleri için ibret vardır."[4]


7. Kur'ân¸ çoğu zaman bir kıssayı bölümler halinde farklı surelere serpiştirerek anlatır. Sözgelimi Kur'ân'da en fazla gündeme getirilen Hz. Musa ve İsrailoğulları kıssası¸ farklı kesitleriyle Kur'ân'ın pek çok suresinde sunulur. Bazen kıssanın aynı kesitleri¸ farklı surelerde tekrarlanır. Dikkatli okunduğunda bu tekrarların birbirini tamamlayan anlatımlar olduğu¸ her tekrarın bulunduğu yerde farklı mesajlar içerdiği görülür. Ama yüzlerce âyete konu olmasına rağmen İsrailoğulları kıssasında yine ayrıntılar yer almaz. Kıssanın zamanı¸ yaşandığı yerler¸ Hz. Musa¸ Hz. Hârûn¸ Sâmirî¸ Fir'avun gibi bir kaç kişi dışında kıssadaki kahramanların adları kıssada geçmez. Mesel⸠ilmiyle amel etmeyen ve kaynaklarda adının Bel'am olduğu söylenen kişinin adı¸ Fir'avun'un iman eden eşinin adı¸ Fir'avun'un kavminden iman eden kimsenin adı kıssada geçmez.


Yine tek bir surede anlatılan en uzun kıssa olan¸ Kur'ân'ın deyişi ile "kıssaların en güzeli" Yûsuf kıssasında pek çok insan tipinden bahsedilir.  Ancak bu isimlerden Hz. Yakub ve Hz. Yûsuf dışında hiç kimsenin adı geçmez. Mesel⸠Yûsuf'un kardeşlerinin isimleri¸ onu kuyudan çıkaran kervancıların¸ onu satın alıp saraya götüren Mısır Azizi ve karısının¸ sarayda hakemlik yapan kişinin¸ saraydaki kadınların¸ zindan arkadaşlarının adı kıssada geçmez. Yine Yûsuf'un küçük yaşta gördüğü rüya ile başlayan kıssada¸ Yûsuf'un peygamber oluşu ve peygamber olduktan sonraki tevhîn mücadelesi anlatılmaz. Yûsuf'un anne babası ve kardeşlerini Mısır'a getirmesiyle kıssa kapanır. Ondan sonra ne oldu¸ Hz. Yakub ve Hz. Yûsuf ne kadar yaşadılar¸ Hz. Yûsuf ne zaman¸ kiminle ve nasıl evlendi¸ onun hükümranlığı ne kadar sürdü ve ne zaman sona erdi gibi soruların cevabı kıssada yer almaz.


Özetleyecek olursak¸ Kur'ân kıssalarını kendi bağlamı içerisinde¸ bulunduğu yerden koparmadan kıssayı günümüze ve hayatımıza taşıyarak okumalıyız. Bunun için öncelikle kıssanın yaşandığı dönem ve ortamlara/şartlara gitmeli; oradan alacağımız mesajları günümüze getirerek kıssayı izlemeliyiz.


Kıssada yer almayan ayrıntı bilgilerin peşine düşmemeliyiz.


Kıssadaki verilmek istenen Kur'ân mesajlarını kendi hayatımıza indirgeyerek¸ sanki bize iniyormuşçasına¸ sanki bizi anlatıyormuşçasına Allah'ın âyetlerini okumalıyız.


Kıssadaki olumlu yahut olumsuz özellikleri anlatılan kimselerin yerine kendimizi koyarak kıssayı okumalıyız. Biz olsaydık ne yapardık¸ nasıl bir tavır ortaya koyardık¸ kimin safında yer alırdık¸ sorularını sorarak kıssayı okumak¸ anlatılan kıssalardan ibret almayı sağlayacaktır ki Kur'ân'ın kıssa anlatmaktaki hedefi budur.


Peygamberimizin Kur'ân Kıssalarını Hayatına Uyarlaması


Peygamberimizin Kur'ân kıssalarını nasıl hayatına uyarladığını şu birkaç örnekte görmemiz mümkündür:


Mekke fethinde Peygamberimiz¸ Kâbe'nin etrafında toplanan insanlara¸ Bugün size Yûsuf'un kardeşlerine söylediğini söylerim¸ demiş ve “Bugün size kınama ve başa kakma yoktur”[5] âyetini okumuştur. O bu uygulamasıyla yıllar önce Mekke'de inen suredeki bu âyeti yıllar sonra gündeme getirmiştir.


İfk olayında iftiraya uğrayan Hz. Aişe peygamberimize ve ana-babasına şöyle demişti: "Vallahi ben¸ kendim ve sizin için Hz. Yakub'un oğulları ile olan misalinden başka getirecek misal bulamıyorum. Nitekim o zaman Yakub şöyle demişti: ‘Artık bana düşen güzelce sabretmektir. Sizin şu söylediklerinize karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah'tır."[6]


Ömrünün son anlarında hasta yatağında olan Peygamberimiz¸ yanındakilere "Ebubekir'e söyleyin¸ namazı kıldırsın"¸ buyurunca Hz. Aişe ve Hz. Hafsa annelerimiz¸ "O çok yufka yüreklidir¸ Ömer'e söyleyelim namazı o kıldırsın!" diye itiraz ettiklerinde Peygamberimiz "(Aykırılıkta ve birbirinizle kafa kafaya vermede) sizin durumunuz¸ Yûsuf'un yanındaki saray kadınlarının durumu gibidir!" buyurarak onlara yine Yûsuf kıssasını hatırlatmıştı.


Görüldüğü üzere Peygamberimiz ve sevgili eşi Yûsuf kıssasını hep gündemde tutmuşlar ve onu hayatlarına uyarlayarak okumuşlardır.


 


 






[1] 3/Âl-i İmrân¸ 62.



[2] 18/Kehf¸ 13.



[3] 7/A'râf¸ 176.



[4] 12/Yûsuf¸ 111.



[5] 12/Yûsuf¸ 92.



[6] 12/Yûsuf¸ 18.

Sayfayı Paylaş