HZ. ZEKERİYÂ'NIN (A.S.) GERİ DÖNMEYEN DUÂSI

Somuncu Baba

"Çocuk anne baba için aynı zamanda fitne¸ yani sınav aracıdır. Nice insan için çocuk¸ dünya ve âhirette cennet vesîlesidir; kimi insan için ise derttir¸ tasadır¸ pişmanlık ve nedâmettir. Çocukları sayesinde hidâyete eren sâlih insanlar vardır; yine çocukları sebebiyle yoldan çıkan¸ günaha düşen bedbaht insanlar vardır. Kısacası çocuk¸ insanın cenneti de olabilir cehennemi de. Her iki durum¸ hem anne-babayı etkiler hem de çocukları."


Hz. Zekeriyâ (a.s.)¸ Hz. Meryem'in teyzesinin kocası/eniştesi¸ Hz. Îsâ (a.s.)'nın müjdecisi Hz. Yahyâ (a.s.)'nın babasıdır. Filistin Bölgesi'nde yaşamış marangozluk yapmış ve şehid olarak dünyadan ayrılmıştır. Hz. Zekeriyâ (a.s.)¸ kura sonucu¸ mâbede ibadete adanan Hz. Meryem'in himâyesini üzerine almıştı. Onun yanına geldiğinde¸ mevsim normalleri üstünde taze meyveler bulurdu. Bunların nereden geldiğini sorduğunda¸ Meryem¸ Allah katından gönderildiğini söyleyince¸ Hz. Zekeriyâ (a.s.)¸ ihtiyar ömrüne rağmen¸ bütün bunları yapmaya kâdir olan Rabb'inden çocuk ister. Onun içtenlikle yaptığı duâ kabul edilir ve oğlu Hz. Yahyâ'nın doğum müjdesini alır.


Bir İbretlik Kıssa


Kur'ân¸ Hz. Zekeriyâ (a.s.)'nın bu ibretlik kıssasını şöyle anlatır:


“Orada Zekeriyâ Rabb'ine duâ etti: ‘Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet¸ doğrusu Sen duâyı işitirsin.


Mâbedde namaz kılarken melekler ona seslendiler: ‘Allah sana¸ Allah'ın emriyle (vücut bulan Îsâ'yı) tasdîk eden¸ efendi¸ iffetli¸ iyilerden bir peygamber olarak Yahyâ'yı müjdeler.'


‘Ya Rabbi! Ben artık iyice kocamış¸ karım da kısırken nasıl oğlum olabilir.' dedi. Allah: ‘Böyledir¸ Allah dilediğini yapar.' dedi.


‘Ya Rabbi! Bana bir alâmet ver.' dedi. ‘Alâmetin¸ üç gün¸ işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır. Rabb'ini çok an¸ akşam sabah hamd et.' dedi.”1


“Bu¸ Rabb'inin kulu Zekeriyâ'ya olan rahmetini anmadır. O Rabb'ine içinden yalvarmıştı. Şöyle demişti: ‘Rabb'im! Gerçekten kemiklerim zayıfladı¸ saçlarım ağardı. Rabb'im! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım.


Doğrusu¸ benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki¸ bana ve Yakup oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Senin rızânı kazanmasını da ona sağla.'


Allah¸ ‘Ey Zekeriyâ! Sana¸ Yahyâ isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik.' buyurdu.


Zekeriy⸠‘Rabb'im! Karım kısır¸ ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?' dedi.


Allah¸ ‘Rabb'in böyle buyurdu; ‘Çünkü bu bana kolaydır¸ nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım.' dedi.


Zekeriy⸠‘Rabb'im! Öyleyse bana bir alâmet ver.' dedi. Allah: ‘Senin alâmetin¸ sağlam ve sıhhatli olduğun hâlde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır.' buyurdu.


Zekeriyâ bunun üzerine mâbedden çıkıp milletine: ‘Sabah akşam Allah'ı tesbîh edin.' diye işarette bulundu.”2


“Zekeriyâ da¸ ‘Rabb'im! Beni tek başıma bırakma¸ Sen vârislerin en hayırlısısın.' diye nidâ etmişti.


Biz de ona icâbet ederek¸ Yahyâ'yı bahşetmiş¸ eşini de doğum yapacak hâle getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar¸ korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.”3


İnsanın Gönül Meyvesi


Şimdi de Hz. Zekeriyâ (a.s.) kıssasından alınması gereken mesajları görelim:


Çocuk sahibi olmak isteği insanda var olan fıtrî bir tutkudur. Çünkü insan¸ çocukları sayesinde kısa ve sınırlı ömründe yapamadığı ideallerini gerçekleştirmek ister¸ öldükten sonra da soyunu devam ettirip unutulmaktan kurtulmak ister. Şeytan¸ Hz. Âdem'e secde etmeyerek İlahî emre başkaldırınca¸ Allah'tan kendisine süre verilmesini/ömür istedi. Hz. Âdem ile Hz. Havva ise¸ yasak meyveden yiyince Allah'tan kendilerine çocuk vermesini istediler. İki istek de kabul edildi. Şeytanın bu isteği onun azgınlığını ve azgınları artırdı. Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın isteği ise hem iyilerin hem de kötülerin yetişmesini sağladı.


Çocuk¸ insanın gönül meyvesidir¸ göz aydınlığıdır. Çocuk¸ insan neslinin devam etmesini sağlayan ve ölümlü insanın ölümsüzleşme tutkusunu kısmen de olsa gerçekleştiren şeydir. Bu itibarla çocuk hem temelimiz hem geleceğimiz hem de geride bıraktığımız yâdigârımızdır.


