HZ. PEYGAMBER'İ SEVMEK VE SÜNNETİNE UYMAK

Somuncu Baba

“Peygamber'i gerçek mânâda seven mü'min¸ ihlâs ve samimiyetle¸ “Ben özümü Allah'a teslim ettim.” deyip dininde ve bizlere tebliğ ettiği bu dinin emir ve yasaklarına uyma hususunda ona tâbi olmak ve onu örnek edinmek zorundadır. Bunu yapmayan kişi¸ “Ben Allah'ı severim¸ ama emrini dinlemem¸ onun sevdiğini sevmem¸ onu sevenleri¸ onun yolunu gösterenleri¸ onun seçip gönderdiklerini sevmem¸ onlara benzemek istemem.” demiş olmaktadır. Bu da¸ “Ben kendimden başka bir şey sevmem¸ tevhîd yolunda yürümek istemem.” anlamına gelir. Allah'ın Resulüne uymamak ve onu örnek edinmemek¸ Al

Hz. Peygamber (s.a.v)'e iman etmek farzdır. Hz. Peygamber'e iman etmek İslâm'ın erkânından birisi¸ imanın da şartlarından bir şarttır. Bundan dolayı her Müslümanın onun Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna şehâdet etmesi¸ onun Rabbinden getirdiği her şeyi tasdik etmesi ve O'ndan gelen bütün sözleri ve fiilleri kabul ederek¸ onu hayatında kendisine örnek alması gerekir.


Hz. Peygamber'i sevmek¸ her mü'min için en gerekli taatlerden biridir. Zîrâ Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)¸ Buhârî ve Müslim'in Enes b. Mâlik (r.a)'den rivâyet ettikleri bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:


Sizden birinize ben¸ annesinden¸ babasından¸ çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe o kimse tam iman etmiş olamaz.[1]


Bu zikretmiş olduğum hadîs-i şerifin başka bir rivâyet şeklinde şöyle nakledilmiştir:


Sizden birinize ben¸ kendi nefsinden¸ annesinden¸ babasından¸ çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş sayılmaz.


Bu sevgi bir insanda gerçekleşmezse¸ o insan gerçek mü'min olamaz. Nitekim Abdullah b. Hişâm¸ Hz. Ömer (r.a)'ın bir gün Peygamber (s.a.v)'e şöyle dediğini rivâyet etmiştir:


“Ey Allah'ın Resulü sen bana¸ nefsim hariç her şeyden daha fazla sevimlisin.” demiştir.


Hz. Peygamber (s.a.v) ise¸ ona “Hayır ey Ömer¸ nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki; sen¸ beni nefsinden de daha fazla sevmedikçe gerçek iman etmiş olamazsın.” buyurmuştur.


Hz. Ömer (r.a)'de ona; “Vallahi şimdi sen bana nefsimden de daha fazla sevimlisin.” dediğinde¸ Hz. Peygamber (s.a.v); “Şimdi imanın kemale ermiştir ey Ömer!” demiştir.[2]


Şüphesiz ki insan¸ iyiliğin esiridir. Kalpler kendisine iyilik yapana karşı sevgi duymak üzere yaratılmıştır. Eğer bir insan¸ kendisine iyilik yapan bir insanı severse ya ona bir hediye verir veya dar zamanında ona yardım eder. Bir kişi başka bir kişiyi sevince bunları yaparsa¸ o hâlde¸ bütün âlemlere hidâyetle gelen¸ bütün insanlık için rahmetle gönderilen insanlara kitabı ve hikmeti öğreten¸ dünya ve âhiret saadetine kavuşma yolunu açıklayan bu Yüce Peygamber'e karşı tutumumuzun nasıl olması gerekir?


Burada hemen şunu ifade etmemiz gerekir: Hiç şüphesiz ki; Allah sevgisinden sonra sevgiye en lâyık olan Hz. Muhammed (s.a.v)'dir. Zîrâ Yüce Allah¸ bir âyet-i kerîmede Hz. Peygamber (s.a.v)'e hitâben şöyle buyurmaktadır:


“(Ey Habîbim!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.[3]


Allah¸ iki vasıtayla bilinip tanınır: Onlardan biri akıl¸ diğeri ise peygamberdir. Allah'ı birinci vasıtayla bilip anlamak yeterli değildir. Varlık âlemindeki mükemmel düzen ve şaşmayan kanunların bir planlayıcının ve bir kanun koyucunun varlığına delalet ettiğini akıl yoluyla bilip anlamak mümkündür. Ancak O yüce kudretin sıfatlarını¸ emirlerini¸ kullarından beklediklerini¸ bu dünyayı insanlara hazırlamasının nedenlerini¸ akıl yoluyla bilmek mümkün değildir. Bunları bizlere akıl değil¸ ancak peygamber haber verip öğretebilir. Peygamberin getirip haber verdiği bilgiler akılla birleşince asıl yol ve amaç belirlenmiş olur.


