HZ. ŞUAYB PEYGAMBER'İN (A.S) HAYATINI YÖNETEN NAMAZI

Somuncu Baba

“Onun namazı¸ hayatı kuşatan¸ hayata yön veren ve hayatı yöneten bir namazdı. Şuayb Peygamber'in namazı¸ seccâdesinde yahut namazgâhında kalmıyordu. Hayata yansıyordu. Onun namazı¸ Şuayb Peygamber'de kalan pasif bir namaz da değildi.”


Her kavme peygamber yahut davetçi gönderen Yüce Rabb'imiz¸ Medyen ahâlisi Eykelilere de Hz. Şuayb Peygamber'i göndermiştir. Eyke¸ ağaçları sık ve birbirine örülmüş koruluk ve orman demektir. Eyke¸ Şuayb Peygamber'in kavmi Medyenlilerin yurdudur. Tebuk'un kuzeyinde¸ Ürdün Nehri'nin doğu yakasında bir yerdir.


Kızıldeniz Kenarında


Medyen ise¸ Şam ve Medine arasında¸ Kızıldeniz kenarında bir yerleşim merkezinin adıdır. Şehir adını Medyen b. İbrahim'den almıştır. Hz. Şuayb¸ bu bölgede bulunan insanlara peygamber olarak gönderilmiştir. Hz. Mûsâ'nın Şuayb Peygamber'in davarlarını suladığı kuyu da bu şehirdedir. Âyetlerde Hz. Şuayb ve tevhid mücâdelesi şöyle anlatılır:


“Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Söyle dedi: ‘Ey benim kavmim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın. Doğrusu ben sizi bolluk içinde görüyorum ve hakkınızda kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.'


Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı tamamı tamamına yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.


İnanıyorsanız¸ Allah'ın geri bıraktığı helal kâr sizin için daha hayırlıdır. Ben size bekçi değilim.'


‘Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmamızı meneden senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında¸ yumuşak huylu birisin.' dediler.


‘Ey kavmim! Rabb'imden benim bir belgem olduğu ve bana güzel bir rızık da verdiği halde¸ O'na karşı gelebilir miyim? Söylesenize! Size yasak ettiğim şeylerde¸ aykırı hareket etmek istemem; gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur. Başarım ancak Allah'tandır¸ O'na güvendim; O'na yöneliyorum.' dedi.


‘Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz¸ Nuh milletine veya Hud milletine yahut da Sâlih milletine gelen felâketin bir benzerini¸ sakın başınıza getirmesin. Lut milleti sizden uzak değildir.


Rabb'inizden mağfiret dileyin; O'na tevbe edin; doğrusu Rabb'im merhamet eder ve çok sever.'


‘Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyor ve doğrusu seni aramızda güçsüz görüyoruz. Eğer taraftarların olmasaydı seni taşlardık. Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur.' dediler.


‘Ey kavmim! Benim taraftarlarım size göre Allah'tan daha mı değerlidir ki¸ Allah'a sırt çevirdiniz? Doğrusu Rabb'im yaptıklarınızı bilgisiyle kuşatmıştır.' dedi.


‘Ey kavmim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın¸ doğrusu ben de yapacağım. Kime rezil edici bir azabın geleceğini¸ kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin¸ doğrusu ben de sizinle beraber gözlüyorum.'


Buyruğumuz gelince¸ Şuayb'ı ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak kurtardık. Haksızlık yapanları bir çığlık yakaladı¸ oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.


Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.”1


“Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O: ‘Ey kavmim! Allah'a kulluk edin¸ âhiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.' dedi. Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.”2


Evrensel Hakikatler


Allah'ın Peygamberi ‘kavmim' diye onlara seslendi. Bu¸ onun onları ne kadar düşündüğünü ve sahiplendiğini gösteriyordu. Onlardan istedikleri ise bütün peygamberlerin istediği şu evrensel hakikatlerdi:


“Yalnızca Allah'a kulluk edin… Âhirete iman edin… Ölçüyü tartıyı tam yapın¸ ölçüde tartıda hile yapmayın¸ eksik ölçüp tartmayın… Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın… Hak yola pusu kurup insanları o yoldan alıkoymayın¸ saptırmayın… Rabb'inizden mağfiret dileyin¸ O'na dönün ve tevbe edin…”


Yüce Yaratıcı¸ kendi hakkı ile kullarının haklarını birlikte sahipleniyor ve bu hakları çiğneyenleri cezâlandıracağını haber veriyor. Bir yerde Allah'ın hakları ve kulların hakları çiğnenirse orada bozgunculuk olacak¸ bu her türlü günahın yaygınlaşmasına ve insanların huzur ve mutluluğunun sona ermesine sebep olacaktır. Özellikle ölçüde tartıda adaletli olmak¸ bir toplumu ayakta tutan en temel sebeptir. Ölçü tartı¸ yalnızca alış verişlerdeki ölçü tartı ile sınırlı değildir. Hayatın bütün alanlarında ölçülü¸ dengeli olmaktır önemli olan.


Kavmin Şuayb'a Cevabı


Hz. Şuayb'ın bu samimi ve insan fıtratına uygun olan ve onların dünya âhiret hayırlarına olan çağrılarına kavminin cevabı nasıl oldu? Tıpkı önceki helâk edilen kavimlerin cevabı gibi oldu. Şöyle dediler:


“Sen büyülenmişsin… Sen yalan söylüyorsun… Sen de bizim gibi insansın… Ya bu davandan vazgeçersin yahut seni ve sana inananları bu şehrimizden sürüp çıkarırız! Seni ve taraftarlarını taşlarız… Bütün bu bize söylediklerini sana namazın mı emrediyor?


