İSRAF VE ZARARLARI

Somuncu Baba

İsraf öyle bir hastalıktır ki¸ ona alışan kimse parayı ve malı verirken layık olanla olmayanı ayırt edemez hale gelir. O insanın ruhunu kötü bir tabiat kaplar. Görüşlerinde hafiflik¸ iradesinde kusur ve yanlışlıklar baş gösterir. İnsan¸ fikrî¸ ruhî ve bedenî ihtiyaçlarını meşrû yollardan tatmin etmek zorundadır. Aksi halde fikren şüphe ve tereddüde¸ rûhen bunalıma¸ bedenen de zafiyet ve güçsüzlüğe uğrar. Böyle bir durumda hem dinî¸ hem de bedenî sorumluluklarını yerine getiremez olur. Kur'an'da Allah'ın yarattığı her şeyin meşrû yoldan ve i

İnsan¸ yeryüzünde Allah'ın değer verdiği ve bütün canlılardan üstün kıldığı yüce bir varlıktır. Allah¸ bu değerli varlığı yeryüzünde halife tayin etmiş ve ona sayısız nimetler bahşetmiştir. Ancak kendisine bu derece önem verilen insan¸ başıboş da bırakılmamış¸ Allah'a kullukla görevlendirilmiştir. Aynı zamanda kendisine verilen sonsuz nimetlerin değerini bilip şükretmesi ve niçin yaratıldığının şuurunda bir hayat sürmesi kendisinden istenmiştir. Bu şuur içinde insanın¸ Allah'ın vermiş olduğu nimetleri sarf ederken israftan kaçınması da yine Allah'ın emirleri içerisindedir. Zira insana verilen nimetler birer emanettir. Bu nimetlerin asıl sahibi Allah olduğuna göre¸ insanın nimetleri harcarken başkalarına zarar vermeden ve aşırılığa kaçmadan harcaması gerekir; ayrıca boşa ve gereksiz yere harcanan nimet¸ başkasının hakkını da boşa ve gereksiz harcamak demektir bir bakıma…


Kazancın ya da sahip olunan değer ve nimetlerin¸ gereği gibi kullanılmaması israf kavramı ile ifade edilmektedir. İslâm'da her çeşidiyle israf haram kılınmıştır.


Sözlükte¸ "haddi aşma¸ hata¸ cehâlet¸ gaflet" anlamlarına gelen israf¸ terim olarak¸ "insanın yapmış olduğu her fiilde haddi aşması" anlamında kullanılmaktadır.[1] Ancak bu terim¸ maddi harcamada daha meşhur olmuştur.


İsraf¸ kişinin sahip olduğu maddî ve manevî varlığı¸ ölçüsüz ve gereksiz bir şekilde harcamasıdır. Bir başka ifadeyle malı ve zamanı boş yere hebâ etmesi şeklinde de tarif edilmektedir.


Buna karşılık¸ insanın sahip olduğu maddî ve manevî varlığını yeri ve sırası geldiğinde sarf edip kullanmaması da cimrilik ve pintilik olarak değerlendirilmiştir. Öyle ise her iki halde de insanlar davranışlarında ölçülü olmalıdırlar.


Hadislerde de israf¸ genellikle "bir nimeti gereğinden fazla kullanmak¸ telef etmek" anlamında kullanılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise¸ israf üzerinde özenle durmuş ve israftan kaçınmamızı tavsiye etmiştir. Nitekim Buharî¸ İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Dilediğini ye¸ dilediğini giy¸ ancak iki huy seni yanıltmasın: İsraf ve kibir."[2] Allah'ın Elçisi konuyla ilgili olarak şöyle buyurur: "Kibirsiz ve israfsız olarak yiyiniz¸ içiniz¸ giyininiz ve sadaka veriniz. Zira Allah¸ kulunun üstünde nimetini görmek ister."[3] "Âdemoğlu¸ karnından daha şerli bir kab doldurmamıştır. İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Eğer mutlaka yemesi gerekli ise¸ midesinin üçte birini yemeğe¸ üçte birini içmeğe¸ üçte birini de nefes almaya ayırsın."[4]


Burada nakledeceğimiz şu olay¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in israf etmemeye ne denli titizlik gösterdiğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Sa'd'a uğramıştı. Hz. Sa'd¸ bu esnada abdest alıyordu. Rasûlullah (s.a.v.)¸ (onun suyu aşırı bir şekilde kullandığını görünce); "Bu israf da nedir?" diye sordu. Hz. Sa'd da "Abdestte israf olur mu?" dediğinde Hz. Peygamber (s.a.v.): "Evet¸ hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile." şeklinde cevap verdi.[5]


Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ akan bir nehirde ibadet niyetiyle abdest alırken bile suyu israf etmemeyi öğütlüyor. Bütün inananların bu hadis doğrultusunda hayatlarını gözden geçirmeleri gerektiği kanaatindeyiz. 