O hâlde peygamber¸ ilâhî rahmeti ve O'nun kullarına olan buyruklarını yansıtan bir ayna¸ O'nun kanunlarını haber veren bir alıcı-verici¸  O'nu kullarına tanıtan bir rehber; kulluk görevinin anlamını ve ölçüsünü insanlara öğreten bir öğretmendir.


Bu nedenle Allah'ın sevgisine erebilmenin tek yolu¸ peygamberi sevmek ve onun getirdiklerini gönülden benimseyip kabul etmek; ilâhî rahmetin insanlıktan yana ışık ve enerjisini ondan almaktır.


Hz. Peygamber Sevgisinin Alâmetleri


Hz. Peygamber (s.a.v)'i gerçekten seven bir mü'minde bulunması gereken bazı vasıflar vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:


1. Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnet-i seniyyesine uymak; O'nun hayat tarzına hayatımızı uydurmak. Nitekim Cenâb-ı Allah¸ “Andolsun ki Allah'ın Resûlünde sizin için¸ Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.”[4] buyurmaktadır.


Allah'ın rızası ve sevgisi¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetine uymakla elde edilebilir. Bir mü'minin en büyük ideali¸ kendisini Allah'a sevdirmektir. Yani O'nun rızasını kazanmak¸ gazabından korunmaktır.


Allah'ı sevenlerin¸ “Ben özümü Allah'a teslim ettim¸ bana uyanlar da öyle.[5] diyen Resulullah'ı sevmesi ve onun sünnetine uyması gerekir. Peygamberi gerçekten seven mü'min¸ ihlâs ve samimiyetle¸ “Ben özümü Allah'a teslim ettim.” deyip dininde ve bizlere tebliğ ettiği bu dinin emir ve yasaklarına uyma hususunda ona uymak ve onu örnek edinmek zorundadır. Bunu yapmayan kişi¸ “Ben Allah'ı severim¸ ama emrini dinlemem¸ O'nun sevdiğini sevmem¸ O'nu sevenleri¸ O'nun yolunu gösterenleri¸ O'nun seçip gönderdiklerini sevmem¸ onlara benzemek istemem.” demiş olmaktadır.  Bu da¸ “Ben kendimden başka bir şey sevmem¸ tevhîd yolunda yürümek istemem.” anlamına gelir. Allah'ın Resûlüne uymamak ve onu örnek edinmemek¸ Allah'ın gazabını celbeder ve rahmetinden mahrum olmaya sebep olur.


Allah'ın velî kullarından olan Sehl b.Abdullah et-Tüsterî şöyle demektedir: “Allah'ı sevmenin alâmeti¸ Kur'an'ı sevip anlamaktır. Kur'an'ı sevmenin alâmeti¸ Rasulullah Efendimizi sevmektir. Rasulullah'ı sevmenin alâmeti¸ onun sünnetini severek yerine getirmektir. Allah'ı¸ Kur'an'ı¸ Peygamberi ve Sünnetini sevmenin alâmeti ise¸ âhireti sevmek ve ona hazırlanmaktır. Âhireti sevmenin alâmeti¸ kendini bilip sevmektir. Kendini sevmenin alâmeti¸ dünyanın aldatıcı¸ oyalayıcı yanlarını sevmemektir. Bunun da alâmeti¸ insanı amaca ulaştıracak kadar rızkı helâl yoldan elde etmektir.”[6]


2. Hz. Peygamber (s.a.v)'in sözünü kabul edip¸ hükmüne razı olmak. Bir âyet-i kerîmede Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Hayır; Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp¸ sonra da verdiğin hükme karşı¸ içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın (onu) tam mânâsıyla kabullenmedikçe iman etmiş olamazlar.”[7]


Yüce Allah bu âyette şu üç noktaya dikkatimizi çekiyor:


a. Her meselede Rasûlullah'ın hakemliğine başvurmak.


b. Onun verdiği hükümden dolayı içimizde hiçbir sıkıntı ve rahatsızlık duymamak.


c. Tam bir teslimiyetle ona boyun eğmek.


