İSLÂM VE TEMİZ TOPLUM

Somuncu Baba

"Uyarı¸ uygulama ve anlatımda doğru örneklerle başlar. Sözgelimi¸ eğer çocuğumuzun namaz kılmasını istiyorsak¸ önce biz büyükler kılmalı; eğer çocuğumuzun yalan söylemesini istemiyorsak¸ öncelikle biz büyükler yalan söylememelidir."

"Uyarı¸ uygulama ve anlatımda doğru örneklerle başlar. Sözgelimi¸ eğer çocuğumuzun namaz kılmasını istiyorsak¸ önce biz büyükler kılmalı; eğer çocuğumuzun yalan söylemesini istemiyorsak¸ öncelikle biz büyükler yalan söylememelidir."

Son yıllarda ülkemizde ahlâkî ve millî değerler alanında bir yozlaşma ve savrulmanın yaşandığına tanık oluyoruz. Ahlâkî değerlerde meydana gelen bu yozlaşma¸ her şeyi mubah sayan bir zihniyetin oluşumuna ortam hazırlıyor. Kitle iletişim araçlarından ve çevremizde olup-bitenlerden öğrendiğimiz kadarıyla¸ ülkemizde gün geçtikçe suç işleme oranlarının arttığını görüyoruz. Özellikle kapkaççılık¸ cinsel tâciz¸ adam öldürme¸ cinayet¸ yaralama¸ hortumculuk¸ ailelerde parçalanma¸ adam kaçırma¸ toplumun sağlığını bozma girişimleri¸ trafikte kural ihlalleri sebebiyle kazalara neden olma¸ rüşvet verip-alma¸ uyuşturucu madde kullanma¸ haksız kazanç vb. gibi suç türlerinde önemli artışlar söz konusudur. Suçlular çalıp-çırpmakla kalmıyor¸ yaralama ve öldürme gibi masum ve suçsuz insanların canına kasteden davranışlar sergiliyorlar. Elbette bu toplumsal suçların sebepleri araştırılmalıdır. Eğitimsizlik midir¸ işsizlik midir¸ gelir dağılımındaki adaletsizlik midir? Aile hayatındaki çözülme midir? Ahlak eğitiminin yetersizliği midir? Televole programlarının etkisi midir? Her neyse sosyal çözülmeyi hızlandıran nedenler¸ mutlaka giderilmeli¸ çözüm yolları aranmalıdır.
Elbette devlet¸ vatandaşlarının suç işlemelerini önlemek için¸ suç kontrolünde etkili bir mekanizma olan yasal tedbirleri alacaktır. Acaba sadece yasal tedbirler¸ bireysel ve toplumsal suçları önlemede ne derece başarılı olur? Sosyal bilimcilerin yaptığı bilimsel araştırmalara göre¸ dinin/dindarlığın suç üzerinde azaltıcı etkisinin olduğu gerçektir. Bu yargı¸ her din için geçerlidir. (el-Halîfe¸ M.¸ “İslâm'da Suç Eğilimine Karşı Koruyucu Bir Mekanizma Olarak Dindarlık”¸ çev. M. Kayani¸ İslâmî Sosyal Bilimler Dergisi¸ 1994¸ S:2¸ ss. 12) Çünkü her dinde¸ adâlet¸ merhamet¸ şefkat¸ sevgi¸ hak-hukuk¸ sosyal yardımlaşma ve dayanışma¸ canlıların masumiyeti¸ her can taşıyan varlığın korunması¸ insana verilen değer¸ paylaşma gibi erdemler dindarlık derecesine göre bireyin iç dünyasında şekillenir¸ gündelik hayat da buna göre anlamlandırılır. Hele hele¸ İslâm'da ferdin dindarlığı¸ hayatın tüm alanlarına yansıyacak boyuttadır. Bu da İslâm'ın kapsamlı bir şekilde hayatı anlamlandırma projeksiyonundan kaynaklanır. Bundan dolayı Kur'an'da¸ hukuk düşüncesinden önce ahlâk düşüncesi üzerinde durulur. Örneğin¸ fuhuş¸ zina¸ yetim malı yemek haramdır hükmünden önce; “…zinaya yaklaşmayın”¸ “yetim malına yaklaşmayın” (el-İsrâ 17/32¸ 34); içki¸ kumar gibi birey ve toplumun akıl¸ ruh ve beden sağlığını bozmada birer araç olan davranışlardan caydırmak için önce¸ 