KUR'AN VE İNSAN

Somuncu Baba

Her şeyden önce indiriliş sırasına göre Kur'ân âyetlerine baktığımızda ilk âyetlerin insanı tarif ettiğini¸ aslını ve kaynağını açıkladığını görürüz.

Her şeyden önce indiriliş sırasına göre Kur'ân âyetlerine baktığımızda ilk âyetlerin insanı tarif ettiğini¸ aslını ve kaynağını açıkladığını görürüz. Bu âyetlerde Allahu Teâlâ meâlen¸ "Yaratan Rabb'inin adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı."1 buyurmaktadır. Mushaftaki sırası itibariyle de ilk sûre olan Fatiha'da insana yaratan Rabbi karşısındaki konumu ve nasıl bir kul olması gerektiği anlatılmaktadır. İkinci sûre olan Bakara'nın ilk âyetleri de ilahî sorumluluk karşısında insanların üç sınıfından bahsetmektedir. Özetle¸ Kur'ân insanı konu edinmekte ve onun her bir âyeti insanın her iki dünya ile ilgili problemlerini ele almaktadır.
Emir ve yasaklarıyla¸ tavsiye ve öğütleriyle¸ ahlâkî prensip ve kaideleriyle¸ hak¸ hukuk ve adalet ölçüsü veren âyetleriyle¸ hülasa bütünüyle Kur'ân insana hitap etmekte¸ insanla konuşmaktadır. İnsanın kendisini tanıtmaktadır¸ çünkü Kur'ân¸ insanı yaratan Yüce Allah tarafından insanlığa gönderilen en son ve tamamlanmış ilâhî bir mesajdır.
İşte bu en son ilâhî mesaj¸ Kur'ân'ın Tîn sûresinde¸ âlem içinde varlıkların sonuncusu olarak yaratılan insan hakkında¸ "Muhakkak ki¸ biz insanı en güzel bir surette yarattık. Sonra onu aşağıların en aşağısına döndürdük." buyurulmaktadır.
Böylece insanın birçok Kur'ân âyetinde şekil itibariyle en güzel bir tarzda yaratıldığı vurgulandığı gibi¸2 Tîn sûresindeki "Ahsen-i Takvîm" ifadesiyle de sadece şekil ve yüz güzelliği itibariyle değil¸ bütün yönleriyle; azaları¸ duyguları¸ yetenekleri¸ maddî ve manevî bütün özellikleriyle en güzel şekilde yaratıldığı ifade edilmiştir. Ancak insan¸ kendisindeki bu üstün yaratılış özelliklerini¸ istidat ve kabiliyetlerini kendisini yaratan Yüce Allah'ın gönderdiği mesaj doğrultusunda değerlendirmediği takdirde de¸ Tîn suresindeki "Sonra biz onu aşağıların en aşağısına döndürdük" ifadesindeki gerçek tahakkuk eder¸ o üstün konumundan en sefil duruma döndürülerek cehenneme lâyık görülür.
Kur'ân'ın bazı âyetlerinde de yaratılış gerçeğine uygun hareket etmeyen insanların hayvanlar gibi; hatta hayvanlardan da aşağı mertebede birer yaratık seviyesine düşecekleri ifade edilerek insanlık uyarılmaktadır.3
Yaşanan realite ile uyuşan diğer Kur'ânî bir tespit de¸ insanoğlunun en güzel ve temiz şeylerle rızıklandırılması¸ beslenmesidir.4
İşte insan¸ üstün kabiliyetleri ve varlık içindeki farklı konumu sebebiyle Allah katında çok yüksek bir değere sahiptir. O kadar ki¸ gökler ve yeryüzü¸ onların içinde ve arasında bulunan her şey insanın emrine¸ hizmetine sunulmuştur. Bütün âlem onun için yaratılmıştır ki¸ bu gerçeğin tespitine de Kur'ân'da birçok defa yer verilmiştir. Mesela; "O Allah ki¸ yeryüzünde ne varsa her şeyi sizin için yaratmıştır."5 Yine; "Görmediniz mi Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini size boyun eğdirdi. Sizin emrinize¸ istifadenize sundu ve size; görünen ve görünmeyen¸ bildiğiniz veya bilmediğiniz nimetlerini bol bol vermiştir."6 mealindeki ve benzeri daha birçok âyetle¸ başka hiçbir varlığa verilmeyen sayısız nimetlerin insana layık görüldüğü vurgulanarak¸7 insanın varlık içindeki emsalsiz konumu hatırlatılmakta ve konumuna uygun hareket etmesi istenmektedir.