Çocuklar¸ Yüce Allah'ın üzerimizdeki nimetlerinin en büyüğü ve O'nun bizdeki emânetleridir. Çocuk anne baba için aynı zamanda fitne¸ yani sınav aracıdır. Nice insan için çocuk¸ dünya ve âhirette cennet vesilesidir; kimi insan için ise çocuk¸ derttir¸ tasadır¸ pişmanlık ve nedâmettir. Çocukları sayesinde hidâyete eren sâlih insanlar vardır; yine çocukları sebebiyle yoldan çıkan¸ günaha düşen bedbaht insanlar vardır. Kısacası çocuk insanın cenneti de olabilir cehennemi de. Her iki durum¸ hem anne babayı etkiler hem de çocukları.


İnsanlar¸ çoğu zaman çocukları için yaşarlar¸ çocukları için pek çok şeye katlanırlar. Çocuk sevgisinin insanda yaptıramayacağı şey yoktur. Evlat acısı da onulmaz yaralardan biridir.


Zekeriyâ (a.s.)¸ ihtiyarlığında Rabb'inden çocuk istiyor. O¸ kendisinin ve karısının ihtiyarlığına rağmen ümidini kesmiyor ve istiyor. Ancak yalnızca Rabb'inden istiyor¸ herhangi bir yatırdan yahut başkasından değil.


O¸ Rabb'inden¸ yolunu devam ettirecek temiz bir soy istiyor. Zira önemli olan yalnızca çocuk sahibi olmak değil¸ tertemiz sâlih bir evlâda sahip olmaktır. Nitekim nice anne babalar vardır ki¸ hayırsız evlatlardan çok çekmişler ve öyle evlâda sahip olmamayı çok istemişlerdir.


Kabul Olan Duâ


Duâların kabulü için¸ duânın müstecâb olduğu saatleri ve yerleri kollamak gerekir. Evet¸ her zaman ve her yerde duâ edilebilir. Ancak bazı zamanlar ve bazı mekânlar makbul duâlar için¸ değerlendirilmesi gereken çok önemli fırsatlardır. Hz. Zekeriyâ (a.s.)'da Hz. Meryem'i mâbedde ziyaretine geldiğinde¸ onun yanında Allah katından ona bahşedilmiş rızıkları görünce¸ hemen oracıkta duâya durmuştu. “Ey olmazları olduran Rabb'im.” diyerek O'ndan istemişti.


Du⸠Yüce Rabb'e kulun hâlini arz edişidir. Duâda kul¸ bütün samimiyetiyle hâlini Rabb'ine arz etmeli¸ yalvarıp yakarmalı¸ aslâ ümitsizliğe düşmemelidir. Du⸠Rabb'imizden istemektir. Bunun için Rabb'imizden istemeye yüzümüz olmalı¸ duâdan önce hayırlı bir iş¸ sâlih bir amel sunulmalı¸ önceden yapılan güzel ameller vesîle kılınarak Rabb'imizden istenmelidir. Tıpkı Fâtiha Suresi'nde¸ “Yalnızca sana ibadet eder¸ yalnızca senden yardım dileriz.” diye duâ ettiğimiz gibi. Önce kulluk ve ibadetimizi O'na sunmalı¸ sonra O'ndan istemeliyiz. Nitekim Yüce Rabb'imiz¸ şöyle buyurmuştur: “Ey İnananlar! Allah'tan sakının¸ O'na ulaşmaya yol (vesîle) arayın¸ yolunda cihad edin ki kurtulasınız.”4 Âyette geçen vesîle kelimesi¸ kulu Yüce Allah'a yaklaştıracak sâlih ameller olarak anlaşılmıştır.


Duâların kabulüne şahit olduğumuz zaman da aslâ şımarmamalı ve öncekinden daha fazla Rabb'imize hamd ü sen⸠tesbîh ve zikirle O'na şükretmeliyiz. Zira nimete şükür¸ nimetin artmasına ve onun bizde kalmasına vesîledir. Bu konuda Rabb'imiz¸ Şâyet nimetlerime şükrederseniz¸ size kat be kat artırırım.”5 buyurmaktadır.


Yüce Rabb'imiz¸ erişilmez kudretiyle olmazları oldurur. O'nun bu ikramları karşısında insan hayretler içerisinde kalabilir. O'nun bahşettikleri karşısında diller lâl olur¸ hayretler içerisinde kalan insan¸ söyleyecek söz bulamaz. İşte tam bu noktada şükür secdelerine kapanılmalı¸ tesbîh ve zikri artırılmalıdır. Zekeriyâ (a.s.) da öyle yapmıştır. Üç gün insanlarla konuşmayı¸ dünyalıklarla uğraşmayı bırakmış ve kendisine lütfedilen o büyük nimete karşılık tesbîh ve şükürle meşgûl olmuştur. Onun bu süre içerisinde insanlarla işaretle anlaşması¸ dilinin tutulmasından değil¸ kendini ibadete vermesindendir.


Şehid olarak dünyadan ayrılan Hz. Zekeriyâ ve Hz. Yahyâ Peygamberlere selâm olsun!


 


Dipnot


 


1. 3/Âl-i İmrân¸ 38-41.


2. 19/Meryem¸ 2-11


3. 21/Enbiy⸠89-90


4. 5/Mâide¸ 35.


5. 14/İbrâhîm¸ 7.

Sayfayı Paylaş