'bunlardan kaçının ki¸ kurtuluşa erersiniz'¸ ' bunlar size Allah'ı unutturur da aranıza düşmanlık ve kin salar' şeklinde işin ceza boyutundan önce ahlâki boyutuna dikkat çekilir. (el-Mâide 5/90-91). Yine Kur'an'da verilen pek çok örnekten birisi de¸ duydukları zaman insanların sevmeyeceği bir çeşit yargısız infaz türü olan kötü zan ve gıybet gibi davranışlara karşı tedbir almak için; 'birbirinizin kusurunu araştırmayın' ¸ 'biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz¸ ölmüş kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı?' (bkz. el-Hucurat 49/12) gibi uyarılarla ahlâkiliğe vurgu yapılır. Çünkü¸ yerleşik bir ahlak telakkisi olmadan¸ yasal tedbirler suç işlemede istenilen düzeyde caydırıcı olmayabilir. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi maalesef ülkemizin değişmeyen gündem maddeleri arasında yolsuzluk¸ usûlsüzlük¸ adam kayırma ve rüşvet gibi hak-hukuk ihlâlleri olağan durumlar arasında sayılır hale gelmiştir. Herkes temiz toplumdan bahsediyor¸ ama bir türlü böyle bir toplum yapısını nasıl yeniden inşâ edeceğiz? sorusu üzerinde ciddi anlamda fikir üretmiyoruz. Elbette bu işin yasal¸ sosyolojik boyutları vardır. Fakat bütün bunların üstünde¸ ahlâkî-teolojik boyut gelmektedir.
Bilindiği gibi 'ahlâk' kavramı; seciye¸ huy¸ tabiat anlamlarına gelir. İnsan¸ iyi ve kötü yargısına ahlâkî bilgi ve duyarlılık sonucunda ulaşır. Bütün semavî dinler¸ “iyi insan” yetiştirmek için gelmişlerdir. Bu manada son din olan İslamiyet'i tanımlamak gerekirse¸ “iyi insan yetiştirme projesi” denilebilir. Yine bütün dinlerin dünyaya yönelik bir yüzü vardır. Bu sebeple İslâm'da münzevî hayat hoş görülmez¸ rasyonel ahlâk anlayışı öne çıkarılır. Çünkü insan¸ Allah'ın kendisinden beklediği sorumlulukları¸ toplumsal hayatta yaşayarak davranışlarıyla bizzat gösterecektir. Dolayısıyla “temiz toplum”¸ o toplumu oluşturan bireylerin bulunduğu konuma göre sorumluluk duygusu taşımalarıyla gerçekleşebilir. Bu sorumluluğun din ve ahlâkla desteklenmesi gerekir. Yoksa¸ bu sorumluluk duygusu her zaman için suiistimal edilebilir¸ kötüye kullanılabilir. Zaten yolsuzluk da¸ kamu gücünü kişisel çıkarlar için kullanma davranışı olarak tanımlanamaz mı? Herkes kendi gücüne göre hak-hukuk ihlalleri yapıyor. Halbuki hukuku¸ ayakta tutan unsurlardan birisi de din fikridir. Din¸ hukuk ve ahlak kurallarını iyi dengelemek gerekir. Zira¸ dini düşüncenin zayıfladığı toplumlarda hak-hukuk fikri yara alır. Kur'an'a göre¸ insan gizli-açık yaptığı bütün davranışlardan sorumludur. (Mâide 5/44). İslâm insanın bütün davranışlarını Allah'a itaat ve ibadet fikri altında birleştirir; hukuk ve ahlâk ayrımı yapmaz. Örneğin¸ yalan söylememek¸ hırsızlık yapmamak vb. gibi fiiller Allah'a karşı vazifelerimiz kapsamına girmesi sebebiyle başta ahlâkî-dini alana¸ sonra da kamu alanına aittir. İslâm¸ insana bu fiilleri ihlal ettiği takdirde¸ kamu vicdanında muhakeme edilmeden önce bireyin kendi kişisel vicdanında muhakeme etmesi gerektiğini öğretir. Bunun yolu da birey ve toplumu ahlâkî değerler alanında eğitmekten geçmektedir.