İsrâ sûresinde de insanoğlunun mükerrem¸ şerefli bir varlık olduğu ifade edilmektedir.8 Böylece şerefli ve üstün bir varlık olmasına uygun olarak da tüm varlığın yaratıcısı ve sahibi olan Allah tarafından¸ yeryüzünün halifesi olarak seçilmiş¸ hilâfete lâyık görülmüştür.9 Bu gerçeğe binaen insan¸ Kur'ân-ı Kerîm'de de ifade edildiği gibi¸ yeryüzündeki varlıklar üzerinde birtakım tasarruflarda bulunma yetkisine sahiptir. Yeryüzünü imar edecektir; ancak söz konusu tasarruf etme yetkisini kullanırken¸ imar görevini yaparken¸ yeryüzünde adaleti tesis edip¸ yaratanı katındaki gerçek insanlık mertebesine oturması için –sonuçta yine kendi hayrına ve yararına olacak bir şekilde– Allah adına¸ O'nun rızası istikametinde hareket etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde insan iken hayvandan da aşağı mertebelere düşeceği hatırlatılmıştır.
İnsanın üstün konumunu ifade eden başka bir Kur'ânî gerçek de; Yüce Allah insanlığın atası Hz. Âdem (a.s)'i halife olarak yarattıktan sonra¸ hilâfete uygun bir varlık olduğunu göstermek için âlemdeki bütün eşyanın isimlerini öğretmesidir. Varlık içindeki eşyaların isimlerini öğrenme kabiliyetini vermiştir. Böylece yaratılışının daha ilk safhasında insanlığın atası Hz. Âdem (a.s)'le melekler Yüce Allah tarafından imtihana tabi tutulmuştur. Melekler eşyanın isimleriyle ilgili soruya cevap veremeyerek hilâfet sorumluluğunu üstlenebilecek bir yaratılışta olmadıkları anlaşılırken Âdem (a.s.) da cevaplayarak ilâhî emaneti¸ hilâfet sorumluluğunu taşıyabilecek bir fıtratta olduğunu göstermiştir. Melekler tarafından da Âdem (a.s)'in yeryüzünün halifeliğine liyâkatli bir varlık olduğu anlaşılmıştır. Akabinde de Şeytan dâhil bütün melekler¸ Âdem (a.s.)'in üstün konumunu kabullenme secdesi ile emredilmiştir. Şeytan hariç emrin yerine getirilmesiyle bu büyük ikram ve şerefe insanoğlu nail olmuştur.10
İnsanlığın ataları olan Hz. Âdem (a.s.)'le Hz. Havva'ya bu merhaledeki hayatlarında¸ Cennet nimetlerinden bol bol yiyip istifade etmelerine izin verilerek geniş bir hürriyet de verilmiştir. Sadece bir ağaca yaklaşmamaları¸ ondan yememeleri önemle kendilerine hatırlatılmıştır. Söz konusu ağaçtan yedikleri takdirde zalimlerden olacakları konusunda uyarılmışlardır.11 Bu istisna yasaklama ile verilmek istenen mesajın ne olduğunu anlamak çok zor değildir ki o da şudur: Âdem (a.s.)'e¸ insanlığa layık görülen halifelik mutlak değildir; çünkü ne kadar üstün yaratık olursa olsun¸ yaratılan bir varlık olması sebebiyle hilâfetinin bir sınırı vardır ki bunu aşmak zulmü ve isyankârlığı doğurur.