İsrafın Zararları


İsraf öyle bir hastalıktır ki¸ ona alışan kimse parayı ve malı verirken layık olanla olmayanı ayırt edemez hale gelir. O insanın ruhunu kötü bir tabiat kaplar. Görüşlerinde hafiflik¸ iradesinde kusur ve yanlışlıklar baş gösterir. İnsan¸ fikrî¸ ruhî ve bedenî ihtiyaçlarını meşrû yollardan tatmin etmek zorundadır. Aksi halde fikren şüphe ve tereddüde¸ rûhen bunalıma¸ bedenen de zafiyet ve güçsüzlüğe uğrar. Böyle bir durumda hem dinî¸ hem de bedenî sorumluluklarını yerine getiremez olur. Kur'an'da Allah'ın yarattığı her şeyin meşrû yoldan ve ihtiyaç kadar yenmesi emredilmiştir.[6] Bu¸ aşırı ve taşkınlık derecesine varmamalıdır. Zira israf noktasına varan tüketimin zararları ferdi aşarak aile ve topluma yansır: bu da haramdır.


İnsana emanet olarak verilen malı saçıp-savurmak¸ gerekli yerlere harcamamak¸ insanlar arasındaki ekonomik dengeyi bozup¸ kişiler arasındaki kıskançlığı artırmaktadır. Malı rastgele kullanmak¸ saçıp savurmak geçimsizlik doğurup aile düzenini de bozmaktadır. Bu hastalık cemiyete sirâyet edince¸ cemiyeti de sarsıp malî gücü yok etmektedir.[7]


Ülkemizde bir grup insan¸ sahip olduğu malı mülkü ve serveti nasıl harcayacağını bilmeyip israf ederken¸ diğer bir grup da yoksulluk ve çok zor şartlar altında hayatta nasıl kalacağı düşüncesi içerisindedir. Son asır Osmanlı ahlâkçıları israfın sefâhati artırıp cemiyeti yıktığını¸ fakirlik ve sefâletin de en sonunda iflâsı davet ettiğini¸ bunun ise esâret ve zilleti doğurduğunu ileri sürmektedirler.[8] Bu dengesizlikler ancak¸ israfın ne olduğunu bilmek ve aşırılıklardan uzak kalmakla düzeltilebilir. İnsan hayatında önemli bir yeri olduğu için¸ semâvî dinlerin hepsinde Allahu Teâl⸠kötü bir huy olan israfı yasak etmiştir. İslâm dini de insanların saâdeti¸ refahı¸ adaleti ve huzuru için boşu¸ abesi¸ haramı ve israfı yasaklamıştır.


İsrafın kötülüğünü anlamak için¸ Allahu Teâlâ'nın "Yiyin¸ için¸ fakat israf etmeyin! Elbette Allah Teâlâ israf edenleri sevmez."[9]ve "İsraf etmeyiniz! İsraf edenler¸ şeytanların kardeşleridir."[10] kelâmını dikkatlice incelememiz yeterlidir. Yüce Allah¸ Fir'avun'u kötülerken; "O¸ israf edenlerden idi."[11] buyuruyor. Hz. Lût'un kavmini de¸ "Siz¸ israf eden kavimsiniz!"[12]diye kötülüyor.


İsrafın kötü olmasının esas sebebi¸ malın kıymetli olmasıdır. Çünkü mal¸ Allahu Teâlâ'nın verdiği bir nimettir. Dünya ve âhireti kazanmak mal ile mümkün olur. Bilindiği gibi İslâm'ın emrettiği hac ve zekât ibadeti ancak mal olursa yapılabilir. Bedenin sıhhat¸ kuvvet bulması¸ mal ile olur. Mal¸ insanı başkalarına muhtaç olmaktan korur. İnsanlara hizmet etmek de ancak mal ve varlık ile olur. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki: "İnsanların en hayırlısı¸ insanlara en çok faydası dokunan yani değer üreten¸ mal üretendir."[13]


Servet¸ Aslında Bir Emanettir


İslâm¸ kanaati¸ tasarrufu¸ israftan ve lüksten kaçınmayı¸ ölçülü yaşamayı emreder. Tarih boyunca Müslümanlar ne zaman israfa¸ lükse¸ aşırı tüketime¸ konfora¸ rahata müptela olmuşlarsa başlarına bir sürü bela ve musibet gelmiş¸ izzet ve istiklallerini yitirmişler¸ esarete ve zillete düşmüşlerdir.