Eğitim¸ bireyin davranışında¸ kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir. (Ertürk¸ S.¸ Tutum ve Demokrasi¸ Ankara¸ 1981¸ 12). Bu tanımda da görüldüğü gibi eğitim¸ belli bir süreci izleyerek bireyin davranışlarını belli amaçlar doğrultusunda değiştirmeyi hedefler. Dolayısıyla¸ ülkemizin en büyük sorununu¸ “toplumsal ahlâk sorunu” olarak tanımlamak mümkündür. Millet olarak “temiz toplum” yapısını oluşturmada tepeden tırnağa ahlâki anlamda bir arınmaya ihtiyacımız vardır. Bu sebeple Kur'an'da insan¸ sadece bireysel değil¸ topyekûn toplumsal manada da arınmaya çağrılır. (Bakara 2/222). Bu arınma faaliyeti¸ toplumun en küçük birimi olan aileden başlamak suretiyle tüm toplum kesimlerine yayılmalıdır. Zira¸ iyiliği emretmek¸ kötülükten sakındırmak görevi¸ sadece bireye ait değil¸ topluma yüklenen bir sorumluluktur da. Bu sorumluluk bilincinin temelleri önce ailede atılır¸ sonra da okul hayatında şekillendirilir.
Çocuk doğar doğmaz aile içinde gözlerini dünyaya açar. Aile¸ bireyin doya doya mensûbiyet duygusunu içselleştirdiği ve sosyalizasyon sürecine katıldığı bir ortamdır. Dolayısıyla¸ çocuklar ilk eğitimlerini aile ortamında yaşayan büyüklerinden alırlar. Çocukluk dönemi bir çeşit alıcı olma dönemidir. Çocuklar ailede gördüklerini gündelik hayatlarında taklit etmeye özenirler. Bu sebeple aile¸ “değerlerin” çocuklara aktarıldığı önemli bir aracı kurumdur. Aile toplumun bir çekirdeği ise¸ ilk önce temiz toplumun tohumları ailede atılacak demektir. Anne ve babalar¸ bu noktada çok dikkatli olmaları gerekir. Uyarı¸ uygulama ve anlatımda doğru örneklerle başlar. Sözgelimi¸ eğer çocuğumuzun namaz kılmasını istiyorsak¸ önce biz büyükler kılmalı; eğer çocuğumuzun yalan söylemesini istemiyorsak¸ öncelikle biz büyükler yalan söylememelidir. Eğer biz¸ çocuklarımızın sigara¸ içki¸ kumar ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmalarını istiyorsak¸ öncelikle bu kötü alışkanlıklardan biz yetişkinlerin uzak durması gerekir. Yine eğer¸ çocuklarda yardımseverlik duygularını geliştirmek istiyorsak¸ kapımıza gelen ihtiyaç sahiplerine ya da sosyal yardımlaşma ve dayanışma gibi sivil toplum kuruluşlarına para ve yiyecek vermek gibi işleri onlara yaptırmalıyız. Böylece çocuklarımıza paylaşma alışkanlığını kazandırmış oluruz. Çünkü her türlü dini davranış çocukların saf ve temiz ruhlarında derin izler bırakır. Ailede din ve ahlâk eğitimi çocukların gelecekteki dini hayatlarını şekillendirdiği bilimsel bir gerçektir. Evde okunan bir Kur'an¸ ilahi¸ mevlit¸ yemekten sonra yapılan bir dua¸ besmele ve hamdele gibi kavramlar¸ görerek ve yaşanılarak kazanıldığı için çocukların zihin ve gönül dünyalarında tesir etmekle kalmaz¸ geleceğini de şekillendirir. Ayrıca