Kur'an-ı Kerim¸ mü'minlerin mutlak teslimiyetten öte başka bir tercih haklarının da olmadığını kesin bir ifade ile şöyle haber vermektedir: “Mü'min bir erkek ve kadın için¸ Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman¸ artık onlar için hiç bir tercih hakkı yoktur…[8]


Hz. Peygamber (s.a.v)'in emrine itaat etmemek¸ ona sırt çevirmek¸ Allah'ın emrine isyandır. Hz. Peygamber (s.a.v)'e karşı izhar edilen her duygu ve hareket¸ aslında Allah'a karşı izhar edilmiş demektir.  Kur'an'da bazı âyetlerde Hz. Peygamber (s.a.v)'e isyan¸ hüsran ve bedbahtlık sebebi olarak gösterilmektedir.


Peygamberin emrine aykırı hareket edenler¸ başlarına büyük bir felâket gelmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.”[9]


Nisâ suresinde de şöyle buyrulur:


“Kim kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar¸ mü'minlerin yolundan başka bir yola giderse¸ onu o yolda yapayalnız bırakırız ve onu cehenneme sokarız! Cehennem ne kötü bir yerdir.”[10]


Hz. Peygamber (s.a.v)'e tâbî olup¸ onu örnek edinmek hususunda bizzat Rasulullah'ın söylediği birkaç cümleyi de hatırlayalım: “Kim bana itaat ederse¸ Allah'a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse¸ Allah'a isyan etmiş olur.”


Buhârî'nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte ise Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
“Bütün ümmetim cennete girecektir¸ ancak yüz çevirenler müstesnâ!” Dediler ki:


— Ey Allah'ın Resulü! Yüz çeviren kimdir?


— Kim bana itaat ederse cennete girer. Bana isyan edene gelince o¸ yüz çevirmiştir.”


Bu dünyada peygambere itaat etmenin¸ onu örnek edinmenin önemini anlamayıp¸ ona itaat etmeyen kişi âhirette pişmanlık duyacaktır. Yüce Allah¸ âhirette bu pişmanlığı duyanların hâlini bize şöyle açıklamaktadır:


“O gün zâlim¸ ellerini ısırıp diyecek ki: Keşke ben de o Peygamberle aynı yola girseydim!… Vay başıma! Keşke falancayı dost edinmesem¸ onu örnek almasaydım.[11]


3. İnsanlar arasında O'nun dini olan İslâm'ı yaymak¸ tevhîd bayrağını yükseltmek ve Yüce Allah'ın kesinlikle izin vermediği putperestliği ortadan kaldırmak.


Hz. Peygamber (s.a.v)¸ son peygamberdir. Ondan sonra kıyamete kadar başka bir peygamber gelmeyecektir. O hâlde onun İslâm'ı tebliğ görevini¸ kıyamete kadar gelecek insanlara¸ kim yapacaktır? Elbette ona iman eden ve onu gerçek mânâda seven mü'minler yapacaktır. İşte Hz. Peygamberi gerçek mânâda seven bir mü'min¸ İslâm dinini yaymak ve tevhîd bayrağını yükseltmek için çalışıp gayret sarfetmek zorundadır.


4. İyiliği emretmek¸ kötülükten sakındırmak¸ Allah için¸ kitabı için¸ Peygamberi için ve bütün Müslümanlar için nasihatte bulunmak.


Nitekim Ümmet-i Muhammed'in en hayırlı ümmet olmasının sebeplerinden birinin¸ iyiliği emretmeler ve kötülükten sakındırmalar olduğunu Yüce Allah şöyle açıklamaktadır:


Siz¸ insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder¸ kötülükten sakındırır ve Allah'a iman edersiniz…[12]


Sevgili Peygamberimiz de bir hadislerinde; “Sizden kim kötü ve çirkin bir iş görürse¸ onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa¸ diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse¸ kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.”[13] buyurmaktadır.


5. Hz. Peygamber (s.a.v)'in güzel ahlâkıyla ahlâklanmak ve bütün kötü ahlâk ve davranışlardan sakınmak.


Çünkü Sevgili Peygamberimiz; Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.  buyurmaktadır.[14]


Hz. Peygamber'in yolundan gitmek¸ onun ahlâkıyla ahlâklanmakla olacağına göre¸ herkesin kendisini¸ yaptıklarını ve kimin yolundan gittiğini ve kimin ahlâkıyla ahlâklandığını bilmesi ve kontrol etmesi lazımdır.


Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ne kadar güzel söylemiştir:


  Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir¸


  Davransana eller de senin¸ baş da senindir.[15]


Gerçekten¸ eller bizim elimizse ve taşıdığımız başa da bizim diyebiliyorsak¸ başımızı iki elimizin arasına alıp¸ biz neyiz ve kimin yolundayız diye düşünmemiz lazımdır.