Servet sahibi olmak¸ birçok mesuliyetleri beraberinde getirir. Servet¸ aslında bir emanettir. İsrafa¸ lükse¸ aşırı tüketime kalktığı zaman o emanete hıyanet etmiş olur. Lüks hayat¸ ihtiyaçsızlık¸ bilhassa gençler için çok zararlıdır. Bazı varlıklı ailelerin çocuklarında görülen¸ lüks ve pahalı elbiseler¸ ayakkabılar¸ gömlekler¸ arabalar¸ onları gurur ve kibir sahibi yapıyor; ibadetten¸ büyüklere saygıdan¸ çalışmaktan¸ ciddiyetten sebat ve azimden uzaklaştırıyor.


Bilhassa gençlerin ihtiyaçlarını temin ederken dikkatli olmak zorundayız. "Biz göremedik¸ yiyemedik¸ hiç olmazsa çocuklarımız sıkıntı çekmesinler." düşüncesinden hareketle yapılan dengesiz harcamalar çocuklarımız için çok tehlikelidir. Daha hayat mücadelesinin başında her istediğine kavuşmaya alışan genç¸ ileride her istediğine kavuşamadığı zamanlarda büyük sıkıntıya¸ depresyona girer. Gençlerde görülen intiharların en önemli sebeplerinden birisi budur. Unutmayalım ki¸ "Nereden kazandın¸ nereye harcadın?" sorusu âhirette sorulacak ilk sorulardandır.


Şu hususu çok iyi bilmeliyiz ki¸ israf da¸ cimrilik de sadece ferdi ilgilendiren bir davranış değildir. Nimetleri saçıp savurma veya elde tutma şüphesiz toplumu da etkileyen birer davranıştır. Sahip olunan şeylerin rasgele sarf edilmesi¸ ihtiyaç için saklanmaması yalnız ferde değil¸ ferdin sahip olduğu ailesinden başlamak üzere¸ çemberin genişleyerek topluma da zarar vermesine sebep olur. İsraf¸ insanları ve toplumu kısa zamanda fakirlik ve yoksulluğa sürükler. İsrafın zıddı olan cimrilik ise¸ kalpleri katılaştırır¸ insanları merhametsiz ve acımasız kılar. İnsanların hırslı olmasına sebep olur. Bu iki durum da insanlar arasında sosyal dayanışmanın gerçekleşmesini engeller. İnsanların güven ve huzurlu bir toplum halinde kaynaşmalarına engel olur.[14]


Günümüzde yaygın bir hal almış olan israftan kurtulmak için alınması gereken tedbirlerin başında insanın bu konuda eğitimi gelmektedir. Zira iyi bir eğitim görmüş insan¸ hayatın¸ sağlığın¸ gençliğin ve vaktin kıymetini bilerek yaşamını devam ettirecek¸ tembellikten¸ atâletten sıyrılarak üretken bir insan olarak içinde yaşadığı toplumun yararına çalışacaktır.


Ayrıca dinî eğitim de¸ israfın önlenmesinde büyük bir rol oynamaktadır. Zira Müslümanlar¸ gerçek anlamda Kur'an ve Sünnetin öğretilerine kulak vererek¸ hayatlarını buna göre düzenlemiş olsalar israfa sürüklenmeleri o derece imkânsız hale gelecektir.


Netice olarak diyebiliriz ki¸ İslâm'a göre insan daima kontrol altındadır. Bütün söylediklerine ve yaptıklarına dikkat etmek zorunda olduğu gibi Allah'ın verdiği nimetleri harcamakta da dengeli davranmak zorundadır.


 


 


 


 


 


 








[1] İbnManzur¸ Lisânu'l-Arab¸ IX¸ 148.



[2] Ez-Zuhaylî¸ et-Tefsîru'l-Münîr¸ VIII¸ 184.



[3] Buharî¸ Libas¸1; Nesâî¸ Zekât¸ 66; İbnMâce¸ Libâs¸ 23; Ahmedb.Hanbel¸ el-Müsned¸ I¸ 247¸ 274¸ 328.



[4] Tirmizî¸ Zühd¸ 47; Ahmedb.Hanbel¸ age.¸ IV¸ 132.



[5] İbnMâce¸ Taharet¸ 48; Ahmedb.Hanbel¸ age.¸ II¸ 221.



[6] 6/En'âm¸ 141; Râzî¸ et-Tefsîru'l-Kebîr¸ XIV¸ 62.



[7] HüsameddinErdem¸ Sondevir Osmanlı Düşüncesinde Ahlâk¸ Konya 1996¸ s. 178.



[8] Erdem¸ age.¸s. 178.



[9]7/A'râf¸ 31



[10]17/İsr⸠26-27



[11]10/Yûnus¸ 83



[12]7/A'râf¸ 81



[13]  Suyûtî¸ Celâleddin Abdurrahman b.EbûBekr¸ el-Câmiu's-Sağîr¸ Beyrut trs.¸ II¸ 9.



[14]  Şeker¸ Mehmet¸ İslamda Sosyal Dayanışma Müesseseleri¸ D.İ.B.Yay.¸ Ankara 1997¸ s.74¸ 75.

Sayfayı Paylaş