onlarda sevimsiz bir davranış gördüğümüz zaman¸ kızmadan¸ kazanmayı önceleyip¸ sevgi ve hoşgörü temelli bir yaklaşımla uyarma yoluna gitmeliyiz. Bu konuda Hz. Peygamber'den şöyle bir uygulama aktarılır. Sahabeden Rafi b. Amr anlatıyor: 'Henüz çocuk iken bir hurma ağacını taşlıyordum. Beni Hz. Peygambere götürdüler. O¸ şöyle buyurdu: “Yavrucuğum¸ hurmayı niçin taşladın?” Ben yemek için deyince¸ Allah'ın elçisi : “Yavrum¸ bir daha hurmayı taşlama¸ altına düşenlerden ye” buyurdu ve sonra da başımı okşayarak; “Allah'ım! Bu yavrunun karnını doyur” diye dua etti'. (Ebû Dâvud¸ Cihad 94; Tirmizî¸ Buyû' 54; İbn Mâce¸ Ticaret 67). Bu olayda da görüldüğü gibi Hz. Peygamber¸ sevgi ve hoşgörü ile hareket etmiş¸ yanlış bir davranışı alternatifler göstermek suretiyle kızmadan düzeltme yoluna gitmiştir.
Gençlerin şahsiyet ve karakterlerinin şekillendiği çok önemli yaşam duraklarından bir diğeri de okuldur. Eğitimciler¸ genellikle 14-24 yaş gruplarını bilinçli öğrenme çağı olarak kabul ederler. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin akıl¸ ruh ve beden açısından sağlıklı yetişmelerine¸ dolaylı olarak da temiz toplumun oluşumuna katkıda bulunmak adına eğitim kurumlarında da din ve ahlâk eğitimine ciddi anlamda önem verilmelidir. İnsanın hayatını anlamlı bir hale getirebilmesi için aşkın bir varlığa bağlanması kaçınılmazdır. Ekmek gibi¸ hava gibi¸ su gibi ihtiyaç olarak inanma da insan doğasının ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Özellikle Din Psikolojisi alanında yapılan çalışmalar¸ dini inancın doğuşla birlikte varolduğunu göstermektedir. Dini istidat ve yetenek insanın özünde mevcuttur. Bunu en iyi anlatan dini terim¸ fıtrattır. Fıtrat¸ en geniş anlamıyla¸ insanın gerçeği kabul ve idrak etme yeteneğidir. İnsanoğlu bu gezegende varolduğu sürece din de varlığını sürdürecektir. Dolayısıyla¸ doğru kaynaklardan beslenmiş olan dindarlık¸ toplumsal hayatta aynı zamanda 'temiz toplum' oluşturmanın taşıyıcı unsurlarının başında gelir. Sağlıklı din eğitimi alan kuşaklar¸ temiz toplum hayatının öncü ve aktör konumunda bulunan model oluşturucu şahsiyetleridir.
Özellikle içinden geçtiğimiz tarihsel kesitte niçin “din ve ahlak” eğitimi önemlidir?
Bilindiği gibi toplumumuzda son yıllarda tatmin ve zevk alma prensiplerine dayalı yaşam biçimlerini seçmiş bazı gruplar¸ hiçbir dinî¸ ahlakî ve millî değer tanımayan seks ve uyuşturucu kullanmayı temel felsefeleri haline getirmiştir. Üstelik de korkunç eylemleriyle kamuoyunda önplâna çıkan satanizm gibi yeni paganist akımlarda bir patlama yaşanmaktadır. Hele hele aidiyet duygusunu kaybetmiş gençlerimize parlak vaatlerle yaklaşan misyonerlerin çabaları¸ bu tür yıkıcı akımlardan geri kalmamaktadır.