6. Hz. Peygamber (s.a.v)'e saygı ve hürmet göstermek.


Sahâbîler (Allah onlardan razı olsun)¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'e saygılarından dolayı seslerini onun sesinden fazla yükseltmezlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v)'e bu derece saygı ve hürmet gösterirlerdi. Nitekim Yüce Allah: “Ey inananlar¸ seslerinizi¸ Peygamberin sesinin üstüne çıkarmayın¸ birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla da öyle yüksek sesle konuşmayın¸ yoksa siz farkında olmadan¸ amelleriniz boşa gider.[16] buyurmaktadır.


Bu saygı ve hürmet o hayatta iken böyleydi. Bizler de ondan sonra onun emir ve buyruklarına saygı göstermeliyiz. Ondan sahih yolla nakledilen sünneti kabul edip hayatımızı onun hayat felsefesi doğrultusunda düzenlemeliyiz. Yani onun sünnetini hayatımızda uygulamalıyız. Böylece ona olan saygı ve hürmetimizi ispat etmeliyiz.


  7. Hz. Peygamber (s.a.v)'e daima salât ve selâmda bulunmak.


Zîrâ Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Allah ve Melekleri¸ Peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeye¸ şanını yüceltmeye özen göstermekte)dir. Ey inananlar! Siz de ona salât edin¸ (onun şanını yüceltmeye özen gösterin) içtenlikle selam edin (ona esenlik dileyin.)”[17]


Yüce Allah¸ bu âyet-i kerimede bütün mü'minlere Peygamberine salât ve selâm etmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini istemektedir. “Allahümme Salli alâ Muhammed.” demek salât¸ “Esselâmü aleyke eyyühen-nebiy.” demek selamdır. Hz. Peygamber (s.a.v)'den rivâyet edilen çok sayıda Salâvât-ı Şerîfe vardır. Bunları okumak¸ mümkün olduğu kadar çok salât ve selâm getirmek¸ Peygamber (s.a.v)'in sevgisini celb eder¸ kıyamette de şefaatine sebep olur.


Nitekim Sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet gününde insanların bana en yakın olanları¸ bana en çok salât ü selâm getirenleridir.”[18]; “Kim bana bir defa salât ü selâm getirirse¸ bu sebeple Allah Teâlâ da ona on misli merhamet eder; o kimsenin on günahını bağışlar ve mânevî derecelerini on derece daha yükseltir.”[19]


   İşte Hz. Peygamber (s.a.v)'i gerçekten seven her Müslümanda bu vasıfların bulunması gerekir. Aksi hâlde insan tam mânâsıyla imanın meyvesinden istifade edemez ve Hz. Peygamber (s.a.v)'in şefâatine nâil olamaz.


Sonuç olarak diyebiliriz ki; Hz. Peygamber'i sevmek¸ onun ahlâkıyla ahlâklanmak ve ona tâbi olmaktır. Ona tâbi olmak da ancak onun sünnetini öğrenip hayatımıza yansıtmakla mümkün olur. Onu sevip ona uymak Yüce Rabbimizin bir emridir.


Hangi asırda yaşarsak yaşayalım¸ hangi devirde bulunursak bulunalım¸ önümüzde cereyan eden hâdiseler hangi cinsten olursa olsun¸ bizlere düşen görev; Hz. Peygamber'i sevmek ve getirdiği prensipleri benimseyip¸ hayatımızı onun hayat felsefesine uygun hâle getirmektir. Yani kısacası; onun gibi düşünen¸ onun gibi yaşayan¸ onun gibi ibadet eden iyi bir kul ve Müslüman olmaya ve bu uğurda elimizden gelen gayreti göstermeye çalışmalıyız.


* Prof. Dr.






[1] Buhârî¸ İman: 8; Müslim¸ İman: 69¸ 70.



[2] Buhârî¸ Muhtasarı Tecrid-i Sarih Terc¸ I¸ 31.



[3] 3/Âl-i İmrân¸ 31.



[4] 33/Ahzâb¸ 21.



[5] 3/Âl-i İmrân¸ 20.



[6] Celal Yıldırım¸ İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri¸ Anadolu Yay.¸ İzmir¸ trş II¸ 884.



[7] 4/Nis⸠65.



[8] 33/Ahzâb¸ 36.



[9] 24/Nûr¸ 63.



[10] 4/Nis⸠115



[11] 25/Furkân. 27¸ 28.



[12] 3/Al-i İmrân¸ 110.



[13] Müslim¸ İman¸ 78.



[14] Tirmîzî¸ Hüsnü'l-Huluk¸ 8.



[15] Ersoy¸ Mehmet Akif¸ Safahat¸ İst¸ trş I¸ 400.



[16] 49/Hucurât¸ 2.



[17] 33/Ahzâb¸ 56.



[18] Tirmizî¸ Salât¸ 357



[19] Neseî¸ Sehv¸ 55

Sayfayı Paylaş