İNSANIN BALIKLA SINAVI

İNSANIN BALIKLA SINAVI

Bir âyetinde Yüce Rabb’imiz şöyle buyurur: “Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O’nun âyetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir.”1 İşte O’nun âyetlerinden biri de denizlerde yaşayan canlılardır. Deniz bir ana rahmi gibi pek çok canlıyı bağrında barındırır. O canlıların başında da balıklar gelir. Farklı tür, özellik ve güzellikleriyle balıklar Yüce Yaratıcı’nın eşsiz kudretine delâlet eden belgelerdir. Sözgelimi biz, göç eden hayvanlar denince göçmen kuşları hatırlarız. Oysa denizlerde de süregelen bir göç dalgası vardır. Meselâ somon balıkları koku alma duygularıyla su içerisinde akarsulardan denizlere 3-4 bin kilometre yüzerek yolculuk yaparlar. Deniz kaplumbağası gibi başka deniz hayvanları da göç eden hayvanlar kervanındadırlar.

Peygamberimiz, deniz hakkında sorulan bir soruya “Onun suyu temiz, meytesi (içinde ölen) helâldir.”2 şeklinde cevap vermiştir. Balık türleri bütün mezheplere göre helâldir, boğazlama işlemine de gerek yoktur. Şu var ki, Hanefîlere göre kendiliğinden ölmüş ve su üzerine çıkmış balıklar yenmez. Şâfiî ve Mâlikîlere göre balık sûretinde olmasa bile bütün deniz canlıları; Hanbelîler›e göre yılan balığı dışındakiler yenir.3

Kur’ân-ı Kerim’de balık, beş yerde hût (4)/hîtân (1), bir yerde nûn ismiyle toplam altı yerde geçmektedir. Kalem Sûresi’nin ilk âyeti de Nûn harfidir, bir görüşe göre balığa yemindir, ardından da kaleme ve kalemle yazılanlara yemin edilmektedir. Arapça’da balık anlamına yaygın olarak kullanılan semek/esmâk/simâk kelimesi Kur’ân’da geçmez.

Hût, büyük küçük her çeşit balık için kullanılır. Nûn ise büyük balıklar için kullanılır. Balık öyle mübârek bir hayvandır ki bir peygamber onunla isimlendirilmiştir. Bir rivâyette, “Dünya balık üzerindedir.” denilerek özellikle sâhil kenarlarında yaşayanların rızıklarını büyük ölçüde balık ve deniz ürünlerinden temin ettiklerine dikkat çekilmiştir. Yine bir Kur’ân sûresine isim olan (Burûc) ve astronomi ilminde önemli bir yeri olan burçlardan biri de balık burcu olarak anılmıştır. Hz. Mûsâ Peygamber’e sunulan ilâhî sofrada men ve selvâ/helvâ ve bıldırcın eti vardı.4 Hz. Îsâ’ya sunulan ilâhî sofrada da balık-ekmeğin olduğu rivâyet edilir.5 Bu da balık etinin insan hayatı ve sağlığı için önemli bir besin maddesi olduğunu gösterir.

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Yûnus Peygamber balığa nisbetle Zü’n-nûn ve Sâhıbü’l-hût diye anılmıştır. Zün’n-nûn ismi, Sâhıbü’l-hût’dan daha şerefli bir isimlendirmedir. İlkinin geçtiği âyetlerde Yûnus Peygamber övülmekte, ikincisinde ise kınanmaktadır.6

Bu girişten sonra şimdi Kur’ân’daki kullanımları görelim:

Hz. Yûnus’un Balıkla Sınavı

“İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze (balık) eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah’ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz.”7

“Taze et yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve Allah’ın bol nimetinden faydalanmanız için denize ki gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün boyun eğdiren de O’dur. Artık belki şükredersiniz.”8

Âyetlerde taze et/lahmen tariyye ifadesi ile insan sağlığı için son derece önemli olan bir deniz ürünü olan balık nimetine işaret edilmiştir.

Hz. Yûnus’un balıkla sınavı: İnsan balığı yer, balık insanı yutar. “Doğrusu Yûnus da peygamberlerdendir. Dolu bir gemiye kaçmıştı. Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı. Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu. Eğer Allah’ı tesbîh edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı. Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık. Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik. Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.”9

“Zü’n-nûn hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: ‘Senden başka ilah yoktur, Seni tesbîh ederim, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim.’ diye seslenmişti. Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. İnananları böyle kurtarırız.”10

“Sen Rabb’inin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yûnus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbi’ne seslenmişti.”11

Kalem Sûresi, nûn harfiyle başladı bir görüşe göre bu harf ile balığa dikkat çekilmiştir. Sûrenin son âyetlerinde ise Yüce Rabb’imiz bu sefer hût kelimesi ile balık sahibi Hz. Yûnus’u hatırlatmıştır. Bu da sûrenin başı ile sonu arasında bir uyumu beraberinde getirmiştir.

Âyetlerden anladığımıza göre Yûnus Peygamber, kavminin kendini dinlemeyişine bakarak ve onların artık ıslah olmayacaklarını düşünmüş, biraz da acele ederek Rabb’inden izin almadan görev yerini terk etmişti. Katıldığı bir gemi yolculuğunda, gemidekiler tarafından denize atılmış ve onu bir balık yutuvermişti. Balığın karnında bir süre kalan Hz. Yûnus (a.s.), bitkin bir halde sâhile atılmış ve o daha sonra ıslah olmuş olan kavminin başına geçmişti; yüz binden fazla sayıda olan kavmine tekrar peygamber olarak dönmüştü. Bu olayda da Yüce Rabb’imizin erişilmez kudreti kendini gösteriyor, balık Hz. Yûnus’u yutuyor, fakat onu parçalayamıyor ve öldüremiyor. O, balık karnında 3 gün yahut daha fazla bir süre kalıyor.