Bütün bu akımlar¸ gençlerimizin inanç dünyalarında tamiri güç problemlerin doğmasına ortam hazırlamakla kalmamakta¸ bu tehlikeler gençlerimizi doğrudan hedef almaktadır. İşte bu tehlikelerden birisi içki¸ madde kullanma ve sigara bağımlılığı gibi bedensel kirlenmeye yönelik çabalar; diğeri ise¸ tanrıtanımazlık¸ satanizm¸ misyonerlik¸ reenkarnasyon¸ hurafe vb. gibi zihinsel kirlenmeye yönelik gayretlerdir. Günümüzde hem bedensel ve hem de zihinsel kirlenme¸ gençlerimize yönelik iki tuzak durumundadır. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin ruh ve beden açısından sağlıklı yetişmelerinde¸ aile ve eğitim kurumlarına büyük tarihsel görevler düşmektedir. Maalesef ülkemizde sigaraya başlama yaşının 10'a¸ alkole başlama yaşının 13'e inmesi¸ ayrıca¸ alkol tüketiminde ülkemizin dünyada üçüncü sırayı alması¸ trafik kazalarının %40'ının alkol yüzünden kaynaklanması¸ geleceğimiz açısından korkunç bir yıkımdır. Bu sebeple son on yılda akciğer kanseri¸ kalp hastalıklarına yakalanmada üç kat artışın olması ve erken yaşta ölümlerin artması¸ bunun en açık göstergesidir. Dünyada her 13 saniyede bir kişi¸ ülkemizde ise yılda 250 000 kişi sigaradan ölmektedir. Yapılan araştırmalarda¸ Türk gençliğinin sigara ve madde bağımlılığına düşmesinde; arkadaş çevresi¸ merak¸ denetimsiz internet-kafe ortamları¸ gencin psikolojik sorunları¸ televizyonlardaki dizi filmleri¸ özendirici televizyon yayınları¸ özellikle de fonksiyonsuz aile yapısı¸ ailenin çocuğuna karşı ilgisizliği¸ ailede şefkat eksikliği ve ihmal edilme gibi sebeplerin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Gençliğimizin akıl¸ ruh ve beden sağlığını korumada mutlaka etkili bir şekilde din ve ahlâk eğitimine ihtiyaç vardır.
Ailede başlattığımız bireysel telkin temelli ahlâk ilkeleri eğitimi¸ artık okul hayatında şekillendirici bir boyut kazanmalıdır. Örneğin; yalan söylememek¸ kopya türü bile olsa her türlü hırsızlık yapmamak¸ millet malını korumak¸ insan haklarını her şeyin üstünde tutmak¸ farklı görüş ve düşüncelere tahammül göstermek¸ daima adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözetmek¸ haram ve helâl sınırlarını korumak¸ büyüklere saygı¸ küçüklere şefkat ve merhamet göstermek¸ doğruluğu temel ilke edinmek vb. bireyin bütün hayatı boyunca taşıyacağı evrensel ahlak ilkeleri okul çağında kazandırılmalıdır. Bu güzel değerlerle donanan gençler¸ istikbalde sorumluluk üstlendikleri zaman temiz bir toplumun hayatiyet bulmasına büyük katkı sağlayacaklardır. Bütün bu güzelliklerin kalıcılığı gençlerin Allah'a hesap verme duygusu ile yetişmelerine bağlıdır. Allah'a ve ahiret gününe inanan¸ her bakımdan yaşantısını örnek kabul ettiğimiz Hz. Peygamber'in hayat tarzını tanıyan bir kimse; iyiliklerin ve güzelliklerin taşıyıcısı¸ kötülüklerin ve çirkinliklerin engelleyicisi olur. İşte bu açıdan¸ toplumsal ahlâk krizini¸ eğitim sistemimizi baştan aşağı toplumsal ahlâkiliğe katkı yapacak şekilde tekrar yenilemek suretiyle aşabiliriz.

Sayfayı Paylaş