“İçimizde aklı başında yumuşak huylu birisin” dedikleri Şuayb Peygamber'e ‘yalancısın' demeye ve onu tehdit etmeye başladılar. Onun söylediği hakikatlere karşılık bir cevap bulamadılar¸ tehdîde sığındılar. Tıpkı hakikat karşısında âciz kalan diğer insanlar gibi. Onu taşlamayla¸ sürgünle tehdîd ettiler.


Onların söyledikleri bu sözlerden en çarpıcı olanı ise¸ “Bütün bu bize söylediklerini sana namazın mı emrediyor? cümlesi idi.


Evet¸ Hz. Şuayb namazı emrediyordu. Zira onun namazı¸ hayatı kuşatan¸ hayata yön veren ve hayatı yöneten bir namazdı. Şuayb Peygamber'in namazı¸ seccâdesinde yahut namazgâhında kalmıyordu. Hayata yansıyordu. Onun namazı¸ Şuayb Peygamber'de kalan pasif bir namaz da değildi. Çevresine hakikatleri emreden aktif bir namazdı. Çünkü namaz¸ bir dolum ve olum ameliyesi idi. Namazla olan ve mânen dolan mü'min¸ namaz sonrası hayatına namaz ruhunu taşımalıydı. Nitekim son Peygamber (s.a.v.)'e gelen âyette Yüce Yaratıcımız bu hakikati bir kez daha tekrar ediyordu:


“Namazı kıl; muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah'ı anmak en büyük şeydir! Allah yaptıklarınızı bilir.”3


Namaz¸ İslâm'ın direğidir. Diğer ibadetler¸ belli zamanlarda¸ belli şartlarda ve belli mekânlarda edâ edilir. Sözgelimi oruç Ramazan'da tutulur¸ hac Hicaz'da yapılır¸ zekâtı zengin olanlar verir… Bu ibadetler¸ bazı kişilerden¸ bazı şartlarda düşebilir. Hastalar oruç tutmayabilir¸ fakirler zekâtla yükümlü değildir. Ama namaz¸ her Müslüman tarafından¸ her şartta¸ her yerde ve her zaman kılınmalıdır. Namaz¸ hiç kimseden¸ hiç bir şartta düşmez. Hazarda seferde kılınır¸ sağlıkta hastalıkta kılınır; zengin fakir¸ genç ihtiyar herkes onu kılar. Onun için Hz. Şuayb namazı emrediyordu¸ O kutlu peygamberin kavminden istedikleri de namazın emrettiği şeylerdi. Namaz sahibine ve çevresine istikâmette kalmayı¸ iyiliklerin adamı olmayı¸ her konuda ölçülü ve dengeli olmayı emreden bir ibadettir.


İnkârcı Kavmin Sonu


Bütün bu inkâr¸ bozgunculuk ve tehditlerin sonucu kavim ‘bulutlu bir günün azabıyla' cezalandırıldılar; ‘şiddetli bir sarsıntı' ile sarsıldılar; ‘korkunç bir çığlık ve titreme' onların sonu oldu; diz üstü çöküverdiler; sanki hiç yaşamamış gibi oldular. Onlardan geriye bir iz bile kalmadı.


Yüce Rabb'imiz¸ tarih boyunca pek çok toplumu işledikleri cürümler yüzünden dünyada cezâlandırmıştır. O¸ kudretini kullarına göstermek için suyla¸ ateşle¸ sesle¸ kıtlıkla¸ kasırgayla¸ salgın hastalıklarla¸ sarsıntıyla helâk etmiştir. Bu helâk şekillerinde toplumların işledikleri günahlarla¸ helâk şekilleri arasında da bir ilişki görülmektedir. Sözgelimi¸ Yüce Allah'ın kadın-erkek ilişkilerinde koyduğu ölçüyü ters yüz eden Lut kavmi¸ tersyüz edilerek helâk edilmiştir. Hakikatin sesini kısmak isteyen nice inkârcı toplum¸ güçlü bir ses ile yok olup gitmiştir. İlâhî kattan gelen seş onların seslerini soluklarını kısıvermiştir.


Bir âyetinde Yüce Rabb'imiz¸ Muhammed ümmetine şöyle bir müjde verir: “Oysa sen içlerinde iken Allah onlara azap etmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azap edecek değildir.”4 İnsanlığın son halkası¸ Muhammed (s.a.v.)'in ümmeti¸ toplu olarak helâk edilmese de; insanlık tarihinde cereyan eden helâk çeşitleri mahallî olarak bugün de gerçekleşmektedir. Dolayısıyla insanlar¸ nasıl olsa biz toplu helâkten korunduk diyerek sorumsuz bir hayatın adamı olamazlar.


Bütün uyarılara rağmen¸ toplumlar isyana devam ederse bunun sonu dünyada yıkım¸ helâk; âhirette azaptır. Yüce Allah¸ kullarına mühlet verir¸ ancak onları ihmâl etmez. Yüce Allah¸ her insan¸ her topluma düşünüp taşınacağı¸ aklını başına alıp istikâmeti bulacağı bir süreyi/fırsatı verir. Buna rağmen insanlar akıllanmazsa¸ sonunda cezâlandırılırlar. Hiç kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Yüce Rabb'imiz¸ aslâ kullarına haksızlık etmez¸ ancak insanlar kendi kendilerine zulmederler.


Yüce Rabb'in hilm sahibi sâlih kulu Şuayb Peygamber'e selam olsun!


 


Dipnot


 


1. 11/Hûd¸ 84-94; Ayrıca bkz. 7/A'râf¸ 85-93; 26/Şuar⸠183-191.


2. 29/Ankebût¸ 36-37.


3. 29/Ankebût¸ 45.


4. 8/Enfâl¸ 33.

Sayfayı Paylaş