İşte insanın mahiyeti ile ilgili özetle verilen bu Kur'ânî gerçeklerden sonra insanoğlunun daima aklına gelen ve cevabını aradığı bir soruyu biz de düşünelim: Acaba bu derece üstün bir konumda yaratılan insanın gayesi nedir? En küçük bir atomdan güneşe kadar sayısız hikmetlerle ve son derece mükemmel yaratıldığını¸ çağdaş ilim ve anlayış seviyesinde idrak edip gözlerimizle müşahede ettiğimiz şu âlemde¸ insan gibi en üstün bir varlığın gayesiz ve hikmetsiz yaratıldığını söyleyebilmek için akıl¸ anlayış¸ idrak v.s. gibi duyguların olmaması gerekmektedir. O halde insanın da yaratılışına¸ konumuna uygun bir gayesi mutlak surette olmalıdır. Her şeyi ile gerçek olan¸ hem kendi içinde¸ hem de realite ile asla çelişkisi olmayan Kur'ân-ı Kerîm de bu noktada insanın boşu boşuna¸ anlamsız yaratılmadığını¸ başıboş bırakılmadığını vurgulamaktadır.12 Zaten Kur'ân insana gerçek gayesini hatırlatmak¸ bütün teferruatıyla hedefini göstermek için gönderilen en son ilâhî bir mesajdır.
Peki¸ insan için bu gaye ne olabilir? Bazı insanların küllî (mutlak) aklı¸ ilâhî vahiy bilgisini dinlemeden cüzî (sınırlı) akıllarıyla iddia ettikleri gibi¸ bu en şerefli mahlûk olan insan için yemek-içmek¸ zevk-safa sürmek¸ hiçbir sınır tanımadan eğlenmek hakikî gaye olabilir mi? Başka bir deyişle dilimizde Hazcılık veya Zevkçilik diye ifade edilebilen "Hedonizm" insanın gayesi olabilir mi? İnsanlığı mutlu edebilir mi? Bir an için böyle olduğunu farz edelim; ancak herkesçe teslim edilen bir gerçek var ki¸ Hazcılık veya Zevkçilik sadece kısmî bir azınlık için söz konusu olup insanlığın çoğunluğunu dışarıda bırakmaktadır. Hâlbuki¸ bir sistemin kabul görmesi için toplumun tamamına veya en azından çoğunluğuna hitap etmesi gerekmektedir. Diğer taraftan bakıyoruz ki¸ toplumların ekseriyetini çocuklar¸ hastalar¸ fakirler¸ ihtiyarlar¸ çeşitli belâ ve musibetlere uğrayanlar teşkil etmektedir. Bir de hayattan madde planında zevk almak için hem genç¸ hem güçlü-sıhhatli¸ hem de zengin olmak gerekmektedir ki¸ insan bu dünyadan madde noktasında zevk ve haz alsın. Peki her toplumda bu şartları taşıyan yüzde kaç insan vardır?
Bütün bu gerçeklere rağmen insanların çoğunun bu şartları taşıdığını düşünelim. Acaba insandaki akıl ve düşünce dünya olayları karşısında insanda zevk ve eğlence adına bir şey bırakır mı? Elbette ki¸ hayır. Bu takdirde insan hayvan kadar da mutlu olamayan bir konuma zorunlu olarak düşecektir. Çünkü hayvan akıl sahibi olmadığı için geçmişi¸ geleceği¸ hayatın üzücü olaylarını düşünemez¸ yiyeceğini yer¸ suyunu içer huzurla yatar.
O halde¸ insanı hayvanlardan ayıran insanlığına yakışır bir gayesi olmalıdır ki¸ o da¸ şüphesiz aklı ve şuuru ile yaratanını tanımak¸ verdiği sayısız nimetlere karşı O'na şükretmek¸ ilâhî rehber Kur'ân istikametinde Allah'a kul olmaktır.
İnsana Kur'ân'ın ilk inen ayetiyle hitap edildiği gibi¸13 önce kendisini¸ sonra âfâkı¸ yani etrafını¸ bütün âlemi okuyarak Allah'ın büyüklüğünü anlamak¸ O'na şükretmek¸ bütün varlıkların ister istemez boyun eğip teslim oldukları bir âlemde insan da yaratılışına uygun bir şekilde¸ bilinçli ve şuurlu olarak Allah'a teslim olup¸ O'na dayanarak O'nun rızasını kazanmak ve bitmeyen ebedî bir mutluluğu elde etmektir.

Dipnot

1- 96/ 'Alak:1-2.
2- Bkz. 40/Mu'min (Ğâfir) :64; 64/Teğâbun:3.
3- Bkz. 7/A'râf: 179; 25/Furkân: 44; 47/Muhammed:12.
4- Bkz.40/Mu'min:64; 17/İsrâ:70.
5- 2/Bakara:29.
6- 31/Lokmân:20.
7- Bkz. 16/Nahl:12-14¸18; 22/Hac:65; 14/İbrahim:32-34.
8- 17/İsrâ:70.
9- 2/Bakara:30.
10- 2/Bakara:30-34.
11- 2/Bakara:35.
12- 23/Mu'minûn:115; 75/Kıyame:36 v.b.ayetler.
13- 96/ 'Alak:1-2.

Sayfayı Paylaş