Yûnus Peygamber, bir ana karnı gibi bulunduğu balık karnından Rabb’ine duâ etme şerefine ermiştir. Mevdûdî, bu âyetleri tefsir ederken 1891 yıllarında İngiltere sahillerinde, büyük bir balinanın yuttuğu bir balıkçının 60 saat kadar sonra yakalanan balinanın karnından çıkarıldığının bilgisini verir. Herhangi bir insan için bu söz konusu olursa Yüce Allah’ın kontrolünde olan bir peygamber için benzer şeylerin olması imkânsız değildir.

Yûnus Peygamber’in bu kıssasından biz, çıkmadık canda ümit olduğunu, Yüce Allah’tan aslâ ümit kesilmeyeceğini, yaşadığı sürece her insan için Müslüman olma ihtimali olduğunu, davetçinin davetin sonuçlarını görmede acele etmemesi ve aslâ görev mahallini terk etmemesi gerektiğini öğreniyoruz. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn.” duâsı da Hz. Yûnus’tan bize hâtıra kalmış bir Kur’ân duâsıdır.

Balık Avıyla Sınav/Av Yasağı

“Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecâvüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.”12

Bu âyette de İsrailoğullarının balık avı ile sınandıkları üzerinde durulmaktadır. Yüce Rabb’imiz, onları sınamak için cumartesi günü avlanmalarını yasaklamıştı. Onlara bu yasak, kendi işledikleri bir kısım taşkınlıklar sebebiyle konulmuştu. Onlar, yasağa uysalardı, bu onlar için hayırlı olacak, diğer altı günde avlayacakları balıklar onların ihtiyaçlarına yetecekti. Ama onlar helalle yetinmediler, helale kanâat etmediler ve yasağı çiğnediler.

Bize hatırlatılan bu olay da bizim Yüce Allah’ın helallerine kanâat etmenin, haram sınırları zorlamamanın gereğini anlatmaktadır. Çünkü helaller insanın ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılamaya yeterlidir. Oruç günlerinde yeme, içme ve diğer konulan yasaklar ise, insan nefsini eğitmek ve temizlemek içindir. Yine bu sınırlamalar sürelidir, devamlı değildir. Nitekim insan, iftar ettiğinde kendisine yasaklanan bu nimetlerden fazlasıyla yararlanabilmektedir. İçki, zinâ gibi sürekli yasaklanan şeyler ise, her zaman insanın zararınadır. Zararlı şeylerin haram kılınması ise insanın hayrınadır. Yoksa Yüce Allah, kullarının tahammül edemeyeceği ve onların aleyhine olan şeyleri onlara yüklemez.

Buluşma Noktası: Balık

Son bir örnek olarak Kur’ân’da, genç yol arkadaşı ile birlikte ilim yolculuğuna çıkan Hz. Mûsâ’nın, kendisinden ilim almak istediği kişiyle buluşma noktası, azıklarındaki balığın canlanıp denize atlamasıyla gerçekleşecekti. Konu âyetlerde şöyle anlatılır:

“Mûsâ, genç arkadaşına: ‘Ben iki denizin birleştiği yere ulaşmaya yahut yıllarca yürümeye kararlıyım.’ demişti. İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, balıklarını unutmuşlardı, balık bir delikten kayıp denizi boyladı. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ, yanındaki gence: ‘Azığımızı çıkar, and olsun bu yolculuğumuzda yorgun düştük.’ dedi. O da: ‘Bak sen! Kayalığa vardığımızda balığı unutmuştum. Bana onu hatırlamamı unutturan ancak şeytandır. Balık şaşılacak şekilde denizde yolunu tutup gitmiş.’ dedi.”13

Bu olayda da biz, kendisine bunca ilim ve hikmet verilmiş olmasına rağmen Hz. Mûsâ’nın ilim aşkını, bu yolda uzun ve meşakkatli bir yolculuğu göze almasını, tevâzuunu görmekteyiz. Elbette bunda da hepimizin alacağı sayısız dersler vardır. Azıktaki balığın dirilmesi de Yüce Allah’ın erişilmez kudretine delil, aynı zamanda bu buluşma için ilahî bir göstergedir. Aslında ölü balığın canlanması, ilimle ölü ruhların dirileceğine bir işarettir. Gerçekten de ilim ve vahiyden mahrum olanlar, ölüler gibidir. Hz. Mûsâ’nın bu mûcizeyi unutması, onun daha önce Hz. Mûsâ eliyle pek çok mûcizeye şâhit olması yahut yolculuk sebebiyle yorgun olması olabilir. Aslında ilim yolculuğunda ve insan hayatında unutmak da bir nimettir. İnsanın yeni şeyler öğrenebilmesi için, eskiden öğrendiği bazı şeyleri unutması gerekebilmektedir. Bu olay da buna bir işaret olabilir. En doğrusunu Yüce Allah bilir!

Dipnot

* Prof. Dr. Ali AKPINAR
1.    42/Şûrâ, 29.
2.    Ebû Dâvûd, Tahâret 41; Tirmizî, Tahâret 52.
3.    Diyanet Vakfı İlmihali, II, 41.
4.    Bkz. 2/Bakara, 57, 7/A’râf, 160, 20/Tahâ, 80.
5.    Bkz. 5/Mâide, 113-115, İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr.
6.    Zerkeşî, el-Bürhân, I, 162; Suyûtî, el-İtkân, II,196.
7.    35/Fâtır, 12.
8.    16/Nahl, 14.
9.    37/Sâffât, 139-147.
10.    21/Enbiyâ, 87-88.
11.    68/Kalem, 48.
12.    7/A’râf, 163.
13.    18/Kehf, 60-63.

Sayfayı Paylaş